"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Merak ettiklerim

Hem <B>‘Başkalarının hayatı çeker bizi’</B> mısrasının işaret ettiği tutku, hem de eski koca <B>Refik Erduran</B>’la yıllar sonra girişilen hesaplaşmada son durumu öğrenme merakıyla <B>Leyla Umar’</B>ın anı kitabı <B>‘Geriye Yazılar Kaldı’</B>yı hevesle okudum.

Bir tatmin hissiyle dolup taştığımı söylemeliyim. Şimdi merak ettiğim şu: Acaba Refik Erduran, bize bir ‘sağlama’ imkánı vermek için anılarını kaleme almayı düşünmez mi? Ve yazacağı anılarda, bir ara ‘Refik Erduran İslamcı oldu’ dedikodularına neden olacak kadar İslami kesimle yakın diyalog içindeyken, birdenbire ‘Viagra deneyimi’yle kamuoyunun huzuruna çıkarak İslami kesimden hızla uzaklaşmasının esrarı ve hikmetini de açıklayamaz mı?

‘Beni Kalbimden Vuranlar Var Ya’ adlı popüler romanla gündemde olan Reşat Çalışlar, bu zamana kadar hep ‘Gazeteci Oral Çalışlar’ın oğlu’ diye anılıyordu. Kitabı okuyup, ‘Eski 10 liraların arkasındaki Atatürk’e çelenk uzatan kızları andıran bir ‘ilkokulsal’ saflığı ve doğruluğu vardı’ gibi birçok ‘çarpıcı’ cümlenin altını çizdikten ve Reşat’ı kutsadıktan sonra şunu merak etmeye başladım: Acaba Oral Çalışlar bundan böyle ‘Reşat Çalışlar’ın babası’ diye mi anılacak?

Son bayrak olayıyla ilgili duyduğum en baba tanımlama şu: ‘Biz bir galeyan toplumuyuz.’ Türkiye’nin dört bir yanında yapılan bayrak gösterilerinin mahiyetini kavrayabilmemize yardımcı olan bu şahane tanımlamanın patenti kime ait, bunu merak ediyoruz. Bana göre bu tanımlama Murat Belge’ye ait; çünkü ondan okudum. Bir arkadaşım ise ısrarla Nihat Genç’e ait olduğunu iddia ediyor, televizyonda Nihat Genç’ten duymuş... Şimdi bilenlerden öğrenmek istiyoruz: Buluş kimin? Murat Belge’nin mi? Nihat Genç’in mi?

Türk edebiyatının sıradışı romancısı Oğuz Atay’ın yaşam öyküsü ‘Ben Buradayım’ adıyla İletişim Yayınları’ndan çıktı. Bir Oğuz Atay uzmanı olan Yıldız Ecevit tarafından kaleme alınan kitap -hadi o bildik klişeyle ifade edelim- bir kuyumcu titizliğiyle işlenmiş. Bir Oğuz Atay hayranı olarak hemen alıp sular seller gibi okudum. Sonuçtan memnunum. Ancak Yıldız Ecevit’in ‘eski’ Zaman Gazetesi hakkında ‘sağcı’ nitelemesinde bulunmasına takıldım. Bir grup entelektüel İslamcı tarafından çıkarılan ‘eski’ Zaman’ın sağcılıkla filan bir ilgisi yoktu. Merak ediyorum: Yıldız Ecevit, işin bu kısmını yeterince araştıramadı mı?


Bir muradım var


Tanrım...

Bir gün gelecek ben de herhangi bir yazıma şöyle bir giriş yapabilecek miyim:

‘Breh breh... Bu ne biçim köftedir... Parmaklarımızı yedik... İçimiz elvermedi, çiğden yanımıza aldık iki paket. Eve getirdik. Bizim maç ekibi, şöminenin ilkel koşullarında pişmişini yedi... Olmaz böyle bir şey dediler. Bir efsane köfte. Edirne köftesi...’ (Hıncal Uluç, Sabah)

İşte budur...

Yazarınız işte böyle yazılar döktürebilecek mertebeye erişmenin hayaliyle yanıp tutuştuğunu itiraf etmekten çekinmemektedir ve şöyle hem de Türkçe dua etmektedir:

Tanrım, ne olur! Bendeki özentinin oranı artsın ve dejenerasyon hız kazansın da, şu baş belası ‘ayıplanma korkusu’nu bir an önce yeneyim, ‘topluluk içinde gösterilme korkusu’nu atlatayım.

Ve ‘büyük usta’dan aldığım bu ‘şahane ayak’la, yazılarımdan birine mesela şöyle bir giriş yapabileyim:

‘The House Cafe’ye gittim, bir deniz mahsullü salata söyledim. Breh breh... Bu ne biçim deniz mahsullü salatadır. Karides yerine parmaklarımı yedim.’

Ne olur, o günler gelsin, gelsin İstanbul...
X