"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

İzmir bağımlısı amatör İtalyan tenorun 20. sanat yılı

İZMİR Konsolosluğu Kültür Bölümü Sorumlusu Livio Angelisanti’yi birçok kişi opera sanatçısı olarak tanıyor.

Çünkü, 30 yaşından sonra aldığı şan eğitimi sonucu ailesinden aldığı sanat yeteneğini geliştirmiş ve çok başarılı bir opera sanatçısı olmuş. Türkiye ve İtalya’da birçok konserler veren Angelisanti gerçek bir profesyonel gibi emek verdiği sanat hayatında 20. yılını kutluyor. İzmir’i çok sevdiğini ve asla ayrılmak istemediğini ifade eden Angelisanti bana göre de İzmir’in en değerli sanatçılarından biri…

-Aileniz Türkiye’ye ilk ne zaman gelmiş?
-Dedem Cezar Angelisanti, geçen yüzyılın sonuna doğru Roma’dan gelmiş. Fransız-İtalyan konsolosluğunda Adana’dan Halep’e devam eden demiryolu inşaatı için görevliymiş. Sonrasında babam da İstanbul’da doğmuş, kalmış. Anne tarafım ise Marsilyalı, Fransız. Yani anadilim Fransızca ama babamla da İtalyanca konuşurdum.
-Siz nerede doğdunuz?
-İstanbul Yeşilköy’de doğdum. İtalyan vatandaşıyım.
-Nerede eğitim aldınız?
-İstanbul İtalyan Lisesi’nde eğitim gördüm. İtalya Trieste’de siyasal bilimler okudum ve akademik doktor oldum.

İzmir’den ayrılmamak için Roma’da bakanlıktan gelen teklifi kabul etmedim
-Tekrar Türkiye’ye gelişiniz nasıl oldu?
-23 yaşımdayken İzmir İtalyan Konsolosluğu’nda sınav açıldı. Türkçe bildiğim için girdim, kazandım ve İzmir’e geldim.
-İlk İzmir’e geldiğinizde bu kadar uzun kalmayı düşünüyor muydunuz?
-Düşünmüyordum. Aslında dünyayı gezmek istiyordum çünkü bizim mesleğimizde böyle bir imkan var. Ama ilk 10-15 yıl konsoloslukta bir sınav açılmadı. Biz de İzmir’de kendimize güzel bir hayat kurduk.
- Hiç İtalya’ya gitmeyi düşünmediniz mi?
-2000’lerin başında bir sınav açıldı. Girdim ve kazandım. ‘Roma’ya Bakanlığa mecburi hizmete gel, sonra da seçeceğin bir ülkeye gidersin’ dediler. Ama bu İzmir defterini kapamak demekti. Türkiye’yi bırakmak istemedik.

Duygusal açıdan İzmir veTürkiye’ye bağlıyım
-Hayatınızın büyük kısmı İzmir’de ve İstanbul’da geçmiş. Siz kendinizi nereli kabul ediyorsunuz?
-İstanbul’dayken İzmir’i, İtalya’yı, Trieste’yi özlüyorum. Günümüzde insanlarda belli bir yere ait olma hissi de azalıyor. Ama 30 yıl İzmir’de yaşadıktan sonra, ‘İzmirli değilim’ diyemem. Zaten 12 yıl önceki bakanlığa dönme teklifinde bunun muhasebesini şiddetle bir şekilde yaptım. Duygusal açıdan İzmir’e ve Türkiye’ye bağımlı olduğumu biliyorum. Ben artık İzmir’de emekli olur ve burada kalırım.
-Şu anda konsoloslukta göreviniz nedir?
-Neredeyse tüm görevlerde bulundum. Muhasebe, saymanlık, ticari-ekonomik bölümün başındaydım, vize bölümü açılırken görevlerim oldu. 2 kere de konsolosluğa vekalet dönemim oldu. 2003’ten itibaren kültür işleriyle ilgilenmeye başladım. 1995’te ulusal kamu sektöründe yenilik getiren bir ödüle de aday gösterildim. Geçen yıl da İtalyan Cumhurbaşkanı, hizmetlerim için bana ‘Şövalyelik Nişanı’ verdi.

Verona’dan aldığım koro sanatçılığı teklifini keşke kabul etseydim diyorum
-Pişmanlık duyuyor musunuz profesyonel olmadığınıza?
-Pişmanlık değil ama burukluk diyebiliriz. 1997’de bir haftalığına Verona’da yıllardır düzenlenen Uluslararası Opera Festivali’ne gitmiştim. Orada sesimi dinlettim ve ‘Koroda tenora ihtiyacımız var, neden gelmiyorsun, ileride solist bile olabilirsin’ dediler. Benim için 39 yaşımda herşeyi değiştirmek zordu artık. Kabul etmedim ama şimdi bazen, ‘Keşke olsaydı’ diyorum. Çünkü sahnede mutlu oluyorum ve sanıyorum insanları da mutlu ediyorum.
-Profesyonel sanatçılar devamlı çalışıyor, siz düzenli çalışıyor musunuz?
-Şan çok zor. Enstrüman çalmak da zor ama şan da kendi vücudunuzu enstrüman gibi kullanıyorsunuz. 1-2 gün önce içtiğiniz bir şey bile sesinizi etkileyebilir. Şan tekniğinde çok çalışmanız gerekiyor. Ben profesyonel olmasam da yıllardır günde 2-3 saat şan çalışıyorum, hocalarıma sesimi dinletiyorum, arkadaşlarımla repertuvar çalışıyorum.

