Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

HERKES LAYIK OLDUĞU YERDEDİR

Bu başlık birçok kişiyi rahatsız eder. Çünkü hemen hemen herkes, layık olduğu yerde olmadığını düşünür.

Bazıları talihine, bazıları da elinden tutulmadığına bağlar bunu.
Bazıları kıskançlıktan, bazıları görüş ayrılıklarından, bazıları memleketlerinden, bazıları ait olduğu ideolojik kamptan dolayı önünün kesildiğini düşünür.
Çünkü genellikle layık olunan yer mevki, makam, para, pul ve zenginlik olarak algılanır.

* * *

Oysa herkesin bir piyasası, içinde bulunduğu çevrede hakkında oluşmuş genel bir algı vardır ve bu algı insanın layık olduğu yerdir.
İnsanlar hakkında oluşan genel kanaat son derece adildir.
Bu kanaat statü, mevki, makam ve zenginlikten bağımsız olarak; insanın karakteri, ilişkilerinin niteliği, dürüstlüğü, açıklığı ve çalışkanlığı gibi temel özellikleriyle oluşur.

* * *

Çevremizde bıraktığımız etki layık olduğumuz yerdir. Ve hepimiz tutum ve davranışlarımızın yansımalarını yaşarız.

* * *

Kimse kimseye itibar bağışlayamaz.
Kimse kimseyi saygın bir kişi hâline getiremez.
Statülerden elde edildiği düşünülen itibar, şayet hak edilmemişse vicdanlarda yer bulamaz. Yapaydır. Statü ile birlikte kaybolur gider.
Tersi de mümkündür.
Sosyal koşulların verdiği imkânlarla, başkalarının yardımına koşarak, başkalarının hayatlarını kolaylaştırarak, güler yüz ve samimiyetle insanlara hizmet ederek, gönüllerde zirveye çıkanlar da olabilir.

* * *

Sosyal koşulların geçici unvanlar, statüler sunduğu ancak kendi piyasasında bile saygınlığı olmayan kişilere de her dönemde rastlarız.
Unvan sahibi olmak, varlıklı olmak, insanı her zaman saygın yapmadığı gibi; küçük bir dünyada, kendi küçük işleriyle meşgul olan insanlar da sıradan kişiler olarak düşünülemez.
Kıt kanaat geçinen ama çevresindekilerin saygınlığını kazanmış birçok insan tanırız.

* * *

Kendi kendimizi tartamayız. Çoğu zaman tanıyamayız bile. Ama toplumun, çevrenin, insanların vicdanı duyarlı bir terazidir.
Yerimiz ve asıl değerimiz de, bu terazinin bizi tarttığı kadardır.

ÇOCUKLAR BABALARIYLA NE KONUŞUR

Bir lise öğretmeni anlattı:
Sınıfta otuz üç öğrenci vardı. Bir gün ilk derste çocuklara, bugün babanızla aranızda nasıl bir konuşma geçti diye sordum.
Üç öğrenci, “Akşam babam bana, ‘Günün nasıl geçti, dersler nasıl gidiyor?’ diye sordu, ben de ‘İyidir’ dedim.” diye cevap verdi.
İki öğrenci, babalarıyla futbol konuştuklarını söyledi.
İki öğrenci de, babalarıyla aralarında güncel olaylarla ilgili birkaç cümlelik konuşma geçtiğini anlattı.
Geriye kalan yirmi altı öğrenciyse babalarıyla aralarında herhangi bir konuşma geçmediğini belirttiler.

* * *

Öğretmenin yaptığı, küçük bir araştırma aslında.
İnanıyorum ki, çocuklarıyla aralarında tek kelime konuşma geçmeyen babalar, bu durumun farkında bile değildir.
Aynı evde yaşayan ama bazen birbirini hiç görmeyen, birbirleriyle hiç konuşmayan, hayalet gibi içeriye süzülerek, hayalet gibi de çıkıp giden insanlar hâline geldik.
Bütün enerjimizi, bütün dikkatimizi dış dünyadaki işlerimize vererek aileyi feda ediyoruz.
Oysa bütün her şeyden geriye kalan, sığınacağımız yer ailemizdir.
Çocuklarımızsa her koşulda hayatımızın merkezinde olmalıdır.

* * *

Okullar tatile girdi.
Ailelerin çocuklarıyla vakit geçirmesi için iyi bir fırsat doğdu.
Aynı salonda oturmak, aynı evde yaşamak çocukla birlikte vakit geçirmek anlamına gelmemektedir.
Birlikte vakit geçirmek, çocuğun hoşlandığı bir durumu paylaşmaktır.
Birlikte vakit geçirmek, gözlerinin içine bakarak, çocuğun anlattıklarını dinlemektir.
Birlikte vakit geçirmek, aileye ait değerleri, ailenin geçmişini, bugününü ve aile fertlerinin birbirine olan ihtiyacını paylaşmaktır.
Çocuğa, anne-babadan daha sıcak, daha samimi bir şekilde hiç kimsenin sarılamayacağını göstermektir.
Tatil bunlar için iyi bir fırsattır.
Zaman oldukça hızlı akıyor.
Yarın bu fırsatı bulamayabiliriz.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI