Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Krizin neresindeyiz

Hükümet, görünürde ve esas olarak, “doğru” bir hatta ilerliyor: “Önce tüm diplomatik yolları tüketmek, ondan sonra Irak topraklarında askeri operasyon.” Ama bunun dahi, istenen sonuçları sağlayabileceği pek kuşkulu.

Bu “öncelik”, askeri operasyonla elde edilebilecek olanı, onu gerektirmeden elde etmeyi amaçlar. Yani PKK’nın Kuzey Irak’tan çıkarılması ve lider kadrosunun Türkiye’ye teslim edilmesi.
Bu “öncelik”, bir de Türkiye’nin Irak’ta girişeceği “askeri operasyon”a ilişkin olarak “sırtını sağlama almak”, bu konuda “destek” ya da en azından ilgili tarafın “sessiz-nötr” kalmasını sağlamak için değerlendirilir.
Ne var ki, bu “öncelik”in, Türkiye’nin istediği sonucu vereceği, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın son Tahran ziyaretinden sonra çok kuşkulu hale geldi.
İran, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta girişeceği bir “askeri operasyon”a hiç sıcak bakmıyor. Ayrıca, kameraların önünde İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mottaki ile Ali Babacan, açıkça, ABD konusunda ters düştüler.
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın “Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve Başbakan Nuri el-Maliki’nin her ikisinin de terörist eylemlere karşı olduklarını ve teröristlere karşı ne gerekirse yapacaklarını söyledikleri”ne gönderme yapması da son derece ilginç. Ahmedinecad, Talabani ile Maliki’ye zımni destek verirken Türkiye’nin Kuzey Irak’a askeri operasyonuna da aynı şekilde “zımnen” karşı çıkmış oluyor.
Irak merkezinden yapılan açıklamada, “Ahmedinecad’ın, krizin sadece diplomasi ile çözülebileceği konusunda Maliki ile aynı fikirde olduğu” bildirildi.
İran’ın Kuzey Irak topraklarında Türk askeri varlığını, nihai kertede kendisiyle hesaplaşacak olan Amerika’nın “tasarımı” olarak gördüğü seziliyor.
Sonuç olarak İran, Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine arka çıkmaya hazır. Hem de Kandil Dağı'nda PKK’nın yanında kendisine karşı silahlı eylemlere giren PEJAK’ın üslenmiş olmasına rağmen.
Yani, İran, Türkiye ile arası açılan, hatta “hasmane” bir profil verecek olan Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine, Türkiye’den kapanacak kapıları açmaya hazırlanıyor. ABD ve PEJAK’a (ve hatta Türkiye’ye) karşı, Irak Kürt liderliği ve Irak Şii-Kürt ittifakı ile yakınlaşma üzerinden karşı koyma manevrası yapıyor.

