Harikalar diyarında

Bana iki şey sordu.

Biri, çok çalışmaya hazır mısın? Biri, yeteneğin var mı? İlkinin cevabını zaman gösterecek, ikincisinin cevabını da o verecek.

Bendeki hemencecik cevapları biliyor zaten. Piyanonun başına oturdu, daha önce onbinlerce kere bunu yapmış biri gibi. Söyle bakalım bir şarkı. Böyle söyleyemem ki gitarım yok, şu an isteğim yok, test edilirken çıkan bir sesim yok. Bir koltuğun kenarının kenarındayım. Loş bir salondayım. İmtihandayım. Kafamdaki amfide konser vermek için en kötü zaman. Orada şu anda bir konferans var. Konuşulanlara kulak kabartalım:

***

-Duydunuz! Sesine bakıp ona ders verip vermemeye karar verecek. Bu saatten sonra başarılı olamayacağı bir işe girişerek vakit kaybetmeyeceğini söyledi. Eğer şarkıyı güzel söylemezse acımasız bir söz duyacak, çıksın gitsin ordan derim ben.

-Hiç de bile! Onu buraya kadar getiren neyse, pekala onu buradan göğsü dimdik bir tavuskuşu gibi çıkarabilir. Bal gibi de güzel söyler söylese. Ah bir de aramızdan bazılarının sesi kesilse!

-Öhö öhö, afedersiniz ama aranızdan ilk soruyu duyan bir tek ben miyim? Ona devam edeceksen gel dedi, sanat bir diktatoryadır dedi. Disiplin ve devamlılık gösterdiği bir örneğe rastlamadım ben onun bugüne dek. Maymun iştahlı bir tavuskuşu da olmasa gerek! Sayacak olan var mı?

- Ortaokulda piyano ve solfej dersi, tenis dersi, lisede elektro gitar, üniversitede iki kere şan dersi ve ata binme, bir yıl önce müzik teorisi, piyano, şan solfej dersi ayrıca müzik tarihi bilgisi dersi, yoga, birkaç ay önce yine şan dersi... Bazılarının ömrü sadece birkaç hafta, bir yudum sabır yoktur onda!

- Öhö öhö, teşekkür ederim.

- Ben de denemesin bile derim, hem biraz da aksi gibi sanki bu seferki...

- Evet şakası yok.

- Diyelim ki geçti şu testi, ki biliyorsunuz sesi kısık bugün...

- Aman hangi gün değil ki!

- ...bir diktatörlük kuramaz, yine dalarsa lale devrine, kendine güveni hiç kalmaz, bir daha kalkışmaz bu işlere.

- Daha iyi. En azından bilir kendini.

- Hatırlayan var mı bir defasında...

- YETEER! KESİN SESİNİZİ! Kaçırdık işte! Siz dırdır ederken burda, o şarkısını bitirdi bile!

***

Masaya geçtik. İlk dersimiz sesin anatomisi. İşte sesi çınlatmam gereken boşluklar, ama şu anda çınlayan içimdeki boşlukta koşa koşa bağıran o hoşluklar. Bir kere daha oldu o mucize. Kalktı uçak. Küçüldü şehir.

Çok heyecanlı ve bağırarak konuşuyorsun, biraz sakin konuş, seni dinleyen yorulur; haklısınız gevezeyim biraz... Diyaframına nefesi öyle hemen alıp hemen bırakma, öyle çok şişirilip başı boş bırakılan bir balon gibi savrulur sesin; tamam, öyle mi yapıyor muşum?.. Hem ağzını unut, orası değil şarkıyı söyleyeceğin yer!

Yaşını bilmiyorum yaşı yok. Bilgisi yüzyıllık. Hafif titrek elleriyle yazarken unutmamam gerekenleri, aynı ellerle tutup elimi, içinden hadi diyordur al götür oraya bunu da. Orası, onun yıllardır gidegele aydınlattığı o güzel yer. Yolunu bir tek onun bildiği, bilgiden deneyimden terden yapılmış o taş bina.

Yüzlerce sesi yoğurmuş, şekil vermiş parmaklarıyla tuttu benimkini de. Benimki daha yaş, rengi pembe, birşeyler demeye aç, şekillere meraklı mı meraklı.

Bir mindere yatırdı beni. Al bakalım dedi nefesi.

Sonra geçti piyanoya, ben de geçtim kafes dediği köşeye.

Başladı yoğurmaya.

Koşma dedi yürüyeceğiz, yolumuz yokuş.

Allahtan cin gibisin, hemen öğreniyorsun dediklerimi.

Çıktık yola.

Çok güzel söylemeye gidiyorum şarkılarımı, inşallahı yok.

Konferans bitmiştir.
Yazarın Tüm Yazıları