"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Gitmek mi zor ,yoksa kalmak mı

Ertuğrul ÖZKÖK

Bu hain soruyu kafama yıllarca önce 12 ciltlik o kitap soktu.‘‘İki Çocuğun Devriâlemi.’’ Jano ile Yannik'in dünya seyahati.

Gidebilmek, ayrılabilmek, uzaklaşabilmek... Benim hiçbir zaman beceremediğim şeyler.

Onlar dünyayı gezerken, ben görünmez iplerle bağlı olduğum şehirlerde kaldım.

* * *

Kavafis'in o güzel şiirini ne zaman okusam, aklım hep o görünmez iplere takılır.

Hiç kimsenin göremediği, sadece kendimin görebildiği, o örümcek ağının tellerinden milyonlarca daha ince görünmez bağlara.

Bir ruhtan çıkıp ötekine uzanan, iki kişiye özel telgraf hatlarına, tutku fiber optiklerine takılırım.

Beni gitmekten, gidebilmekten alıkoyan, bana gidecek başka hiçbir şehir, demirleyecek hiçbir liman bırakmayan o bağlar aklıma gelir.

Tanıdığım sulara atılmış bu çıpa etrafında döner dururum.

Öyle anlarda, Kavafis'in o şiiri, kaderin melodisi gibi bir yerlerime takılır:

‘‘Başka diyarlara, başka denizlere giderim dedin.

Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa...’’

Bazı insanların ruhları daha hafifmeşreptir. O hercai ruhlar, o vagabond duygular, onlara hep gidilecek başka denizler, demirleyecek başka limanlar getirirler.

Kafalarının bir taraflarına koydukları yedek limanları, emergency alanları vardır.

Onların acil servisleri 24 saat, 365 gün çalışır.

Daima sığınacak bir yerleri bulurlar.

Hep düşünürüm. Acaba onlar daha mı beceriklidirler?

Acaba onların ruhları daha hür, duyguları daha mı göçmendir?

Acaba onlarınki mi daha iyidir, yoksa benimkiler mi?

* * *

Bizler... Yani bırakıp gidemeyenler, teknelerini hep aynı limanlarda demirleyenler. Çıpasının ipi kısa olanlar.

Başka gemiler kalkıp giderken, teknelerinin arkasına hep aynı bağlama limanının adını yazanlar korkak mıdır?

Gitmek mi, yoksa kalmak mı daha çok cesaret, daha çok yürek ister?

* * *

Hiç bilemedim.

Bütün bir hayat boyunca hep bu münazarayı yaptım.

Masanın bir tarafına ben oturdum, öteki tarafına yine ben.

Ben ben oldum, öteki de yine ben.

Bazen başka limanlara gidenlere baktım. Kimi çok cesurdu. Çok genç yaşta, meçhule giden gemilere binip gittiler.

Henüz 20 yaşlarındaydılar. İzmir'in kenar mahallelerinde doğmuşlardı. Hep yırtmak istiyorlardı.

Tam 20 yaşlarında, üstü açık bir arabayla uçup gittiler.

Kozaları dağıttılar. Zincirlerini kırdıklarını söylediler.

Bazıları meçhule olmasa da, adını sanını bilmediğimiz limanlara doğru demir aldılar.

Bense gidemedim.

Hep o limanda kaldım. Beş yıldır, on bir yıldır, elli yıldır...

Hep o sonsuz münazara masasının etrafında dolanıp durdum. Gitmek mi zordu, yoksa kalmak mı?

Gidenler mi cesurdur, kalanlar mı?

Artık karar yaşıma geldim ve galiba şuna inanıyorum.

Cesur olan benim. Onlar ise korkak...

Hayalci olan benim, gerçekçi olanlar ise onlar.

Ve Kavafis hâlâ başucumda duruyor.

* * *

Ve o şiir bitiyor:

‘‘Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.

Hep peşinde izleyecek durmadan seni kent.

Dolaşacaksın

aynı sokaklarda ve aynı mahallelerde

Yaşlanacaksın.

Ve burada aynı evde ağaracak, aklaşacak saçların

Hep aynı kente varacaksın.

Bir başka kent bekleme sakın

Ne bir gemi var, ne de bir yol sana.’’



X