***        ***        ***

İran’ın “siyasi manevrası”, Ankara’nın Kuzey Irak’ta bunca zamandır atmadığı adımdan, Irak Kürt liderliğini “tanımaması”ndan yararlanarak o “siyasi boşluğu doldurma” hesabıyla yapılıyor.
İçinde Kürt temsilcilerin de bulunduğu Irak heyetinin geçen haftaki temaslarında sonuç alınamadığı gibi, benzeri bir girişimin tekrarlanması ise neredeyse imkânsızlaştı.
Iraklı Kürtlerin, mevcut şartlarda, Kandil’deki PKK’ya karşı bir “askeri harekete girişmeyeceği” belli oldu. Bu durumda, bırakın PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığının sona erdirilmesini, liderlerinin Türkiye’ye teslimi de mümkün olmayacak.
Fakat, Amerikalılara ve Iraklılara verilen “istenenler listesi”nde Mesut Barzani’nin oğlu Mesrur Barzani’nin (Kürt yönetiminin istihbarat örgütünün başkanı) ve Irak Parlamentosu’nun üyesi olan ve Celal Talabani ile Mesut Barzani’den sonra en bilinen Iraklı Kürt siyasi şahsiyet olan Mahmut Osman’ın isimlerinin o listede yer almasının nedeni acaba nedir?
Talabani’nin Türkiye’de büyük öfke yaratan “Bir Kürt kedisini bile teslim etmeyiz” şeklindeki sözlerinin, Mesrur Barzani ve Mahmut Osman ima edilerek yani “bir Kürt prensini Türkiye’ye teslim edecek misiniz?” anlamındaki soruya cevap olduğu ileri sürülüyor.
Türkiye-Kürtler-Irak üçgenindeki diplomatik trafiğe paralel olarak, Ahmedinecad ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad bir araya geliyorlar. Bu arada, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Newsweek ile görüşürken görüşmesi bir telefonla kesiliyor ve Zebari’nin kendisini Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in aradığını ve Suriye’nin Türkiye ile Irak arasında “arabuluculuk” önerisinde bulunduğunu açıklıyor.
Bütün bunlardan çıkartacağımız sonuç şu:
1. Türkiye, Kuzey Irak’a karşı bir “askeri operasyon”da, bize Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Londra yolunda söylediğinin tam aksine, İran ve Suriye’nin “kayıtsız şartsız desteği”ne güvenemez. Böyle bir “destek”, Babacan’ın Tahran ziyaretinden sonra ortada gözükmüyor;
2. Bu “kriz”, Türkiye’nin uluslararası diplomaside bunca zamandır çizmeye çalıştığı “profili” de bozuyor. Türkiye, Suriye ile İsrail arasında “arabuluculuk” yapabileceğini bildirerek uluslararası diplomatik etkisini vurgulamaktayken kendisi Irak'la ilişkilerinde Suriye’nin arabuluculuğuna muhtaç bir konuma düşebilen bir “profil” çiziyor.
Bu durumda, Türkiye’nin elinde “önce tüm diplomatik yolları tüketmek” bakımından “tek diplomatik enstrüman” olarak Amerika kalıyor. Dolayısıyla hemen her şey, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Amerikan Başkanı George W. Bush ile 5 Kasım Washington görüşmesinin sonucuna asılı kalıyor.

***          ***           ***

Henri Barkey, Washington Post yazısında, “Yönetimin, şimdi en fazla ümit edebileceği, Türkleri sınırlı bir sınır ötesi askeri operasyona ikna etmek. Bu, kamuoyundaki öfkeyi ve ateşli bir basını yatıştırabilir. Bunun dışında ümit edilebilecek tek şey, kötü hava. Kışın başlaması ve azalan askeri faaliyetle Washington, kapanmış gözüken diplomatik fırsat penceresine sahip olacak” diye yazıyor.
New York Times’ın dünkü haberine göre ise Irak’taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General Petraeus, önceki gün (pazar) küçük bir gazeteci grubuna, “durumu yatıştırmak için perde arkası çabalar yürütüldüğünü” açıklamış. “Uzun zamandan beri müttefikimiz olan Türkiye ile bir şeyler yapıyor olmamıza rağmen, neler yapabileceğimizi söyleyecek değilim. Ne de uzun süreden beri ortağımız olan Iraklılarla neler yapıyor olduğumuzu” demiş.
Bir Iraklı Kürt yetkili ise Amerika’yı “birbirleriyle kavga eden ama her ikisinden de vazgeçemeyen iki karılı bir koca”ya benzetmiş.
Bizim yönümüzden bakıldığında, evet “sabrımız tükeniyor”. Sabrımızla birlikte, “tüm diplomatik yolları” da -kullanmayı gerçekten istediğimiz kuşkulu  olsa da- tüketiyoruz.
Kala kala, “askeri operasyon” kalıyor. O da “kış şartları”na kalır ve bir süre için devreden çıkar mı acaba? Kalmaz ve yürürlüğe girerse ne olur; ne sonuç alınır?
“Çok bilinmeyenli denklem”deyiz.

 

 


 

X