Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kürtlerin kalbi

TROPİKAL Afrika gezisine çıkmış Apo’nun safari sırasında paldır küldür derdest edilip, palas pandıras kodese tıkılması olayından sonra belki üç, taş çatlasa beş gün geçmişti.

İsmi lâzım değil, ama PPK’ya sempati ne kelime, “caş” yani “hain” ilân edildiği için ölüm tehdidi altında yaşayan bir Kürt kanaat önderiyle “vukuat” hakkında sohbet ediyorduk.

Söz konusu şahsiyet, Türkçeye ne denli vakıf olurlarsa olsunlar, anadili “Mem-û Zin” lisanından olan insanların Dede Korkut dilini konuşurken yansıttığı ve telaffuzunu yazıya aktaramayacağım o genel sentaks ve gramer vurgulamasıyla, şu tek cümlelik saptamayı yaptı:

“Te-Ce şimdi Kürtlerin kalbini kırmıştır, tamiri de eskisinden zor olacaktır”.

Evet, velev ki mahremde aynı Apo’yu “megalo-manyak katil” diye nitelendirsin, yine de onun yakalanışıyla “Kürtlerin kalbinin kırıldığını” saptamak ihticanı hissediyordu.

¡¡¡

GÜNAHIM kadar hazetmediğim ve bir “Ortadoğu Pol Pot’u” addettiğim için de Kürtlerinin “en büyük talihsizliği” saydığım Apo konusuna başka bir yazıda değineceğim.

Fakat, heyhat ki heyhat, yukarıdaki saptama doğruydu ve hâlen de doğrudur!

Aynı “Mem-û Zin” dili insanlarının deyişiyle,“Te-Ce Kürtlerin kalbini kırmıştır”

Şu farkla ki, Apo’nun yakalanmasından çok, çok, çok önce kırmıştır.

PKK şefinin derdestiyle Kürtlerin hissettiği “acı”, hanidir “anjin dö puvatrin” teşhisiyle süren yürek ağrısının kalp spazmıyla pekişmesinden başka bir şey değildir ve nokta.

¡¡¡

ÖYLEDİR, çünkü biz Kürtlerin kalbini, o TC daha ulus-devlete dönüşürken kırdık.

Ne vakit ki aslında kendimiz bile inanmadan, özünde etnik tanım olan “Türk” sıfatını “yurttaş” diye yutturmaya kalktık ve de üstelik, 1934 Yahudi “temizlik”inden 1942 “Varlık Vergi”ne; 1955 Rum “pogrom”undan 1964 mülkiyet kararnamesine, fiiliyatta söylediğimizin tam tersini yaparak bu kavramı metazori dayattık, işte kalpleri daha o zaman paramparça ettik.

İnsanın aidiyet fıtratı icâbı kendisini “Türk” hissetmeyenlere; özellikle de, en yoğun azınlığı oluşturan Kürtlere bunu empoze etmekle, olmayacak duaya amin demeye çalıştık.

Ve, şu an devam eden onbirinci Kürt isyanına; yani onbirinci kalp krizine rağmen yine de inadı sürdürüyor ve şifalı bir “by pass” ameliyatıyla o yüreği tamir etmekten korkuyoruz.

¡¡¡

AMA artık korkmayalım. Kırdığımız kalplerin gönlünü almak ferasetini gösterelim.

Meselâ ben beklerdim ki Başbakan Erdoğan, öz itibariyle olumlu içeriğine rağmen yine de kaçak güreş ihtiyatlılığı ağır basan “Ulusa Sesleniş” konuşmasında daha dobra olsun.

İsterdim ki, hitâbetinin sonunda, fonetik metinden okuyacağı tek cümleyle, “sorunu ortak ülkemizde hep birlikte çözelim ve çözeceğiz” çağrısını Kürtçe olarak yapsın.

Ne dünyanın sonu gelirdi, ne de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi dili değişirdi. Ama Kürtlerin kırılmış kalplerini onarmak açısından hayati bir sembolik anlam taşırdı.

¡¡¡

SONRA, ait olduğum Türklüğün de yüz karasını temizlemek için şunu isterdim:

Hani o “ecelsiz can alan”; hani o “sorgusuz, yargısız vuran”; hani o “dağların kuytuluk boğazında” ve “vakitlerin sabah namazında” otuzüç domdom kurşununa “şifre buyuran paşa”nın lânetli ismi var ya, askeri kışla kapısından silinsin. Derhal silinsin !

“Kalp kırmak” bile ne kelimeymiş, “can kıymak” dehşetini yaşatmış olan o ad ve adların kolektif hafızamızdan da silinmesi uğraşı nihayet başlatılsın ki, yaralar biraz sarılsın.

Bunları ve daha sıralayabileceğim sayısız sembolik jesti bizKürtlere borçluyuz.

Borçluyuz, zira bir “sonuç” olan Apo’yu hapsettiğimiz için değil; kimlik inkârıyla, Kürtlerin Apo gibi birisi için dahi “kalbinin kırılmasına” yol açacak vehamette bir “sebep” ürettiğimiz içindir ki biz Kürtlerin kalbini sonsuz kırdık ve de artık gönül almak vaktidir!

X