"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Makyaj zamanla akıyor tabii

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın TRT’de yayımlanan programda yaptığı Darfur yorumu, kendisinin ciddi bir çifte standart sorunu yaşadığını ortaya koyuyor.

Süleyman Demirel, vaktiyle söylediği “Bana milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz” sözü nedeniyle yıllardır eleştiriliyor.

Bir benzerini Başbakan tekrarlıyor: “Ben Darfur’a gittim. Orada böyle bir soykırım tespiti biz yapamadık” diyor.


Bir tespitte bulunmasına zaten olanak yoktu çünkü zaten ölen yüz binlerce kişi toprağın altında yatıyor.


Ayrıca kendisinin bir tespitte bulunmasına gerek de yoktu. Çünkü bu tespit uluslararası bağımsız kuruluşlarca çoktan yapıldı, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Beşir’i bu nedenle tutuklayıp, içeri tıkmak istiyor zaten!


Başbakan’ın yaptığı konuşmada öyle bir cümle var ki not etmeden geçmek olmaz.


“Bir Müslüman soykırım yapamaz!”
Bunu “Soykırım yapana Müslüman denemez. Soykırım yapan Müslüman olduğunu söylese bile bunu tartışırım” vurgusuyla söylemiyor.


Doğrudan doğruya “Müslüman ise masumdur” kabulünü seslendiriyor. Kafasının içinde dünyayı “Müslüman olanlar ve olmayanlar” diye keskin bir şekilde ikiye böldüğünün işareti bu.


Türkiye’yi de neden aynı şekilde ikiye böldüğünü böylece ortaya koymuş bulunuyor.


Dünya işleri ile dini inançların ayrı meseleler olduğunu bir türlü içselleştirmiş olamamasının bir sonucu bu.

“Milli görüş gömleğini çıkardığını” sıkça tekrarlardı, buna inananlar da oldu. Belli ki yapılan gömlek değiştirmek değil, bir makyajdan ibaretmiş. Zamanla makyaj akınca gerçek yüz böyle ortaya çıkıyor!

 

Siyasi Partiler Kanunu’na da el atmalı

 

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, 2011 seçimlerinde son kez milletvekili adayı olacağını kesin bir dille tekrarladı. Birçok kişi bunu Erdoğan’ın gelecekteki Cumhurbaşkanlığı hesaplarına yoruyor ama ben önemsiyorum. Önemsiyorum, çünkü siyasette uzun bir vade sayılacak gelecekte cumhurbaşkanı seçilip, seçilemeyeceğini kimsenin önceden bilebilmesine olanak yok.

Bizim siyaset düzenimizde “bırakıp gitmek” durumu pek görülmüş bir şey değil. Benim hatırlayabildiğim sadece Erdal İnönü var. Aktif siyaset içinde bulunan ve yakın gelecekteki seçimlerde de iddialı olacağı çok açık bir parti liderinin bunu söyleyebilmiş olması bile önemli bir durumdur.


Ancak sözler ile eylemler arasında bir bağlantı da görülmüyor.


AKP, parti tüzüğü itibariyle ve Erdoğan’ın yönetim tarzıyla parti içi demokrasi konusunun “d”sinin bile konuşulamadığı bir parti
.


Hatta tüzüğünün bugünkü şekliyle muhalefet partilerine ilham verdiği bile söylenebilir.


Başbakan, eğer düşüncesinde gerçekten samimiyse, bunu sadece kendisi için istemiyor olmalı.


O zaman, siyasal partiler kanununu yeniden ele almak ve siyasi partilerimizi parlamenter bir demokrasinin ihtiyaç duyduğu şekilde demokratikleştirecek düzenleri yapmak da onun görevi olmalı.


Elbette, diğer partilerin demokrasiden bu kadar uzak olmalarını ve liderlerini, yönetim kadrolarını demokratik şekilde değiştirme yeteneğine sahip olmamalarını, kendi partisi için bir avantaj olarak görmüyorsa!

 

Bir İstanbul masalı!

 

TEM’den Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne yaklaşırken yolun sağ tarafında Büyükşehir Belediyesi’nin bir kuruluşu olan KİPTAŞ tarafından yapılan Finanskent Konutları inşaatı var.


Geçen gün önünden geçerken bir arkadaşım bu inşaatlarla ilgili ilginç bir öykü anlattı.


Bu arsa İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda kurulan bir kooperatif tarafından satın alınmış.


Ancak arsa, kent planında “rekreasyon alanı” olarak görüldüğü için inşaat izni alınamamış. Bunun üzerine kooperatif KİPTAŞ ile “kat karşılığı” bir anlaşma yapmış.


Ve arsaya bir “sihirli değnek” dokunuyor, içinde okulu, camisi olan 1000 konutluk bir site inşaatı başlıyor. Üstelik ne İSKİ görüşü var, ne de bu kentsel kullanım alanını İstanbul halkının elinden almak için uygun yasal şartlar.


Bitmedi. İmar planlarına yapılacak itirazlar için belli bir süre tanınıyor. İlandan inme tarihi eylül ayı sonunda bitti. Ruhsat işlemlerinin jet hızıyla olsa bu ay sonu bitmesi lazım.


Ama inşaat ruhsatı olmadan beşinci kata ulaşmış durumda
. Zaten satış da başlamış, 2010 Mart ayına teslim ruhsatsız daire satıyorlar.

İstanbul’da “imar planlarının” nasıl uygulandığının tipik bir örneği bu arsanın durumu!


KİPTAŞ’ın internet sayfasında da şöyle bir şey yazılı: “Başlıca görevi İstanbul’un çarpık yapılaşmasına çözüm getirmek olan KİPTAŞ.”

Demek ki bunu yapmak için imar planlarının arkasından dolaşmak da gerekiyormuş!

X