"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Meclis’e ilk kez giden Latif’e 10 soru sordum

YAKINDAN müşahede ettim: Meclis’te bizim Latif Demirci’nin çok hayranı var.<br><br>Cepheleşmiş bir Meclis’in ortak paydası olmuş Latif’in karikatürleri.

“Tayyip Erdoğan’ı çok güzel çiziyorsunuz” diyenler...
“Ben Press Bey hayranıyım” diyenler...
“Önce Kelebek’teki ‘Evli ve Cepli’ye bakıyorum” diyenler...
Fakat bütün bu övgüler, Latif Demirci’nin Meclis’te yaşadığı tedirginliği, kasmayı, gerilimi ve acemiliği üzerinden atmasını sağlamadı.
Ve çok geçmeden “mesele” anlaşıldı: Latif, hayatında ilk kez Meclis görüyormuş.
Bu durumda bana da “Hayatında ilk kez TBMM olgusuyla karşı karşıya kalan” Latif’le mülakat yapmak düştü. 10 soru sordum, 10 yanıt aldım... Takdim ediyorum:
* * *
*  Hadi itiraf et Latif... Meclis’te kendini sudan çıkmış balık gibi hissettin değil mi?
Hadi itiraf ediyorum, ilk gün artık ağır havadan mı, kravattan mı bilemiyorum ama terledim... Önemli bir işim varmış gibi, kimseyle göz göze gelmeden, kulisleri hızlı hızlı dolaşıyordum... Kaşarlanınca gensoru vermeye bile kalkıştım...
*  İlk defa Meclis’e gittin... Ne umdun, ne buldun?
Evet, Meclis’e ilk adımım benim için küçük, ama iktidar için uğursuzdu! 8. Madde düştü, beklemiyorduk doğrusu! Ayrıca şunu da belirteyim: Meclis iyi ama etrafı kötü! Her şeye rağmen ‘Daha da gelmem’ deyip, ipleri koparmam...
*  En çok neye şaşırdın?
Kulislerdeki sehpaların üstündeki zile... Hani basınca garson çay getiriyor ya...
*  Hayatında hiç bu kadar çay içmiş miydin?
Kanat’la seçim bölgemiz olan Hakkâri ve Şırnak’a gittiğimizde, bir de Gırgır döneminde sabahlarken bu kadar çay içmişliğim var... Meclis’te acemilik saatlerinde mecburmuşum gibi içmeye çalışıyordum ama ortama alışınca teğet geçmeye başladım... Hatta sayende Türk kahvesi ve maden suyuna geçtik...
*  Kaç yıl sonra kravat taktın?
82 Anayasası’ndan beri takmamıştım, kısmet 2010 Anayasa Paketi’neymiş...
*  En çok kim etkiledi seni?
Herhalde Başbakan ya... Ortama girerken ve çıkarken yaydığı acayip bir gerilim, hareketlenme oluyor. İktidar bahçesine girerken, ben bile havaya girip yarım sigaramı söndürdüm. Bu arada senin de söndürdüğünü görmediğimi zannetme...
*  Ama ben bittiği için söndürmüştüm. Neyse... Devlet Bahçeli’nin dizi dibinde biraz gerginleştin mi?
Meseleyi çarpıtıyorsun Sayın Hakan... Devlet Bey’in yanında sen oturuyordun, ben ise Sayın Meral Akşener’in...
*  Bakıyorum sen de “sayın”lı konuşmaya kaptırmışsın kendini... Neyse... Başka bir soru: İktidar kulisi... Muhalefet kulisi... Hangisi daha iyiydi?
Kıssadan hisse: Muhalefet kulisi daha espriliydi diyeyim...
*  Hayatında en fazla politika konuştuğun iki gün geçirdin diyebilir miyiz?
Evet ama biraz da kendimi gündemden kopmuş hissettim. Ya da şöyle diyeyim: Kendimi karikatürcü gibi değil de, politikacı gibi  hissettim. Sancılı bir dönemdi yani...
*  Meclis’i gördükten sonra karikatürlerin ne yöne gidecek? Sertleşme mi? Yumuşama mı?
Sayın Hakan, kesinlikle demokratik çizgimden taviz vermeyeceğim gibi, Venedik Komisyonu’yla da ters düşmeyeceğim.

Mümtaz’er ile İhsan arasındaki 7 benzerlik

BİR: İkisi de Zaman Gazetesi’nde yazıyor.
İKİ: İkisi de akademisyen.
ÜÇ: İkisinin de eşi AK Parti’de milletvekili... (Mümtaz’er Türköne’nin eşi: AK Parti İstanbul Milletvekili Özlem Türköne... İhsan Dağı’nın eşi: AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Dağı).
DÖRT: İkisi de iktidar partisine akıl hocalığı yapıyor.
BEŞ: İkisi de AK Parti yandaşlığında sınır tanımıyor.
ALTI: İkisi de ortalığı karıştıran yazılar yazıyor. Mümtaz’er Türköne “Abdullah Öcalan paşa yapılsın” ve “TSK gitsin, yeni ordu gelsin” demişti... İhsan Dağı ise “AK Parti içindeki Ergenekon şebekesi var” yazısıyla olay yarattı.
YEDİ: İkisi de liberal cephede yer alıyor.

Kim takar savaş uçağını

60’LARDA olsak... Alçalarak uçan her savaş uçağından acayip tırsabilirdik.
70’lerde olsak... Mantar tabancası sesi bile ödümüzü koparabilirdi.
80’lerde olsak... Palet sesleriyle titreyip kendimize gelebilirdik.
90’larda olsak... Zırhlı birlik geçişiyle hizaya girebilirdik.
Ama... Fakat... Lakin... 2000’lerdeyiz.
Dolayısıyla Erzurum Adliyesi’nde Ergenekon davası görülürken iki savaş uçağının alçaktan uçuş yapmasının hiçbir önemi kalmamıştır.
Şöyle söyleyeyim: Genelkurmay aleyhinde yazı yazdığım gerekçesiyle savaş jetleri Hüsrev Gerede Caddesi’ne inse... Evimin önünden tanklar geçse... Uzun namlulu silahlarla resmigeçit yapılsa... Balkondan nanik yaparım... Üstelik bu yaptığımın “kahramanlık” anlamına gelmeyeceğinin sımsıkı bilincinde olarak...

Bir oksimoron örneği

“Oksimoron”, yan yana gelmesi mümkün olmayan iki sıfat veya kelimenin birlikte kullanılmasını ifade eder.
“Ateist imam” gibi... “Yuvarlağın köşeleri” gibi... “Kaynar buz” gibi...
Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, “Fethullah Gülen cemaati silahsız terör örgütü” demiş.
Böylece literatürümüze harika bir oksimoron daha girmiş oldu:
“Silahsız terör örgütü”. Hayırlı olsun.

X