Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İki bakan, iki bakış açısı...

Uğur DÜNDAR

Türkiye'de son on yılda yaşanan gelişmeler sonucunda turizm, adeta kumarhaneciliğin şemsiyesi olmuştu.

Bu nedenle uzunca bir süredir, Turizm Bakanlığı denilince, akla hemen kumarhaneler geliyordu.

Bu hafta size, geçmişte Turizm Bakanlığı yapmış iki politikacıdan gelen mektupları sunuyorum.

İKİ MEKTUPTAN SATIRLAR

İlk mektup, bakanlığı döneminde kumarhanelerin yurt çapında patlamış mısır hızıyla yayılmasına seyirci kaldığı iddia edilen CHP'li Abdülkadir Ateş'ten geliyor.

<ı>‘‘...Yazınızda 'Acaba bakan olduğunuz dönemde, çok sayıda kumarhane açan bir kişiyle ve onun eskiden milletvekili olan bir temsilcisiyle, Ankara'nın lüks otellerinden birinde yemek yediniz mi?' diye soruyorsunuz.

Sayın Dündar,

Muhtemelen 1994 yılında Prenses Oteller zinciri sahibi Sudi Özkan ve Talih Oyunları İşletmecileri Derneği'nin o dönemdeki Başkanı Ali Haydar Erdoğan ile Ankara'da RV Restoran'da yediğimiz yemeğe atıfta bulunduğunuzu tahmin ediyorum. Bu yemekte ana konu, talih oyunları salonlarının otokontrolü konusuydu. Ben kendilerine, bu bağlamda reklam aracılığıyla talep artırma yöntemine başvurmamalarını ve ilan panolarını bu amaçla kullanmalarının doğru olmadığını anlatmıştım.’’

Bu mektupla ilgili olarak yorum yapmıyor, sadece Ali Haydar Erdoğan'ın, o tarihlerde otel ve kumarhaneler zinciri sahibi Sudi Özkan'ın yanında çalışan eski bir SHP milletvekili olduğunu hatırlatmakla yetiniyorum.

Şimdi de tarihe, ‘‘Türk vatandaşlarının kumarhanelere girişini yasaklayan ve kumar lobisinin inanılmaz baskısı karşısında geri adım atmayan bakan’’ olarak geçen Mustafa Tınaz Titiz'in mektubunu sunuyorum.

<ı>‘‘HÜRRİYET'teki köşenizde, kumar lobisi ile ilgili olarak hakkımdaki içten cümleleri de içeren yazınızı okuyup, bir de intihar eden kişinin trajedisini öğrenince, içimden isyan etmek geldi.

Beni bugün üzen, aklı başında sayılması gereken çok sayıda kişinin, olup bitenin ve bundan sonra olabileceklerin farkında olmaksızın, hâlâ bu büyük belanın yasaklanmasına karşı dudak büküşleri, kumarı bir 'ihtiyaç', bunun sömürülmesini de bir 'girişim özgürlüğü' olarak görmeleridir.’’

İki bakan ve iki bakış açısı... Mektupların yorumunu size bırakarak, dikkatinizi yeni gelişmelere çekmek istiyorum.

Kumarhaneler kapanınca, vatandaşı soyarak devlete vergi ödemeden trilyonları ceplerine indirmeye alışanlar, son bir gayretle ‘‘emek sömürüsü’’ edebiyatına sığındılar.

Neymiş efendim, kumarhanelerin kapanmasıyla 30 bin dolayında kumarhane çalışanı aç ve açıkta kalmış. Hiçbir emekçinin açlığa mahkûm edilmesini istemeyiz. Arşivler, emekçinin haklı mücadelesine verdiğimiz desteği belgeleyen yüzlerce haberle doludur. Ancak kumarhaneciler, çalışanlarını gerçekten düşünüyorlarsa, kendilerini rant kralı yapan kayıt dışı müthiş servetlerinden bir fon oluştursunlar ve bu geçiş döneminde emekçilerini kimseye muhtaç bırakmasınlar. Ama bu önerimizin işlerine gelmeyeceğini çok iyi biliyorum. Çünkü onlar, kumar cenneti Türkiye'de halkı soymaya ve trilyonları devletten kaçırmaya alıştılar.

‘‘HAYIRLI OLSUN!’’

Baksanıza, Anayasa Mahkemesi kapatınca, kumar tezgâhlarını hemen Bulgaristan ve Kıbrıs gibi, Türk insanının kolayca gidebileceği ülkelerde kurmaya başladılar.

Onlara soruyorum, hani kumarhaneler Türkiye'ye turist çekiyordu? Madem turistler Türk kumarhanelerine ilgi gösteriyor, o halde niçin gidip Hint Okyanusu'nda, Karayip Adaları'nda, Uzakdoğu'da kumarhane açmıyorsunuz?

Bulgaristan ve Kıbrıs'a düzenleyeceğiniz turlarla gelecek Türk kurbanları soyup soğana çevirerek kazanacağınız ‘‘ah’’‘‘vah’’lı paralar, şimdiden hayırlı, uğurlu olsun!













X