"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Karaciğerimiz şikâyetçi

Karaciğer, kendi kendini iyileştirme gücü en yüksek organlardan. Öyle ki, yüzde yetmiş beşini yok etseniz, kalanı işini yapabiliyor. Dahası, kendini yenileyip eksiğini tamamlayabiliyor. Ne var ki onun da bir dayanma gücü var. Ve bir defa “pes” dedi mi, bir daha kolay kolay iflah olmuyor...

HER organımız önemli ama üstlendiği görevler ve başardığı işlevler göz önüne alınarak bir “önem sıralaması” yapıldığında karaciğerimizi ilk sıralara yerleştirmemiz lazım! Nedeni şu... Karaciğer hem müthiş bir laboratuvar, üretim gücü inanılmaz bir fabrika, entegre bir tesis-çünkü aynı anda birbirinden farklı yüze yakın görevi hiç aksatmadan yapabiliyor- hem de kendini yenileme, tamir etme, kendi kendini iyileştirme gücü en yüksek organlarımızdan biri. Öyle ki, yüzde yetmiş beşini yok etseniz geri kalanı ile de işini yapabiliyor. Dahası, kendini yenileyip eksiğini tamamlayabiliyor.

ULTRASON YAYGINLAŞTI

Ne var ki onun da bir dayanma gücü, bir direnebilme sınırı var. Bir noktadan sonra o da “pes” diyebiliyor. Ve işte o nokta çok ama çok önemli. Önemli çünkü bir defa “pes” dedi mi bir daha kolay kolay iflah olmuyor. Karaciğeri “bitme noktası”na götüren yolculuk oldukça uzun ve genellikle “karaciğer yağlanması” olarak bildiğimiz ve pek de ciddiye almadığımız basit ama önemli bir değişimle başlıyor. Diğer taraftan da, karaciğer yağlanması sağlık gündeminin en önemli konulardan biri olma yolunda hızla ilerliyor! Sağlık sohbetlerinin, sağlıkla ilgili yazıların, televizyon programlarının ana konularından biri haline geliyor. Sorunun, eskiye oranla daha sık görülmeye başlamasının ise birçok sebebi var. İşte onlardan en önemlileri...
Ultrasonografi gibi ucuz, yan etkisi olmayan, kolay ve güvenilir bir “teşhis” yönteminin son yıllarda yaygın olarak kullanılıyor olması karaciğer yağlanması teşhisindeki sıklaşmanın önemli nedenlerden biri. Ultrasonografi cihazları neredeyse en küçük sağlık ünitelerinde bile kullanılır hale geldi. Teknik, karaciğerdeki yağlanmayı ve yağlanmanın boyutlarını güvenilir biçimde ve kolayca gösteriyor. Dahası, bu teknikle karaciğerdeki yağlanmanın tipi hatta nedeni bakımından da fikir edinilebiliyor. Eskiye oranla daha sık “karaciğer yağlanması” teşhisi konulmasının bir nedeni de “alkol” kullanımının yaygınlaşması. Artık evlerde de sosyal ortamlarda da eskiye oranla daha sık ve çok alkol içiliyor. Kadınlar ve gençler arasında alkol kullanımı yaygınlaştı. Alkol, en tehlikeli “hepatotoksik” kimyasallardan biri, bilinen en etkin “karaciğer zararlısı”. Alkolün yol açtığı karaciğer harabiyetinin ilk belirtisi ise karaciğerin yağlanması. Zavallı karaciğer (!) kendi kendimize uyguladığımız bu “zehirlenme süreci”ne başlangıçta “yağlanarak” yanıt veriyor. Alkole bağlı zarar, kullanımında ısrar edilir veya doz artırılırsa siroza kadar ilerleyebiliyor.

BU HAPLARA DİKKAT!

