"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Kalamar prensibi

ÖVÜNEREK söylüyorum ki, ben prensip sahibi bir insan değilim.

Prensip sahibi olup da, bir de bununla övünen insanlardan da korkarım.
Geçen yaz, prensipleri uğruna seri cinayetler işleyen bir çocuğu anlatan bir roman yazdım.
Adı “Kâtip”.
Bu kitabı hiçbir zaman yayınlamayacağım.

* * *

İnsan hiçbir zaman yayınlamayacağı bir kitabı neden yazar?
Şu an benim içinde bulunduğum duygularla...
Şöyle özetleyebilirim: Hüzünlü bir yalnızlık...
Yeni ve artık dönüşü olmayan bir yolculuğa hazırlık...
Hayır yanlış anlamayın, ölümden söz etmiyorum.
Yeni bir iç yolculuk demek istiyorum.
Pranga haline gelen bağlarımı koparacağım, hayatımdaki her şeyin altını üstüne getireceğim, içini dışına çıkaracağım bir yolculuk.
Yani kendi hac farizanız
için kendi kutsal kitabınızı yazmak gibi bir şey.

* * *

Psikart dergisinin son sayısında, Yeşim Dorman’ın da buna benzer bir hikâyesinin olduğunu okudum.
“prensiplere sahip olmayı ve bu prensiplerine ölümüne bağlılığı büyük bir erdem ve karakter” olarak gören bir kahramanı anlatıyormuş.İlişkilerinin yürümemesinin nedeni buymuş.

* * *

Ben de kitabımı böyle bir kişiliği sergilemek için yazdım.
Çünkü Türkiye’nin bugünlerdeki temel sorununun, “Prensip sahibi olup, bunu kendi mevzilerini savunmanın temel direği haline getirenler” olduğunu düşünüyorum.
Artık şuna inanıyorum.
Bu ülkede prensip sahibi fanatiklerin, ilkeli silahşorların, eğilmez bükülmez yakuzaların façasını bozma zamanı geldi.
Kendi kendilerine koydukları prensiplerini kutsal ayetler haline getiren bu kesin inançlıların iktidarını sarsamazsak...
Ülkemizin barışmasına, huzura ermesine imkân yok...

Prensip sahibi insanlar beni neden korkutur

PRENSİP sahibi insanlardan korkarım.
-Kimlerin “hain”, “darbeci”, “antidemokrat”, “yalaka”, “dönek” olduğuna sadece kendileri karar verdiği gibi, uyulması gereken prensipleri de onlar tayin eder.
-Hayatlarının her günü idamlık gömlekle gezmekten özel bir haz duyarlar.
-İdamlık gömlek ile prensip ve inanç bir araya gelince, ortaya korkutucu bir siyasi profil çıkar.
Ben en çok işte o “erdemli” karakterden korkarım.

İdamlık gömlekle gezen prensip sahibi silahşorlar ve yakuzalar

PSİKART dergisinin işlediği son kapak konusunu bugünlerde bütün siyasetçilere tavsiye ediyorum.
Konu şu: “Uzlaşma...”
Kutup kutup bölünmüş, paramparça olmuş, dikişleri atmış bir ülkenin çocuklarıyız artık.
Uzlaşmaya, bir araya gelmeye, birbirimizle konuşmaya ihtiyacımız var.
Ama siyasetin Olimposuna hâkim olan psikoloji
tam aksi...
O psikoloji düşünüyor ve diyor ki:
-“Uzlaşma ödün vermektir...”
-“Uzlaşma zafiyet belirtisidir...”
-“Uzlaşma milli iradenin tavizi, zafiyeti, teslimiyetidir...”
Bir de şu tarifi var:
-“Uzlaşma güçlünün kendi isteklerini kabul ettirmesinin en barışçıl yoludur.”
Uzlaşmacı tutum, pek çok insan tarafından ilkesizlik olarak kabul edilir ve küçümsenir.
Bu ayın sonunda yeni demokratik paket açıklanacak.
Bakalım göreceğiz.
Bu paket, sadece yüzde 49 nokta küsurun sadece kendi arzularını ve prensiplerini kabul ettirme ayini mi olacak?
Yoksa geriye kalan yüzde 50 küsurun görüşleri de dikkate alınacak mı?

Eğer bunlar oluyorsa ters giden bir şeyler var demektir

-İran, Batı’ya açılırken, Türkiye Batı’ya ve Batı’nın en önemli kurumlarına kapanıyorsa...
Ters giden bir şey var demektir.
-İran, yıllardır içeride tuttuğu insan hakları savunucusu muhalifi, bir gecede kayıtsız şartsız serbest bırakırken, Türkiye’de 17 yaşındaki gençler, sırf sokağa çıkıp gösteri yaptığı için 17 yıl hapis istemi ile içeri atılıyorsa...
Ters giden bir şey var demektir.
-CNN’in Christian Amanpour’u, canlı yayında, İran’da serbest bırakılan kadınla rahat rahat konuşup, rejimde bir şeylerin değiştiğini söylerken, Türkiye’de Başbakan’ın danışmanı ile canlı yayında münakaşa edip yayını kesiyorsa...
Ters giden bir şeyler var demektir.
-Türkiye, Dışişleri Bakanı’nın ağzından, “Suriye helikopterini NATO sınırına tecavüz etmekle” suçlarken, aynı Türkiye
El Kaide’yi Avrupa’nın sınırına getirmişse...
Ters giden bir şey var demektir.
-Türkiye, Afganistan’da Taliban ve El Kaide ile savaşan NATO güçleri içinde yer alırken, aynı El Kaide’yi kendi toprağında besleyerek, yanı başında bir Peşaver’in oluşmasına izin veriyorsa...
Ters giden bir şey var demektir.
-Dünya, Suriye’de barışçı yoldan bir çözüm ihtimali doğduğu için sevinirken, Türkiye, bu barış ihtimaline üzülüyorsa...
Ters giden bir şey var demektir.
-Bütün Türkiye, herkesi ilgilendirecek bir demokratikleşme paketini destekler ve sevinçle beklerken, bu paket, kapalı kapılar ardında, tek bir kişinin iki dudağı arasına emanet ediliyorsa...
Ters giden bir şeyler var demektir.
-AK Parti sözcüsü, “Bu pakette Kürtleri, BDP’yi, Alevileri, Hıristiyan azınlıkları ilgilendiren maddeler var” deyip de ülkenin küçümsenmeyecek bir bölümünde oluşmuş “hayat tarzı endişelerini giderecek” tek kelimelik düzenlemeden, halkın büyük bölümünün inancını kaybettiği Yargı’da en küçük reformdan söz etme ihtiyacı duymuyorsa...
Ters giden bir şeyler var demektir.
-İran’da bir yıllık “yeniler” ülkeyi dünyaya açmaya çalışırken, Türkiye’de 10 yıllık “eskiler” ülkeyi dünyaya kapatmaya uğraşıyorsa...
Ters giden bir şey var demektir.
-Bir ülkede, demokratikleşme paketi tartışılırken, en basit gösteriler eziliyor, en masum itirazlar susturuluyor, yüzlerce gazeteci, aydın işinden kovuluyorsa...
Ters giden bir şeyler var demektir.
-Bir ülkede, Mısır’da ölen bir kız çocuğu için neredeyse ulusal yas ilan edilirken, Nairobi’de ölen bir Türk kızı için küçücük bir Fatiha bile fazla görülüyorsa...
Ters giden bir şeyler var demektir.

X