"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Galeano, kedi gerçekliği ve Django

Uruguaylı güzel insan, güzel yazar Eduardo Galeano’nun Can Yayınları’ndan çıkmış olan “Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı eseri, memleketimizdeki “entel futbol cephesi”nin en favori üçüncü kitabıdır.

Birincisi bence Can Kozanoğlu’nun “Bju Maçı Alıcaz”ıdır ama “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” diyen de çıkar.
Galeano geçen hafta yeni bir kitapla, tam da içim dışım her yanım feci şekilde sıkılmışken hızır gibi yetişti.
Kitabın adı “Aynalar”; Süleyman Doğru çevirmiş, Sel Yayıncılık da basmış.
Aynalar, Galeano’nun tatlı, dokunaklı, hınzır, asi ve yürekli cümleleriyle dünya tarihini özetliyor.
Denemeler, portreler, küçük hikayeler. Mitolojiden ilahiyata, savaşlardan öncü şahsiyetlere kadar her şeye kendine özgü bir şekilde değiyor Galeano.
Uruguaylı ustanın hassas imbiğinden süzülerek gelen bir dünya tarihini okumak, minik metinlerden koca bir dünya yaratmak mümkün.
El altından eksik edilmeyecek kitaplardan biri olduğunu hemen belli ediyor.

* * *
O zaman, dönsün sayfalar!
Galeano’nun “Aynalar”ıyla mutlu ve huzurlu bir güne geçiş yapmak azmindeyim.
Kafamı kurcalayacak büyüklükte bir işim yok; ideal okuma şartları oluşmuş.
Galeano “Homeros”u anlatıyor, “Oh!” diyerek okuyorum:
“Ne bir şey vardı, ne de hiç kimse. Hayaletler bile yoktu. Sadece dilsiz taşlar ve kalıntıların arasında otlayacak yeşillik arayan koyun vardı.
Ancak kör ozan artık orada bulunmayan büyük şehri görmeyi başardı. Onun surlarla çevrili olup körfezin üzerindeki tepede yükseldiğini gördü ve onu yerle bir etmiş olan savaşın naralarını ve kılıç şıkırtılarını duydu.
Ve bunları bir şarkıyla dile getirdi. Bu Truva’nın yeniden kuruluşu oldu...”

* * *

Tam “Üşenmeyip sırtıma bir yastık daha getirirsem içeriden ve bir de gergedan boy aysti yaparsam okuma şartları bakımından nirvana’ya ereceğim” noktasına gelmişken hayat bir kez daha çalışmadığım yerden gelmeye karar verdi.
Birbirini takip eden üç ses:
- Hışır fışır...
- Tumburlak/Tump!
- Bunemeyaaaaav?!
Bu efektler kedinin sırasıyla sarmaşıktan kalan kuru dallara asılmasını, bu işlem sırasında zevkten şuurunu ve dengesini yitirip alt kattaki bahçeye düşüşünü ve “N’oldu bana usta?” demesini temsil ediyor.
Balkona çıktım, aşağıya baktım.
Klasik manzara: “Ben kimim? Sen kimsin? Burası neresi? En yakın ıslak mama paketi nerede?” ifadesiyle bana bakıyor.
Ne Galeano kaldı, ne Homeros tabii.
Al sana “edebi tada haiz medeniyet tarihi!”

* * *

KAKUT (Kedi AKUT’u) pozisyonu alındı.
Önceki operasyonlarda düştükten sonra şuurunu kaybedip asabileştiğini bildiğimden, kendimi savunmak için eldiven aldım.
Daha önce beraber kapıda kaldığımız için anahtarı da unutmadım.
Yakınına ulaştığımda meraklı bir kalabalığın toplandığını gördüm. Kalabalık tamamen mahallenin kedilerinden oluşuyor.
Ara sıra selamlaştığım doğal papyonlu siyah/beyaz kedi “N’olmuş burada abi?” gibilerden bir bana bir de benim elemana baktı.
“Sen uza, arıza çıkacak” dedim.
Der demez çıktı tabii. Eleman önde ben arkada bir çalılık macerası, bir duvar tırmanma ve bir plonjon denemesi yaşadık.
Plonjonum başarılı oldu.
Papyonlu kedi bütün olanı biteni ilgiyle izledi, ona ve diğerlerine film olduğumuzla kaldık.

* * *

Elemana genel muayene, “Sana paraşüt mü takayım ben yani, n’apayım?” fırçası ve kitaba dönüş.
Günlük hayatın gelişme şekli ve kedi gerçekliği “kuğu yumurtasından doğan Helena”ya filan pek uymayacağından kitabın başka sayfalarına yöneldim.
Ve caz gitaristi Django Reinhardt portresinde durdum, huzura demir attım:
“Bir çingene kervanında dünyaya geldi. İlk yılları Belçika yollarında bir ayıyla bir keçinin danslarına bançoyla eşlik ederek geçti.
On sekiz yaşındayken içinde yaşadığı at arabası yandı.
Diriden çok ölü olarak kurtuldu bu olaydan. Bir bacağını kaybetti. Bir elini kaybetti.
Elveda yollar, elveda müzik dedi doktorlar. Ama neredeyse kesmek üzerelerken bacağını kurtardı.
Kaybettiği elinden de iki parmağı kurtarmayı başardı.
Ve bütün caz tarihinin en iyi gitaristlerinden biri olmaya bu kadarı yetti.
Django Reinhardt’la gitarı arasında gizli bir anlaşma vardı.
Kendisini çalması için ona eksik olan parmakları veriyordu...”
X