İlaç kullanımının yaygınlaşması, hemen her sorunun çözümünün “hap”larda aranması da karaciğerimizi “üzüyor”,  o da üzüntüsünü “yağlanarak” ifade ediyor! Reçeteli ilaçların, özellikle ağrı kesicilerin ( parasetamol, asetaminofen) ve antibiyotiklerin ( tetrasiklinler) karaciğerde yağlanmaya yol açtıklarını biliyoruz. Reçetesiz satılan bazı doğal desteklerin, özellikle son yıllarda tam bir “ticari alan” haline getirilip şarlatanların at koşturduğu sahte bir cennete dönüştürülen “ot-çöp” ürünleri yani “bitkisel destekler”in de karaciğerimizin canına okuduğu kesin! Kava kava otu özlerinin bilinçsiz kullanılan papatya çaylarının, nerede ve nasıl üretildikleri bilinmeyen “dandik” bitkisel hapların karaciğerimizin canına okuyabildiğinden hiçbir kuşkumuz yok. Bu listeye çok sık suiistimal edilen aloe vera ürünlerini de eklemeli, hiçbir bitkisel ürünü, GMP kurallarına uygun üretilmemişse, üreticisi bu konuda uzmanlaşmış bir kurumsal yapı değilse, değil ağzınızdan, kapınızdan bile içeriye sokmamalısınız.

Tatlı sevmez

BESLENME hatalarının da önemli bir yeri var karaciğer yağlanmasının bu denli yaygın bir problem haline gelmesinde. Neredeyse 10-15 yaşındaki ergenlerde ve gençlerde bile sık rastlanan bir sağlıksızlık işareti haline gelen karaciğer yağlanmasının önemli tetikleyicilerinden biri de bu hatalar, özellikle de “kötü karbonhidrat” ve “zararlı yağ”ların ısrarla bilinçsiz bir şekilde yenilip içilmesi oluyor. Yiyip içtiklerimizin birer birer “un-şeker-yağ” bombası haline geldiğinin yeni yeni farkına varıyoruz. Her bir şişe ya da kutusunda neredeyse 10 çay kaşığı kadar şeker bulunan gazozları, kolaları günde üçer-beşer içiyoruz. İçtiğimiz her bir bardak çaya 2-3 şeker eklemeye devam ediyoruz! Kahvelerimizi süt tozu ve şekerle “kalori çöplüğü” haline dönüştürüyoruz. Kahvaltılarımıza “şeker küpü” haline getirilmiş ürünlerle başlıyor, her yemeğin finalini “tatlı”larla yapıyoruz. Son yıllarda her köşe başında faaliyete geçen “tatlıcı” dükkânları, hızla büyüyen “baklava-kadayıf-künefe” sektörü, süt üreticilerinin bile “tatlıcı” olmaya soyunmaları karaciğerimiz için hiç de iyi haberler değil. Ayrıca hatamız sadece sofralarımızı şeker çöplüğü haline getirmemizle de sınırlı değil! Eskiye göre daha çok ekmek (özellikle fırın ekmeği), pastane-fırın ürünü, bisküvi-gofret, cips ve benzeri “unlu-tuzlu-şekerli-yağlı” besin yiyoruz. Hazır gıdaların, paketlenmiş besinlerin beslenme planımızdaki yeri arttıkça karaciğerimizdeki yağlanma da artıyor ve sorun yaygınlaşıyor...

1- BELİRTİSİ VAR MI?
YAĞLANAN karaciğerin herhangi bir uyarıcı işareti yok! Çok nadiren sağ kaburga yayı altında ağrı, dolgunluk hissi, yorgunluk, halsizlik gibi yakınmalar ortaya çıkabiliyorsa da bunlar güvenilir, tipik belirtiler değil, başka nedenlerle de oluşabilen sorunlar. Bu nedenle ya tesadüfen yıllık sağlık taramaları esnasında teşhis ediliyor ya da şüphe üzerine yapılan incelemelerde farkına varılabiliyor.
2- HASTALIKLARLA İLİŞKİSİ VAR MI?
Bazı hastalıklar da karaciğer yağlanmasına yol açabiliyor. Şeker hastalığı, obezite, virüs enfeksiyonları ( özellikle Hepatit C), karaciğerde demir ya da bakır birikimi bunların en önemlileri.
3- TEDAVİSİ VAR MI?
Etkili bir tedavisi yok henüz. “Sebebe yönelik tedavi” en akılcı yol sayılıyor. Metformin, ursodeoksikolik asit, silymarin en sık kullanılan ilaçlar ve doğal ürünler. Varsa fazla kiloları vermek, alkol kullanımı kesmek, aktif bir hayat tarzı sürüp doğru ve dengeli beslenmek en etkili tavsiyelerdir.

X