"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

İlk soru şuydu: Sallıyor mu?

Sabah saat sekiz buçuk civarı...

Balat’ta, deniz kıyısında toplanmış bekliyoruz.
10 kişi filanız. Herkesin üzerinde bir tatil havası.
Tiril tiril kıyafetler, bermuda şortlar, filan...
Derken beklenen şey geliyor: Deniz uçağı!
Geçtiğimiz haftalarda faaliyete geçen Seabird’ün tarifeli uçağına binip Alaçatı’ya uçacağız pır pır.
Bazı yolcular deneyimli, “Bu benim üçüncü uçuşum olacak” diyen var. Bazıları ise ilk kez denediğini söylüyor.
O sırada bir görevli geliyor, bavulları alıp uçağa koyuyor.
Ve kimliklerimize bakıp bizi uçağa alıyor.
Daha önce buna benzer bir uçağa binmiştim.
Ama daha küçüğüydü, dört kişilik filan...
Bu uçak 19 kişilikmiş. Alaçatı seferine ise 14 kişi taşıyabiliyormuş. Üzerine bir de yakıtın ağırlığı ekleniyormuş çünkü.
Peki sonra ne oldu? Yani uçuş nasıldı? Madde madde söyleyeyim:
- Uçuş sonrası herkesin bana ilk sorduğu soru şu oldu: Çok sallıyor mu? Önce bu “sallanma” işini açıklığa kavuşturayım o zaman.
Yalan yok, iniş ve kalkışta sallıyor. Nasıl büyük uçaklarla inişe geçerken hafif sarsıntılar yaşıyoruz, bunda da oluyor elbet.
Bana bu ufak tefek sarsıntılar normal geldi.
Ama halihazırda uçak korkusu olan biri için bu bile fazla gelebilir. Hele bir de klostrofobisi varsa. Sonuçta uçak ceviz kabuğu büyüklüğünde çünkü.
Nitekim bir arkadaşım uçuş korkusu had safhada olduğu için son dakikada gelmeyip beni ekti! Kendini THY’nin aynı saatlerdeki İzmir uçağına atmayı yeğledi.
- Suyun üzerinden havalanmak ve tekrar suya inmek: Çok hoş bir duygu...
- Aman dikkat! Motorun gürültüsü bir süre rahatsız edici olabiliyor.
Şu dev kulaklıklardan alıp müzik dinleyerek pır pır uçmak en iyisi.
- Pilot Kanadalı. Yardımcısı ise Türk... İkisi de bermuda şortlu ve parmak arası terlikli. Rahat takılıyorlar yani. Ve bence böylesi daha iyi...
- Bir buçuk saat sürdü yolculuk. İndiğimiz yer Alaçatı Port’a beş dakikalık mesafedeydi.
- Meğer Alaçatı’dan Bodrum’a da seferler oluyormuş. Ama en çok ilgi çeken Bozcaada seferiymiş.
- Uçtuğumuz uçağın bir ismi vardı: Ingrid.
Neden Ingrid? Hikayesi bir hayli hazin.
Seabird’ün sahibi Kürşad Arusan’ın kız arkadaşının ismiymiş Ingrid. Onu bir trafik kazasında kaybetmiş.
Ve anısını yaşatmak için de ilk Seabird uçağına Ingrid ismini vermiş.

Pasaport krizi!

Arkadaşım, “Çipli pasaporta başvurdum, ama bir ay sonra gelir dediler, normal mi?” diye sorduğunda “Nasıl yani?” olmuştum.
Daha düne kadar iki gün, hatta bir günde filan teslim ediliyordu yeni pasaportlar. Ne olmuştu ki şimdi?
Üstelik bir ay ne demekti?
Acilen yurtdışına çıkman gerekiyorsa ne olacaktı?
Meğer nurtopu gibi bir pasaport defteri krizimiz varmış.
An itibariyle olayda çıkan kısmın özeti şu:
Çipli pasaport defteri ihalesi önce Fransız bir firmaya verilmiş.
Sonra bu firma güvenilir değil diye ihale zırt diye iptal edilmiş.
Stoklardaki mevcut pasaportlar da tükenmeye başlayınca haliyle başvuruda bulunanlara, “Bir ya da iki ay sonra yeni pasaportunuz gelir” şeklinde cümleler kurmaya başlamış Emniyet.
Krizin bugünlerde çözüleceği belirtiliyor.
Hızlıca çözülse iyi olur.
Çünkü bir sürü insan mağdur bu traji-komik durumdan.

X