"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

İran ve öbürleri

MART ayında Ahmedinejad, Başbakan Erdoğan’la yemeğini iptal etmişti! Geçen gün de İran Güvenlik Konseyi Başkanı Celili Ankara’da Başbakanlık kapısında yarım saat bekletildi...

Şüphesiz bu Tahran’a verilmiş bir “karşılık”tır.

İran Ortadoğu’da Körfez’e kadar uzanan Şii Hilali coğrafyasında siyasi egemenlik kurma peşinde. Suriye’de Baas rejimiyle askeri ve siyasi ittifak halinde.

Böyle bir konjonktürde ‘Arap Baharı’nda diktatörlükler devriliyor ama ortaya etnik ve mezhebi kimlik gerilimleri çıkıyor.

Türkiye için bu coğrafya hayli riskli hale gelmiştir.

İran’ın terör silahı

Bugün Bağdat’ta Başbakan Maliki’nin temsil ettiği Şii iktidarının bulunması, ilave bir sorundur. Dün görüştüğümüz üst düzey bir yetkili açıkça Maliki’nin İran sempatizanı falan değil, “İran güdümünde” olduğunu söyledi. Şu sözler de onun:

“İran’ın hedefleri, yaptıkları, yapış biçimi bizi rahatsız ediyor. İran mezhepçi bir politika izliyor ve biz mezhepçiliği bir tehdit olarak görüyoruz. Bizim bakış açımız, totalitarizme karşı demokrasidir.”

Demokrasi İran’da henüz yeterince güçlü bir dinamik değil, onun için rejim pervasız davranabiliyor. PKK’nın İran’daki kolu PJAK’ın faaliyetlerine son vermesi, aynı dönemde Türkiye’de terörü tırmandırması, yine aynı Tahran’ın ve Şam’ın PKK’yı desteklemesi tesadüfi olaylar değildir. Dahası bir de “Kuzey Suriye” sorunu ortaya çıkmak üzeredir.

Ortadoğu’da Türkiye

İran’la Türkiye arasındaki gerilim, NATO’nun “füze kalkanı” projesini Türkiye’nin kabul etmesiyle başladı. Diğer önemli bir sebep, İran’ın “Şii Hilal” politikasına Türkiye’nin bölgedeki siyasi ve ekonomik ilişkileriyle karşı çıkmasıdır. Suriye sorununda da Türkiye İran’la keskin bir şekilde karşı karşıya geldi.

Fakat Türkiye, İran’la sorun çıkmasın diye bunları yapmayıp İran’ın dümen suyuna girebilir miydi?! En azından bu hayati Ortadoğu coğrafyasında pasif kalabilir miydi?!

İran’ın kendisi nükleer güç haline gelmeye çalışırken, NATO üyesi ve Batı yönelişli Türkiye’nin “füze kalkanı”nı kabul etmesi anlaşılabilir bir güvenlik arayışıdır. Türkiye’nin Ortadoğu’da ittifaklar ve ticari ilişkiler yoluyla etkinliğini artırması ve Batılı ülkelerle birlikte hareket etmesi İran’ı rahatsız ediyor. Fakat Türkiye’nin bu politikası, bugün bazı gerilimlere yol açsa da, hem tarihe hem geleceğe uygundur.

Suriye konusunda belki doz eleştirisi yapılabilir ama Türkiye’nin Esad’a ve Baas’a karşı tavır alması da bu temel politikanın bir gereğidir. Bununla birlikte bir doz ayarı yapılması gerektiği de açıktır.

Ortak akıl?

İç politika açısından farklı gözlüklerle bakılabilir. İşte, CHP muhafazakâr AKP’yi “Sünnilik politikası izliyor” diye eleştiriyor. AK Parti ise laik CHP’yi aynı mantıkla öbür türlü mezhep iması yaparak “Baasçı” diye eleştiriyor.

Ağır laflar da ediyorlar.

Dış politika tartışması bu düzeye düşmemeli. Tarihimiz hazin örneklerle doludur. Balkan Savaşı sürecinde İttihatçılar iktidardaki Büyük Kabine’yi yıpratmak için savaş tahrikleri yapmışlardı! İttihatçılar iktidarı ele aldıklarında bu defa muhalefetteki İtilafçılar Arnavut isyanını tahrik etmişlerdi!

Bugün çok şükür o dozda değil, ama hayati bir konjonktürde dış politikadaki kritik konulara siyasi husumet gözlüğüyle bakmak çok yanlıştır, “ortak akıl” üretmeye mani olur.

Terör ve Kürt meselelerinde de böyle maalesef.

Tarihimizde benzer kanlı sorunlar Balkanlar’da yaşanmıştı... Yüzyıl sonra Ortadoğu’da yaşanıyor! Bugün değilse “ortak akıl” ne zaman gerekecek?!

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI