Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kürtler ve hoşgörüler

BENİM Kürtlere karşı “hoşgörüm” (!) yok! Olmadı da! Olmayacak da! Zira birisine karşı “hoşgörü” özünde o birisine “tahammül etmek” anlamına gelir. Bilinçaltımızda mutlaka kendimizi ondan daha “üstün” gördüğümüz hissiyatı vardır. Çağrıştırılan eşitsizlikte bizim kefemiz ağır basar ve cömertlik bahşettiğimizi sanırız.

* * *

OYSA Kürt sorununun özünde bir “Türk sorunu” olduğunu ve meselenin “ben”den kaynaklandığını anladığım 1969 yılından beri, Kürtlerin kendimle eşit olduğunu biliyorum. O “ben” kimim ki “hoşgörü”den bahsetmek hakkım, lüksüm ve ayrıcalığım olsun? Dolayısıyla tek vazifem, hâkim milliyetin, hâkim etnisitenin ve hâkim katmanın bir mensubu olarak yukarıdaki “ben” tarafından kavranmış olan bu eşitliğin aynı hâkim milliyet, aynı hâkim etnisite ve aynı hâkim katman tarafından kabul edilmesi için mücadele etmektir. Bu bir insanlık görevidir ve etik yükümlülüktür. Ahlâki bir zorunluluktur. Ne madalya asılacak, ne aferin denilecek, ne de kahramanlık addedilecek yanı vardır. Fakat yukarıdaki sorumluluğu üstlendiğim an diğer bir hakka daha sahip olurum.

Yani soğuk, nesnel ve dürüst bir eşitliğin bana sağladığı eleştiri hakkıyla donanırım. Eşitlik henüz fiilen elde edilemedi diye, “siyaseten doğru” davranmak ve müsamaha göstermek kaygısıyla, Kürtler adına kör politika yapanları “gocundurmaktan” (!) kaçınmam. Böylesine “olumlu” bir hoşgörü en az baştaki olumsuz hoşgörü kadar aşağılayıcıdır. Bu takdirde gelelim söz konusu eleştirilere! 

* * *

GÜNCEL olduğu için her şeyden önce şunu belirteyim ki, PKK’nın legal uzantısı olduğu varsayılsa dahi -ki öyledir ve İrlanda, Bask, Korsika örneklerinde görüldüğü gibi de bunda yadırganacak bir yan yoktur- DTP’nin kapatılması yanlış bir karar olacaktır. Aynı örnekler, ulusal sorunların çözümlenmesinde böylesine “nefes boruları”nın iki taraf açısından da yararlı olduğunu ve “normalleşme” zemini yarattığını ortaya koymaktadır. Ancaaak, bırakın bunu yaratabilmeyi, olayların seyri gerek PKK’nın, gerekse DTP’nin bu tür bir “normalleşme”yi hazmedecek olgunluğa erişemediğini gözler önüne sermektedir.

* * *

ÖYLE, çünkü Kürt “siyaset erbabı” muazzam bir basiretsizlik sergiledi ve sergiliyor. En önce de, sanki kendilerini ilgilendirmiyormuş ve sanki öze odaklanmıyormuş gibi, Ergenekon ve sivilleşme süreci konusunda sonsuz vurdumduymaz davrandılar. Islık çaldılar. Kendi kaderlerinin ülke demokrasinin kaderiyle bütünleştiğini göremeyecek kadar kör, bencil ve ebleh davrandılar. Bu affedilmez sorumsuzluk onlar açısından yüz karasıdır. Türk ve Kürt tüm Türkiye özgürlükçüleri açısından bakıldığında ise Kürt hareketinin asla demokratik çehre yansıtmadığının ve arkaik bir köhnelikle donanmış olduğunu delilidir.

* * *

ÖTE yandan, yine PKK ve yine DTP, “tarihi” niteliği hiç tartışılmayacak olan bizzat “Kürt açılımı” konusunda da sonsuz kötü sınav verdiler. Vermeye de devam ediyorlar. Önyargılarla şartlandırılmış Türk kamuoyu duyarlılığını hiçe sayarak Habur’a gerilla üniformasıyla gelmek provokasyonundan başlayın ve aynı Türklere taş çıkartacak ölçüde putlaştırdıkları İmralı megalomanının ölüm paranoyasından yola çıkarak vaveyla kopartmaya uzanın, Kürt politikacılar rüştlerini hiçbir şekilde ispatlayamadıklarını tekrar ortaya koydular. Artı, bu tavırlarıyla “anti-Kürt” söylemi en az MHP ve CHP kadar beslediklerinden, kendilerine vehmettikleri “Kürt temsilcisi” sıfatının kullanımını daha da rizikoya attılar. Ve, “hoşgörüye” ihtiyacı olmayan Kürt bireyler bütün bunların az çok farkındadır. Bizzat onların PKK’ya ve DTP alternatif tercihler yaparak, kader ve selâmetlerini eşit yurttaşların Türkiye demokrasiyle bütünleştirecekleri gün ise sanıldığından daha yakındır.

 

X