"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Hayatımın en büyük sürprizi

ÖNCEKİ gece Davos’ta hayatımın en büyük sürprizi ile karşılaştım.

Size ayrıntıları ile anlatacağım.

Ama önce işin şu “ciddi gazetecilik” yanını aradan çıkaralım da, yeminli düşman arkadaşlara yeni bir fırsat vermeyelim.

Davos’la ilgili haberleri televizyonlardan, gazetelerden izliyorsunuz.

Ben size kulislerdeki fısıltıları, açık kapalı konuşulanları aktarmaya devam edeyim.

AVRUPA DAĞILACAK MI
Hayır. Şu an Avrupa’nın kaderini elinde tutan Almanya Şansölyesi Merkel, buradaki açılış konuşmasında açıkça söyledi: “Avrupa Birliği muhteşem bir proje ve devam edecek”.

AVRUPA KURTULACAK MI
Avrupalı bankacılar, Avrupa Merkez Bankası’ndan aldıkları yarım trilyon Euro ucuz paradan sonra biraz rahatlamış görünüyorlar. Ama buradaki hava, işlerin zor olduğu yönünde. Yunanistan ve İtalya krizinde herhangi bir ilerleme yok. 

GİZLİ BİR SAVAŞ SÜRÜYOR
Buradaki Avrupalı bankacılar, giderek daha sertleşen bir tonla Amerika’yı suçluyorlar. Özellikle, Amerika’nın kabul ettiği “Volcker Yasası”ndan sonra Amerikalı bankaların Avrupalılarla iş yapmaktan vazgeçeceği endişeleri var.

VURUN AVRUPALIYA
Bu yıl Davos’un en eğlenceli yanı “Vurun Avrupalıya” modası.

İLK VURUŞ MEKSİKA’DAN
İlk vuruş Meksika Cumhurbaşkanı Calderon’dan geldi. “Avrupa’nın durumu saatli bomba gibi” dedi.

Sonra Meksika’nın 1995’teki krizden nasıl çıktığını anlatarak, tavsiyelerde bulundu.

Baktım, Avrupalı CEO’lar ve siyasetçiler “Biz bu hallere de mi düşecektik” havasında sessizce dinliyor.

İKİNCİ VURUŞ RUSLARDAN
Sonra Rusların saldırısı başladı. Önce Rusya’nın en güçlü işadamlarından biri olan United Co. Ruskal’ın CEO’su Oleg Deripaska Avrupalı gençlere seslendi:
“Siyasetçileriniz yanlış kararlar alıyor ve siz üç nesil boyunca bunun bedelini ödeyeceksiniz”.

YUNANİSTAN’A SİESTA DAYAĞI
Bu arada en büyük dayağı Yunanistan yedi.

“AB’de farklı kültürde çok ülke var. Bir tarafta Almanya. Öteki tarafta Yunanistan. Bu ülkede siesta var ve halk saat 14’ten sonra çalışmıyor.”

BEN SAVUNACAKTIM, KORKTUM
Baktım kimse çıkıp “Arkadaş Rusya’da işler çok mu iyi gidiyor” diye sormadı.

Ben de, “Zaten Türkiye’de başım iktidarla dertte. Bir de Putin’le aramı bozmayayım” diye sesimi çıkarmadım.

GECENİN EN EĞLENCELİ DAVETİ
Ben gidemedim ama dün Davos’un en eğlenceli daveti Coca-Cola Başkanı Muhtar Kent’in Post Otel’de verdiği davetmiş. Türk bakanlar tam kadro oradaymış.

Ali Babacan, Egemen Bağış ve Fatma Şahin gelmişler.

Ayrıca Haiti Cumhurbaşkanı da oradaymış.

LONDRA BELEDİYE BAŞKANI YIKTI
Ama gecenin en renkli kişisi Londra Belediye Başkanı’ymış. Herkesi kırıp geçiren
bir konuşma yapmış.

“Benim dedem Türkiye’den. Onu öldürmüşler ama bizimki hiç yapılmayacak bir şey yapmış. Atatürk’ün tutuklanma kararına imza atmış” demiş.

CATERPILLAR HABERİ GELİYOR
Karamsar tartışmalar devam ederken, Amerika’dan gelen bir haber herkesi şaşırttı.

Amerika’nın en büyük inşaat makineleri şirketi Caterpillar, 2004 yılından bu yana ilk kez inşaat makinelerine olan talebin arttığını açıklamış.

Anlayacağınız kural bozuldu, iyi haber kötü haberden daha hızlı geldi.

