"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Kronik ergenlik sendromu (2)

Çıkan kısmın özeti: Bu işe (yani özetleme işine) tamamen "çıkan kısmın özeti" yazmayı sevdiğim için kalkıştım aslında. Ancak madem yeri geldi, küçük bir özet de yapmak gerekiyor.

Geçen hafta, Topesto canlısının evinde tutulan 1999 tarihli "Bir Belgesel Projesi: Kronik-Ergenlik Sendromu" adlı defterden notlar aktarmıştım. Bu hafta da kaldığımız yerden devam edelim biraz...

Topesto canlısı "Ne yazıyorsun sen birader öyle vıgır vıgır orada?" diyerek deftere yöneldiğinde konuyu değiştirmek için "Akıl defteri bu... Aklıma gelen esprileri yazıyorum" gibi büyük bir yalan söyledim.

Ama işe yaradı. Topesto canlısı "Senin aklına gelen espri için deftere ne gerek var, avucuna yazmaya kalksan iki senede dolduramazsın" dedi ve "içerki oda"ya gitti.

Bu "içerki oda" kavramını biraz kurcalamak istiyorum aslında ama gücüm yok galiba. Mutfak var, yatak odası var, salon var, banyo var, bir de niyeyse içerki oda var. Yaratıcılığımız bu kadar mı yani? İçerki oda... İçerki oda... Söylemesi ve yazması güzelmiş ama.

Neyse, bilimsel çalışmamıza devam edelim.

*

"...Şu ana kadarki gözlemlerimden en enteresan olanı, Topesto canlısının düşünürken yaptığı hareket. Çok affedersiniz, makak veya babun bile düşünürken kafayı kaşır ya; Topesto canlısı düşünürken göbeğini kaşıyor.

Daha önce televizyon seyrederken, pizza siparişi verirken (pizza siparişine az sonra değinmek gerekiyor ayrıca), dinleyecek albüm seçerken ve tabii sebepsiz yere göbeğini kaşırken gördüğümüz bu emsalsiz canlı, içerki odada kitaplığın karşısında da aynı hareketi yapıyordu.

Peşinden gitmemden hafif kıllandığını "Ne takip ediyorsun be beni evin her yerinde!" diyerek belli etti.

Arkadan gelen ve bu türün kendi arasında anlaşmakta kullandığından şüphelendiğim "Homur-humur-hımır" gibi sesler de çıkardı ama anlamadığım için bir şey söyleyemeyeceğim.

"Kronik ergenlik sendromu"ndan mustarip olduğunu düşündüğümüz arkadaşımızın kitaplığı da bu görüşü destekleyen delillerle doluydu.

Bunca yıldır takip ettiğim söz konusu canlının kitaplığında Teks ve Zagor ciltlerinin ağırlığını görmek beni elbette şaşırtmadı.

Adorno, Hegel, Balibar & Wallerstein gibi düşünürlerin kitaplarını görsem şaşırırdım.

Peki hiç mi şaşırmadım. Yooo, yooo, sevgili okur; şaşırdım, hem de çok şaşırdım. Çünkü bu canlı, tahmin ettiğimden daha kurnaz çıkmıştı.

Zagor ciltlerini şöyle bir dürtünce, arkadan Mister No ciltleri çıkıverdi. Nathan Never ciltleri. Benim Mister No ciltlerim. Riko’nun indirdiğini düşünerek sistematik olarak işkence uyguladığım (Mühim not: Fiziksel bir işkence değildi elbette. Yaklaşık dört yıl boyunca "Getir Mister No’ları sefil fare" demek suretiyle canından bezdirmiştim) Mister No ciltlerim...

*

Topesto canlısı suçüstü yakalandığının farkına varınca "Riko bırakmış olmalı ehe ehe!" dediyse de, kafaya Nihad Sami Banarlı’nın mühim eseri "Resimli Türk Edebiyatı Tarihi"nin ilk cildini yedi tabii. Yine iyi davrandım çünkü ikinci cilt, birinciden daha ağırdır...

Mister No’ları topladım ve araştırmamı sürdürdüm.

Stüdyo İmge’nin eski sayıları (web sayfaları girecekti bu yakınlarda devreye, bir bakayım, başladıysa onu da duyururum. www.studyoimge.com olacaktı adres ama ben yine de bir kontrol ederim), neredeyse tam bir Roll koleksiyonu (eksik sayılardan araklayayım dedim ama kıyamadım) ve tabii kimi kült mertebesine erişmiş (Kapağında Müjde Ar fotoğrafı olan "Nasıl Artist Olabilirsiniz?" kitabı), kimi de bu yolda emin adımlarla ilerleyen (Tavukçuluk Kitabı) eserleri saymıyorum.