Eşim mahalle aşkımdı, şimdi de en büyük eleştirmenim
-Eşinizle nasıl tanıştınız?
-Mahalle aşkı diyebiliriz. O 16 yaşındaydı ben 18. İstanbul’da karşı komşumuzdu. Şimdi 35 yıldır birlikteyiz. Oğlumuz Livio Jr. ise 1981’de İzmir’de doğdu, İtalya’da hukuk okudu. Şimdi o da konsoloslukta çalışıyor.
-Eşiniz ne diyor?
-Eşim beni destekler ama aynı zamanda en büyük eleştirmenim o. Çalışmalarımdan da bıkmış olabilir, çünkü ses egzersizlerine katlanmak her zaman kolay değil.

En büyük hayalim bütün bir operayı söylemek
-Albüm çalışmanız var mı?
-Kendim cd’ler yapıyorum ama İtalya’da bir konserim canlı olarak Vatikan Radyosu tarafından üretildi ve bağış yararına satılıyor.
-Sanatta en büyük hayaliniz ne?
-Devamlı konser veriyorum, düetler yapıyorum ama hayalim bütün bir operayı söylemek. Verdi veya Puccini’den bir opera. Fakat bu sahne çalışması için çok vakit ayırmam gerekiyor. Profesyonel tenor arkadaşlarım zaten tüm gün buna çalışıyorlar: Ama ben işimden arta kalan vakti ayırarak müzik yapmaya çalışıyorum.

5 Yaşımda aile dostlarımıza resim sergisi açmıştım
-Siz sanat ve kültürle de yakından ilgileniyorsunuz değil mi?
-Evet hem görsel hem de müzikle yakından ilgim var. İlk resim sergimi 5 yaşımda evde yapmışım.
-Nasıl yani?
-Bu bana babamdan geçmiş. Daha o yaşta güzel resim çizerdim. Resimlerimi evde sergiledik ve aile dostlarımız geldi, gezdi. O alkış beni çok heyecanlandırdı. Okulda da karma sergilere katılırdım. Müzik de genç yaşta başladı. Bir grubumuz vardı ben bateri çalar, vokal yapardım. Caz yapardık.
-Resim serginiz var mı?
-Başka sergilerim olmadı. Andorra Sanat Galerisi’nden sergi teklifi aldım. Olabilir.

Ailemdeki müzik geleneğinden etkilendim, tenor oldum, ama konservatuvara gitmeme izin vermediler

-Operaya ilginiz nasıl başladı?
-İzmir’e geldiğimizde daha opera yoktu. Benim ilk operayla tanışmam Taksim Operası’nda Rigoletto’yla oldu. Ama evde devamlı müzik vardı. Dedem keman çalıyordu, onun bir abisi bariton, diğeri tenordu. Yani ailede devamlı bir müzik vardı.
-Opera söylemeye nasıl başladınız?
- İzmir’deki opera sanatçısı arkadaşlarım beni ‘sesin güzel neden şana yönelmiyorsun’ diyerek teşvik etti. Beni Ramiz Kovaç isimli bir şan öğretmeni ile tanıştır
dılar. Geç başladım ama bu sene 20. sanat yılımı kutluyorum. Tenorum..
-Operaya bu kadar yatkın olduğunuzu görünce keşke profesyonel sanatçı olsaydım dediniz mi?
-Ramiz Hocam da, ‘Keşke sadece bu sanatı yapsaydın, çok iyi bir sanat kariyerin olurdu’ demişti. Anneannem de ‘Livio’yu konservatuvara verin’ derdi. Ama işte aileler çocukları bir meslek sahibi olsun, düzenli maaşı olsun istiyor. Aileler bu konuda hata yapıyorlar. Bu İtalya’da da böyle.

20. Sanat yılım nedeniyle İtalya’da konserler vereceğim

-Nerelerde konserler verdiniz?
-Türkiye’de, İtalya’da hatta 2007’de Saraybosna’da bile konserler verdim. Profesyonel olmadığımdan ya kültür faaliyeti olsun diye ya da yardım amaçlı konserler veriyorum. 27 Şubat’ta Adnan Saygun’da Buca Düşkünler Evi yararına konser vermiştim. İyi bağış toplandı. Eylül-Ekim gibi de hasta çocuk yakınlarına bina yardımı için de konser vereceğiz sanıyorum.
-İtalya’da nerelerde konserler veriyorsunuz?
-Roma, Torino, Pesaro, Ancona, Rimini’de konserler verdim. 20. Sanat Yılım olması nedeniyle bu yıl İtalya’da daha çok konser vereceğim. Türkiye’de İzmir, İstanbul, Ankara, Gaziantep’de konserler verdim.

X