"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Gözaltı köpürtmesi

OTEL odamı sabahın beşinde yasal mermileriyle polisler basmış, Esat Karakolu’ndan Adli Tabip’e, oradan da Ankara Emniyeti’ne götürülmüşüm ve en sonunda “Pardon, bir yanlışlık oldu” denilerek serbest bırakılmışım.

Tabii ki bu maceradan “Esat Karakolu: Zulümhâne” başlıklı bir kitap çıkaracak değilim.
Ama çektiğim çile, ne denli minicik de olsa, son tahlilde bir çiledir ve her çile gibi o da köpürtülmeyi hak etmektedir.
İşbu nedenle...
“Yahu adama bakın, hepi topu birkaç saat gözaltına alınmış, nasıl da tadını çıkarıyor” diyeceklere hiç ama hiç aldırmayacağım.
İşte buyurun...
Arsızca köpürtüyorum:
* * *
Gözaltına alındığımı öğrenenlerin gönderdikleri mesajların kahir ekseriyeti şunu söylüyordu:
“Bu olay basit bir hukuki yanlışlık olarak değerlendirilemez Ahmet Hakan... Bu sana verilen bir gözdağıdır.”
Öyle midir, değil midir?
Vallahi bilmiyorum, bilemiyorum.
Ama ne demişler:
“Memleketi nasıl yönettiğin önemli değildir... Önemli olan nasıl yönettiğine dair oluşan algıdır.”
* * *
Herkes soruyor:
“Sabahın köründe otel odasının kapısında polisleri görünce ilk ne hissettin?”
Ne hissedeceğim?
Tabii ki korktum.
Tamam, dürüst olacağım.
Ne korkması yahu!
Ödüm patladı. Soğuk terler döktüm, titreme geçirdim, bir süre soluksuz kaldım.
Önce “Ergenekon mu acaba?” dedim.
Sonra yandaş medyada çıkması muhtemel, “Ama o da Nokta Dergisi basıldığında kınamamıştı” türü yazılar geçti gözümün önünden.
“Ya biri zulaya bir şey bıraktıysa...” diye ağırdan tedirgin oldum.
“İleri demokrasi” diye ironi bile yaptım.
* * *
Sabahın beşinde telefonu aldım elime...
Birini aramalıydım. Ama kimi?
Uzun süre kimi arayacağımı bilemedim.
“Anne - baba” tedirgin edilmez.
“Arkadaş, dost” uyandırılmaz.
“Meslektaş” rahatsız edilmez.
Bir ara Ertuğrul Özkök’ü arayıp, “Beni götürüyorlar abi, söylediklerine göre galiba sıra sendeymiş” diye telaşlandırmak istedim ama içimden bir ses “Bu kadar gaddar olma Ahmet Hakan” diye beni durdurdu.
En sonunda kabak, avukatım Dilek’in başına patladı.
Altıncı aramada kendisini uyandırmayı başardım.
* * *
Madem ben artık deneyimliyim...
Bu deneyimden aldığım cüretle...
Hepinize şunu tavsiye ediyorum:
Lütfen, derhal kendiniz için “sabahın beşinde başıma bir iş geldiğinde arayabileceğim üç kişi” listesi hazırlayın.
Ve o üç isimle karşılıklı mutabık kalın.
Bana bir şey olmaz demeyin, burasının Türkiye olduğunu unutmayın.
Tecrübeyle sabittir:
“Sabahın köründe gerçekleşen gözaltı” olaylarında en çok buna ihtiyaç duyuluyor.
* * *
Son olarak şunu söylemek istiyorum:
Başıma gelen bu olay...
Eğer gerçekten basit bir “hukuki hata” ise...
Durum memleketimizin hukuk sistemi açısından hiç de iç açıcı değildir.
Beşir Bey ile Sadullah Bey baş başa verip, “Otel odasından sabaha karşı adam kaldırmaca...” uygulamasını gözden geçirmelidir.
Bu tür uygulamalar bırakın bizim gibi “ileri demokrasi”leri, Avrupa tipi normal demokrasilerde bile olmuyor artık.
* * *
Ama eğer bu gözaltı, bana gelen mesajların kahir ekseriyetinin işaret ettiği gibi bir tür “gözdağı” mesajı içeriyor ise...
Şimdiden söylüyorum:
Bu mesaj, ayağımın altındadır.
Bu mesajı almıyorum, almayı reddediyorum.
Ve hiç durmadan yoluma devam edeceğimi hassaten belirtmek istiyorum.

Otel basma yaygın uygulama

UYAP adı altında “Ulusal Yargı Ağı” oluşturulmuş...
Poliste bilgisayar sistemine geçilmiş...
GBT adı altında genel bilgiler toplanmış...
Bir düğmeye basıyormuşsun, neyse halin, hemen çıkıyormuş ortaya...
* * *
Bir şey söyleyeyim mi?
Bunların hepsi hikâye...
Şunu öğrendim:
Haklarında verilen “yakalama kararı”, kayıtlardan düşmediği için sabaha karşı otel odaları basılıp karakola çekilen kişiler o kadar çokmuş ki...
Hem öyle benim gibi “imtiyazlı muamele” falan da görmüyorlarmış bu vatandaşlarımız.
Resmen kelepçelenip götürülüyorlar ve karakollarda parmaklıklar ardında tutuluyorlarmış.
Meselenin doğrusunun anlaşılması için epey uzun bir zamanın geçmesi gerekiyormuş.
Sonra?
“Pardon” bile denilmeden serbest bırakılıyorlarmış.
* * *
“Bu uygulama sana özel değil, herkese yapılıyor” diyenlere sesleniyorum:
Uygulamanın sadece bana özel olmaması, olayın vahametini azaltmaz, tersine artırır.
“Uygulama sana özel değil, herkese yapılıyor” demek yerine...
“Hiç kimsenin özgürlüğü kısıtlanmasın, hiç kimse otel odasından sabaha karşı karakola götürülmesin, hiç kimse sistemdeki yanlışın kurbanı olmasın” demek gerekir.

Bin teşekkür

-  Kendisine haber vermediğim halde olayı bir biçimde haber alıp beni ilk arayan kişi olan Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu’na...
-  Gönderdikleri yüzlerce e-mail ile “geçmiş olsun” diyen ve beni yalnız olmadığıma ikna eden okurlarıma...
-  Binlerce mesaj yazan Twitter’daki “kafa dengi” dostlarıma...
-  Meseleyi Meclis gündemine taşıyan milletvekillerimiz Hasip Kaplan ile Süleyman Yağız’a...
-  Aldığı ölüm tehditleri karşısında kendisine geçmiş olsun demeyi ihmal etmeme rağmen bana geçmiş olsun deme inceliğini göstererek mahcup olmama yol açan Mehmet Metiner’e...
-  Ankara gazetecilerine...
-  Sabahın köründe bana Ankara poğaçası ve açık çay ısmarlayan Esat Karakolu’ndaki görevli polislere...
-  Kendilerini aradığım andan itibaren benden daha fazla telaşlanarak meseleye eğilen Hürriyet Gazetesi avukatlarına... Özellikle Dilek’e...
-  Bizzat arama inceliği gösteren CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülsün Bilgehan’a...
-  “Geçmiş olsun” mesajı gönderen tüm siyasetçilere...
-  Çok ama çok teşekkür ediyorum.

 

X