"Ömür Kurt" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Kurt" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Kurt

Kaç yıl geçti hâlâ 'Yaban'

Herkese nasip olmaz iki devir yaşamak. Açılıp kapanmış çağların içinden geçen insanları tanımak, görmek ve anlatabilmek. Ona nasip olmuş. Tarihin, bitmekte olan bir yüzyılın kıyısına bıraktığı biri Yakup Kadri Karaosmanoğlu...

1889 yılının Kahire’sinin endişeli bir gününde doğmuş, oradan anayurda göçmüş. Meşrutiyet görmüş, ilk dünya savaşını iliklerine kadar hissetmiş, çocukluğu ve gençliği olaylı günlere denk gelmiş. Kurtuluş Savaşı’nı da görmüş, Atatürk ve arkadaşlarının yanında vatan mücadelesine katılmış. Sıkıntı da yaşamış, coşkuyu da tatmış. Bu duygular içinde hep yazmış, anlatmış…

40 YIL ÖNCE BUGÜN

Yakup Kadri’nin vefatından bu yana 40 yıl geçti. 13 Aralık 1974 yılında hayata gözlerini kapattığında geriye onlarca öykü, roman, şiir, anı, deneme, monografi, tiyatro eseri, makale ve derleme bırakmıştı. Türkçenin geçirdiği aşamaları yakından takip etmiş ve bu aşamaları eserlerine de yansıtmıştı. İlk dönem romanlarında, toplama bir dil olan Osmanlıcanın etkisi ile Arapça, Farsça, Fransızca gibi dillerden sözcükleri oldukça yoğun bir şekilde kullanmış. Ancak ilerleyen dönemlerde harf inkılabıyla birlikte Türk dil ve tarih kurumlarının da çalışmaları ile Türkçeye hak ettiği değeri vermiş ve Türkçenin durulaştırılmasına büyük katkı sağlamıştı. Bu anlamda özellikle Cumhuriyet sonrasında her kesimden insanın kolaylıkla anlayabileceği yalın eserler vermeye çalışmıştı.

BU VİRAN ÜLKE VE BU YOKSUL İNSAN KÜTLESİ İÇİN NE YAPTIN?

Yakup Kadri Karaosmanoğlu gerçek bir aydındı. Yaşadığı dönemin koşullarını görmüş, yapılması gerekenleri düşünmüş ve çözüm önerilerini yazılarında dile getirmişti. Anadolu’yu tanımış, yoksul ve geri kalmış olan halkı sürekli aşağılayan ve suçlayan aydınlara tepki göstermişti. Örneğin Yaban eserinde, Yunanlıların Anadolu içlerine doğru ilerlerken geçen süre içinde olayları bir Anadolu köyünden anlatmış ve o köydeki geriliğin suçunun aydınlarda olduğunu şu sözlerle dile getirmişti: “Bunun sebebi, Türk aydını gene sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul insan kütlesi için ne yaptın? Yıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun. Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvanî duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki ne biçeceksin?”

HALK CAHİLSE SUÇ KİMİN?

Gene o ünlü romanı Yaban’da, köylülerin cahilliğinden ve bilmezliğinden söz ederken çuvaldızı kendine saplamış ve şöyle demişti: “Eğer bilmiyorlarsa kabahat kimin? Kabahat benimdir. Kabahat, ey bu satırları heyecanla okuyacak arkadaş, senindir. Sen ve ben onları, yüzyıllardan beri bu yalçın tabiatın göbeğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşamak şevkinden yoksun bir avuç kazazede halinde bırakmışız. Açlık, hastalık ve kimsesizlik bunların etrafını çevirmiştir. Ve cehalet denilen zifiri karanlık içinde, ruhları her yanından örtülü bir zindanda gibi mahpus kalmıştır.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun sadece Yaban’da değil; Kiralık Konak, Ankara, Sodom ve Gomore, Hüküm Gecesi gibi çok bilinen romanlarında; Atatürk, Milli Savaş Hikâyeleri, Ergenekon, Vatan Yolunda gibi anı ve denemelerinde de hep bir mesaj vardır. O yaşadığı çağın toplumunun resmini çekerken, aynı zamanda tarihe de tanıklık etmiştir. Üstelik eserlerinde sorunlara çareler aramış, yapılması gerekenler konusunda da ipuçları vermiştir. Kimi zaman da sayfalar dolusu cümlenin arasına sıkıştırdığı iki cümle ile her şeyi anlatıvermiştir. “Düşman eski haritalar üstünde Ankara adını taşıyan kerpiçten şehre girebilir. Onu, bir iki günde tarumar edebilir. Fakat aynı adı taşıyan ruha nasıl el uzatabilir?” sözleri ile Milli Mücadele ruhunu anlatır. “Askere giden Türk, birçok vergiler altında ezilen Türk’tü!” sözleriyle ise Türk’ün Osmanlı’da hem savaş meydanlarına koşan hem de sürekli vergi vermek zorunda olduğu kişi olduğunu söyler. “Anadolu, şatafatın, gösterişin, reklam ve palavraların hiç geçmediği bir diyardır.” diyerek de Anadolu’nun el değmemişliğini, kirlenmemişliğini anlatır.

İKİ DEVİR BİR ADAM

İletişim Yayınları, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bütün eserlerini tekrar yayımlamış. Onu okumak ve anlamak, aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyete ve Cumhuriyetten günümüze gelen süreci de anlamak için yol gösterici olacaktır. Yakup Kadri’yi Türkçeye ve Türk kültürüne bıraktıkları için minnetle anarken, onun eserlerini yeni kuşaklarla buluşturan İletişim Yayınevi’nin de önemli bir görev üstlendiğini belirtmek gerekiyor. Tam da bu günlerde, Yakup Kadri’yi tekrar okumak, okumayanlara da okutmak gerek. Çünkü onun eserlerinden ders çıkaracağımız çok şey var.

X