Topesto canlısının evinde yüksek medeniyet belirtisi olarak algılanması gereken bazı kitaplara da (Crawford’un karikatür ansiklopedisi gibi) rastlandı araştırma sırasında.

Fakat bilim dünyasını asıl sarsacak gelişmeye bir ajandanın sayfalarında rastladık.

Güzel bir el yazısıyla ve belli ki "rakı hassasiyeti" ile yazılmış (Sarhoşluğu çok pistir, şiir filan okur) bir takım şiirimsi metinler var ajandada.

"Bir intihar gibi yırtıyorum gecenin perdesini/ Göz kapaklarımda cam kırıkları/ Yağıyor galiba yağmur, çakıyor kafama kafama şimşek/ Ben de şair oldum galiba öherek, öherek, öhereeeeek!..." türü hislenmeler yaşamış Topesto canlısı meğersem...

Meğersem demişken... Meğersem yaşamamış çocuk böyle hislenmeler. Ajandayla yüzleştirdim "Benim değil onlar, bizim biraderin eski nişanlısının. Kitapların arasına karışmış; ne kız istedi ne de birader. Atmak da gelmedi içimden" dedi.

Böylece şiir yazacak kadar olmasa da, başkalarının hatıralarına saygı gösterecek kadar medeniyetten nasibini almış olduğunu gördüm ve sevindim.

*

Plak ve CD’lerin durumunu özetlemek için şu kadarını söyleyeyim size. Evinde 2006 itibariyle Travelling Wilburys longplay’i bulunan nadir insanlardandır.

Pizzaya geliriz demiştik, pizzaya gelelim. Kronik Ergenlik Sendromu projemden söz ettim Topesto canlısına.

Tuttuğum notlara şöyle bir baktı ve "Kimin evinde hálá Nena posteri asılı birader? Senin evde, di mi? Kim liseden beri aynı gofreti yiyebiliyor sadece? Sen, di mi? Kim hálá eski kaşar görünce taze simit, taze simit görünce de eski kaşar alıyor? Yanılmıyorsak senden bahsediyoruz. Kim Play Station oynarken 15 yıllık tişörtün uğuruna inanıyor hálá? Evet abi, senin uğurlu tişörtten bahsediyorum... Evet abi üzerinde ’La Boum’ yazan, hatta bizzat senin yazdığın tişört... Hayır abi o tişört uğurlu filan değil, uğurlu olsa 10 maçın dokuzunda yenilmezdin FIFA’da..." diye başlayan ve en az 7 dakika (yazıyla yedi) devam eden konuşmasında...

Sıkıldığımı, önce salonda bulunan potaya smaç yaparak, sonra da tek kişilik timsah yürüyüşü düzenleyerek belli ettim ve "Pizza mı söylesek ya?" diyerek seriyi tamamladım.

"Söyleyelim ama pizza dedin de, bak geçen gün aklıma ne geldi" diye karşılık verdi.

Sıkı dostluğu tarif etmek için kullandığımız "Müziği emanet ederim ben ona kendi evimde... Uzaktan kumandayı gözüm kapalı uzatırım dostuma... Pizza siparişini ona verdirtirim, kontrol bile etmem" şeklinde özetlenebilecek kalıplarımız var.

Hakikaten bir insana evinizdeki müziği, uzaktan kumandayı veya pizza siparişini emanet edebiliyorsanız, çok iyi bir dostunuz var demektir.

"Eeee usta, problem mi geliyor?" dedim.

"Evet problem geliyor şimdi. Geçen gün düşündüm..."

"Öksür bakalım..."

"Arkadaşın sana uğruyor, pizza söylemek istiyor. Sen de tamam diyorsun. Çok yakın arkadaşın değil ama pizza siparişinden çakmaz herhalde diye düşünüyorsun. Fakat eleman zıbı zıbı telefonu çeviriyor ve siparişi şöyle veriyor: ’Bir büyük ananas dilimli pizza. Ufağı da bedavaya mı geliyor, oh oh çok iyi!..’ Senin tepkin ne olur?.."

"Bir daha görüşmem herhalde usta..."

"Aynen ben de öyle düşünmüştüm."

"Peki sen hasta mısın? Niye böyle bir şey düşündün..."

"Bana hasta diyen psikopat, Topesto canlısı diye hakkımda rapor tutan kimdir?"

"Haa, haklısın tabii. Baksana, yeşil biberleri acı biber yapsınlar olur mu?.."

"Olur toraman, o da olur..."
X