Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: İçişlerine müdahale

Hadi ULUENGİN

Biliyoprum, bazen dünya aktüalitesinden yola çıkarak yazdığım makaleler ilk bakışta ‘kel alaka’ bir izlenim uyandıyor ve Türkiye için ancak dış kapının mandalı kadar önem arzedermiş gibi gözüküyor... Ama kazın ayağı öyle değil!

Kendimle övüneyin, ben ağaç yerine ormanı görmeye çalıştığımdan, bunlar aslında bizim gündemimizin de baş köşesinde yer alıyorlar. Almaları gerekiyor.

İşte, Avusturya'daki neo-Nazi partinin hükümete ortak olması ihtimalini işlediğim cumartesi günkü yazım da bu türdendi...

Çünkü, geçtim olayın evrensel vehamet taşıyan ırkçı boyutunu, sorun bilhassa uluslararası açıdan Ankara'yı da birinci derecede ilgilendiriyor.

*É * *

ŞUNDAN ilgilendiriyor ki, cumartesi günü de değinmiştim, Jörg Haider adlı bir hergelenin ‘Führer’i olduğu faşist Avusturya partisi FPÖ'nün koalisyona girme olasılığı artınca, en başta Brüksel ve Paris, AB başkentleri Viyana'ya ihtar gönderdiler. Açıktan açığa, ‘külahları değişiriz’ tehdidini savurdular.

Haider efendi de hemen külhanbey ağzıyla cevap patlattı. Fransa lideri Chirac‘megolaman’, Belçika'yı ise ‘sübyancılar memleketi’ olarak tanımladı.

Sonra da, ‘bizim ülkeye burnunuzu sokarak halkımızın tercihine karışmayın. Avusturya milleti içişlerine müdahale edilmesini sevmez’ diye noktayı koydu.

Şimdi söyleyin bakalım, bütün bunlar Türkiye'yi ilgilendirmiyor mu?

Jörg Haider'in demeci de çok tanıdık diskurları hatırlatmıyor mu?

*É * *

İLGİLENDİRİYOR ve hatırlatıyor, çünkü Kürt meselesinden insan haklarına dek bir dizi demokrasi sorununda ne zaman ki Avrupa kurum ve kançılaryaları Türkiye'ye eleştiri oku yönlendirdi, biz de hemen ‘içişlerimize karışmayın’ diye celallenmedik mi ? ‘Egemenlik çiğnettirmeyiz’ diye feverana gelmedik mi?

Avrupa Konseyi veya Parlemantosu, Bulgaristan ya da Yunanistan'daki Türk azınlıkları sahiplendiğinde onları göklere çıkartıp, aynı organlar ülkemizdeki uygulamalara karşı tutum aldığında unları ‘Türkiye düşmanı’ ilan etmedik mi?

Her işimize gelmeyen kararda ‘çifte standart’ diye bağırmadık mı?

Oysa, ne artık ‘iç işleri’ kavramı eski uluslarası hukuk lugatindeki tanıma uyuyor, ne de Avrupa bizim sandığımız bir ‘çifte standart’ı uyguluyor!

*É * *

TEKRAR Viyana vukuatına dönelim ve itiraf edelim ki, eski kıstaslarla baktığımız takdirde aslında Haider hergelesine söylenebilecek bir laf yok!

Zira, herifçioğlu süper demokratik seçimlerde oyların dörtte birini almış.

Koalisyona da yine tamamen demokratik şemaya uygun biçimde girecek.

Girer a, ‘sana ne lan’ diye efelendiğinde akan suların durması gerekiyor.

Ama, Avusturya, Avrupa Birliği üyesi ve bu Avrupa'nın ‘etik’ kuralları var.

İsterse sandıkları silme süpürsün, yarım ağızla bile ırkçılık yapan bir siyasi kurumun iktidar ortağı olması AB'nin ahlaki değerleriyle bağdaşmıyor.

Dolayısıyla, aynı AB tabii ki Avusturya'nın ‘iç işlerine burnunu sokacak’. ‘Külahları değişiriz’ diye tehdit savuracak. Gerektiğinde ilişki donduracak.

Ve, Avrupa'nın kendi bünyesindeki bir ülkeye dahi böyle davranması, onun bizde öne sürüldüğü türden ‘çifte standart’ uygulamadığını tekrar ispatlıyor.

AB ‘etik değerler manzumesi’ni hem dahilde, hem de hariçte sahipleniyor.

*É * *

ŞU kesin, ‘içişleri’ kavramı yaşadığımız yeni uluslararası kontekste bambaşka bir boyut kazandı. Kazanıyor... Giderek, ‘içiçe işler’e dönüşüyor.

Bu yüzden de, bırakın otoriter devlet politikalarını, alıklığa kapılan halkların şeklen demokratik tercihleri dahi, eğer söz konusu tercihler özde demokrasinin ruhuyla çelişiyorsa, ‘dış müdahaleden’ kurtulamıyor.

Yine tekrarlıyorum, artık ‘içişleri’ bitti, şimdi ‘içiçe işler’ var!

X