Fotoğrafın mesajı ve Mildred Pierce

Hafta içinde ünlü bir babayla kızının dudak dudağa öpüşürken asansörde çekilmiş kışlık fotoğrafı üzerine bir sürü yorum yapıldı, bir dolu söz söylendi.

Haberin Devamı

Gayet doğal; çünkü anne-babaların çocuklarını dokunarak, öperek pek sevmedikleri bir ülkede aniden bu tutkulu fotoğrafla karşılaşınca dimağların dumur olması kaçınılmazdı.
Oldu da nitekim.
O yüzden tarafların kızıp köpürmesine hiç gerek yoktu.
Baba-kızın gözleri tamamen kapalı bu fotoğrafına bakınca bana uzaktan yansıyan hissiyat ise şu oldu:
Bu fotoğrafı görünce aile içinden birileri özellikle öfkelensin/çıldırsın istenilmiş gibi...
Eğer hedef burada anne ise -ki bana öyle geliyor- bu noktada aklıma ister istemez Mildred Pierce dizisi geliyor.
Kate Winslet’ın başrolde döktürdüğü Emmy ve Altın Küre ödüllü beş bölümlük Mildred Pierce’da özetle, bir anneyle kızının çalkantılı ilişkisi anlatılır.
Ama ne çalkantı! Anne Mildred bir yandan kızı Veda’nın kendini beğenmiş, asi ve küstah tavırlarında kendinden bir parça bulur.
Hatta onun verdiği bakış açısı ve hırsla restoran zinciri bile kurar.
Bir yandan da kızından yediği darbelerle ayakta durmaya çalışır.
Bu karmaşık ve gergin ilişkinin yan unsuru ise hayatlarındaki erkekler olur.
Asıl özneler ise her zaman anneyle kızıdır.
O yüzden, bu kurmacanın da verdiği ilhamla/gazla dolaşıma çıkmış bu ünlü fotoğrafı bir de bu gözle değerlendirmek/içine girmek lazım. Sonuçta hiçbir şey göründüğü gibi basit değil, bin bir türlü dehlize sahip kendi içinde...

Haberin Devamı

Monroe’nun olmak istediği kadın Karaköy’de

Olay yeri, Salt Galata’nın da konuşlandığı Karaköy’deki Bankalar Caddesi’nin bittiği yerde, tam köşedeki elden geçirilmiş, yenilenmiş bir binada geçiyor.
Aslında burası 32 odalık bir otel, Gradiva.
Kapılarını yeni açmış butik Gradiva Otel’in şaşırtıcı şekilde üç tane mekanı var. İlki, hemen otel girişindeki Bank adlı kafe-restoran. Söylemeden geçmeyeyim: Kafenin önündeki insan sirkülasyonu ve bu sirkülasyonun her telden çalan mozaik hali hayli dikkat çekici.
Bir süre sonra insan kendini dikiz halinde buluyor...
Otelin ikinci mekanı, Bank’in altındaki caz kulübü Nublu.
Evet, Nublu’yu biliyorsunuz. İlhan Erşahin’in gözbebeği olan mekan...
Üçüncü mekan ise otelin tepesindeki Zelda Zonk.
Mekanın ismi, Marilyn Monroe’ya gönderme. Monroe’nun otel ve uçak rezervasyonu yaparken sıkça kullandığı iddia edilen Zelda Zonk ismi, aslında Monroe’nun asıl olmak istediği zeki ve entelektüel karakterin adı aynı zamanda.
Hatta bu iddia, bizde mahkemelik olmuş Chuck Palahniuk’un meşhur Ölüm Pornosu kitabının sayfalarında şöyle dile getirilmişti:
“Marilyn Monroe bebek gibi konuşan, poposunu sallayan bir sarışın olmak istemiyordu. Monroe, Arthur Miller gibi bir entelektüel, Stanislavsky tarafından yetiştirilmiş bir aktris olmak ve saygı görmek istiyordu...
Monroe makyaj yapmadan, film stüdyosundan ödünç alınmış özel tasarım kıyafetler giymeden, ünlü saçını bir eşarpla kapatıp kemik çerçeveli okuma gözlüğünün arkasına gizlenerek seyahat ettiğinde o kişi oluyordu.
Bu sade, zeki, eğitimli aktris kendine Zelda Zonk diyordu.
Zelda Zonk, sarışın seks tanrıçası Marilyn Monroe’nun olmak istediği kişiydi.”
Neyse, araya gizemli ve seksi kadın MM girince konu dağıldı.
Hemen toparlayıp unutmadan çıtlatayım: Zelda Zonk’un bir de terası var. Ve bu terasın her açısından bir başka İstanbul manzarası görünüyor.
Bir tarafta bir doz Galata Kulesi, bir başka tarafta köprü, önünüzde ise boydan boya Sultanahmet.
Son olarak; Bank’in yerli-yabancı bohem müşterileriyle şimdiden dolmaya başladığını, Zelda Zonk ve Nublu’nun ise bayram sonrası açılacağını yeni mekan meraklılarına not düşmüş olayım.

 

Yazarın Tüm Yazıları