"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

İmar kirliliği yarattığından idamına!..

ADALET Bakanlığı, İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik iki ayrı soruşturma açan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı hakkında dava açtı.

İddialar ile ilgili yargılama, başsavcının itirazı reddedilirse Yargıtay’da yapılacak.

Başsavcı için 26 yıl hapis cezası isteniyor. Haberi okurken içimden “Yetmez, idamını da istemeliydiler” diye geçirdim.

Çünkü başsavcının suçu çok ağır: Sen nasıl olur da cemaatleri soruşturmaya cüret edebilirsin?

Günümüz Türkiye’sinde dini cemaatlere dokunanın eli yanar, burası çok açık.

Artık konu yargıya intikal ettiğine göre adaletin gerçekleşmesini beklememiz gerekiyor.

Bakanlığın iddiaları ciddi ve bu ciddiyete uygun bir yargılama yapılacağına inancımızı korumalıyız.

Ancak Başsavcı ile ilgili iddialar arasında bir tanesi var ki, beni çok güldürdü.

Suçlama şu: “Resmi bir ödenek olmadığı halde adliye lojmanlarının bahçesine, haklarında kamu davaları bulunan üç kişinin de yardımlarıyla ilgili yerlerden yapı izni almadan, bilirkişi raporuna göre imar mevzuatına aykırı ölçülerde 101 metrekarelik alana kameriye yaptırarak imar kirliliğine neden olmak!”

Türkiye’nin dört bir köşesi, zevksiz kamu binaları, kamu binalarına hiçbir izin alınmadan yapılan eklemeler, çıkmalar, camekânlarla dolu.

Ülkenin ücra köşelerine gitmeye bile gerek yok. Ankara ve İstanbul’da bir küçük tur atsak, tarihi binaların balkonlarının alüminyum doğramalar ile kapatıldığını, tuhaf çıkmalar ile binaların birbirine bağlandığını görebiliriz. Hatta laf aramızda İstanbul’da kamu kuruluşlarına ait kaçak binalar bile gırla!

Bunların kaçına soruşturma açıldı, gerçekten merak ediyorum.

Bir de şu var tabii: İmar kirliliğine neden olmak bir suç ise, ülkemiz vatandaşlarının önemli bölümünün şimdi hapislerde olması gerekmez miydi?

 

Bir erkek aynı anda kaç kadını sevebilir?

 

BU tuhaf soruyu, Tempo Dergisi’nin Aralık sayısındaki bir röportajdan çıkardım.

Yeni bir film ile ilgili bir röportaj bu. Filmin adı “Acı Aşk”.

Filmin erkek kahramanı önce bir kadına âşık oluyor, sonra o kadın onu aldatınca başkasına geçiyor, o kadın kör olunca da başkasına!

Filmin bütün öyküsünü burada anlatacak değilim elbette ama ana çerçeve bu. Anlıyoruz ki adamcağız üç kadına birden âşık!

Magazin eklerine ve dergilerine yansıyan öykülere bakacak olursak evet, bu mümkün görünüyor.

Bugün birisine âşık olan adam veya kadın, iki hafta sonra aradığı “gerçek” aşkı başkasında bulabiliyor.

Bu öykülerde en çok merak ettiğim konu da bu kelime ile ilgili zaten.

“Gerçek aşk” nedir, “gerçek” olmadığında “sahte” mi oluyor, öyle oluyorsa o zaman o nasıl bir aşk oluyor?

Çocuk tekerlemelerine benzedi cümle biraz ama olsun. Sorulması gereken bir soru çünkü.

Başlıktaki soruyu çözümleyebilmek için kullanacağımız anahtar da bu zaten: Gerçek aşk!

Bir insan zırt pırt âşık olduğunu söyleyebiliyorsa büyük olasılıkla aşkın ne demek olduğunu bilmiyor olmalı.

Hele yarım kalmış bir aşkın ardından hemen bir başkasına geçebiliyorsa, iki olasılık vardır: Ya “yarım kalmış aşk” zannettiği aşk değildir, ya da arkadaş “çivi çiviyi söker” tezine inanıyordur.

“Çiviyi çivi ile sökmeye çalışanlar”, eğer gerçekten yarım kalmış bir aşkın kurbanları iseler, bu deneme çok daha büyük hayal kırıklıkları, çok daha büyük acılar yaratır.

Yani diyeceğim o ki, gerçekten âşık olduysanız, öyle hemen o duraktan bu durağa konamazsınız.

Öyle görünüyor ki film yanlış bir soru soruyor. Şu daha doğru olabilirdi: Bir erkek, aynı anda kaç kadın ile birlikte sevgili ilişkisi yürütebilir?

Yanıtı kadınlar açısından üzücü olabilir ama yazmak zorundayım: Hatlar karışmadığı sürece sonsuz sayıda!

 

Kadınlar için ideal erkek yaşı!

 

GEÇEN hafta “Bir kadının ideal yaşı nedir” konulu bir yazı yazmıştım.

Kadın okuyucular verdiğim yanıttan mutlu görünüyorlar: “Bir kadının çekiciliğini hâlâ koruduğu ama kaybetmenin eşiğinde olduğu yaş, en iyi yaşıdır!”

Ama kadınların istekleri bitmiyor tabii. “İdeal erkek yaşını da yazın” şeklinde mektuplar aldım. Bu yazı bir “istek parçası” olarak yazılıyor.

Şimdi doğrusunu isterseniz yazacağım yaşı, iyi formüllerle süsleyip, kendi yaşımı çıkartabilecek durumdayım. Ama bunu yapmayacağım tabii, yakışık almaz. Benden büyüklere ve küçüklere ayıp olur.

Bence erkeğin ideal yaşı, sivriliklerinden kurtulup, hayata ve çevresindeki kusurlara daha hoşgörüyle bakmayı, sevdiği kadının değerini bilmeyi öğrendiği yaştır.

Bu kimisi için orta yaşta olabilir, kimisi için daha ileride. Gençleri ne yazık ki sayamıyorum, çünkü o yaşlarda biraz keskin ve sert olmak (hadi anlayışsızlıktan söz etmeyeyim) işin kurallarından biridir. Ne yapalım, o da genç olmanın bir erkeğe sağlayabileceği birçok avantaja karşı ödenmesi gereken bir maliyet olarak kabul edilmeli!

İdeal yaş, aslına bakarsanız lüzumsuz bir arayış.

Bana “ille de ideal erkek yaşını yazın” diyen okuyucularıma önerim, yaşı boş vermeleri.

Sevdikleri erkek “ideal” mi ona bakmaları.

Bu konudaki istekleri ise gelecek hafta yanıtlarım artık!

X