KİM BU LAEL DENİLEN KADIN
Dün öğle saatlerinde kulislere bir haber yayıldı. Bir bankacının “Lael İsviçre’ye gelmiş” dediğini işitince, merak ettim.

“Kim bu Lael” diye sordum.

“America’s top financial diplomat” dedi.

“Finansal diplomat!” Böyle bir sıfatı ilk defa işitiyordum.

Olayın ne olduğunu dünkü Herald Tribune’de okudum.

Lael Brainard, Amerikan Hazinesi’nin uluslararası ilişkilerine bakan başkan yardımcısıymış. Bir süredir ABD ile AB arasında gizli bir ekonomi diplomasisi sürdürüyormuş.

Genellikle işlerini çok sessizce sürdüren bir kadınmış ve bu son bir yılda Avrupa’ya 17’nci gelişiymiş. Avrupa’da herkes ona güveniyormuş.

Evet Davos’un ciddi kulisleri böyle.

Şimdi gelelim gecenin asıl sürprizine.

AMAN ALLAH’IM, MICK JAGGER’LA 3 SAAT

KARLI dağlara bakan odamda 37.5 ateşle yatarken, gecenin bana hayatımın en büyük sürprizlerinden birini hazırladığını asla tahmin edemezdim.

Gece, Coca-Cola’ya gidecektim, ama yataktan çıkamadım.

Saat 21 sıralarında biraz iyi hissedince, Bill Gates’in kurduğu yardım kuruluşu olan “Global Fund”ın çerçeveli yemeğine bir uğrayayım dedim.

İyi ki uğramışım.

KAPIDA TONY BLAIR MASADA NORVEÇ KRALI

Kapıda eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve eşiyle karşılaştık. Onlar da Rebekah Brooks’un iyi arkadaşı olduğu için, bir süre yeni doğan çocuğunu konuştuk.

Tam o sırada kapıdan biri girdi ki ne diyeceğimi şaşırdım.

Rolling Stones’un efsane solisti Mick Jagger...

Bütün hayatım boyunca beni en çok etkileyen müzisyen...

Biraz sonra yemek başladı.

Birinci masada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Bill Gates, Tony Blair’in eşi ve Georges Soros oturuyor.

Onun hemen yanındaki masanın başında ben oturuyordum.

Sol yanımda Norveç Kralı, sağ yanımda ise eşi vardı.

Hayatımda bu kadar sempatik ve alçakgönüllü iki insan görmedim.

Ben daha otururken, çok sıcak bir ifadeyle merhaba dediler.

Arkamdaki masada Mick Jagger oturuyordu.

Biraz sonra fırsatını bulup o masaya geçtim.

ROLLING STONES’UN 50’NCİ KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

Yemeğin sonuna doğru, Global Fund’ın pazarlama direktörü Claudia Gonzales kulağıma eğildi ve “Sakın ayrılma, buradan ilginç bir yere gideceğiz” dedi.
Gece yarısına doğru birlikte çıktık ve kaldığım Schatzalp Oteli’nin arkasındaki şaleye gittik.

Orada küçük bir salonda beni hayatımın en büyük sürprizlerinden biri bekliyordu.

“Rolling Stones’un kuruluşunun 50. yıldönümü partisi” yapılıyordu.

Otuz kişilik küçük bir partiydi. New York Times’ın başkanı Arthur Sulzberger Jr. oradaydı.

Birazdan gazetenin yeni genel yayın yönetmeni Jil Abramson geldi. Kai Diekmann sağ kolundaki dövmeyi sordu. New York’a ait bir dövmeymiş.

PEMBE GÖMLEĞİ KIRMIZI NIKE’LARIYLA MICK JAGGER

Mick Jagger’ı ilk defa bu kadar yakından görüyorum. Pembe bir gömlek giymiş. Kollarını çok hafif kıvırmış
Altında siyah kemersiz bir pantolon. Ayağında ise kırmızı Nike ayakkabılar var.

Çok “cool” bir adam. Uzun uzun sohbet ettik. Ona İzmir’de, 1963 yılında “Little Red rooster”ı dinlediğimde hissettiklerimi anlattım.

“Hiç abartmıyorum, dünyadaki en büyük Rolling Stones fan’ı benim” dedim.

Herkesle çok samimi konuşuyordu. Arada bir gidip, köşedeki Bose sisteme takılı iPod’u eline alıyor ve bir şarkı çalıyordu.

Birlikte fotoğraf çektirmeyi çok istedim, ama çok dar bir partiydi. Kimse fotoğraf çektirmeyince ben de cesaret edemedim.

Ama önceki gece, Davos tepelerindeki bu partiyi hayatım boyunca unutmayacağım.

X