Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Fatih Altaylı: Kendi için istiyorsa namerttir!

Fatih ALTAYLI

Demirel demek Türkiye'de kriz demek, bunalım demek, kavga demek.

Bakın şu son bir hafta-on günde gelişen olaylara.

Aylardır her türlü önemli meselede anlaşabilen, Apo'nun idamının ertelenmesinde, affın kapsamında hiç kavga etmeden uzlaşabilen ve açıkçası hepimizi de hayretlere düşüren koalisyon çatırdıyor.

Koalisyonda bir sorun mu var?

Hayır.

Bir yasal düzenleme konusunda mı anlaşamıyorlar?

Yooo!

Birbirlerinin ayağına mı basıyorlar?

I-ıh.

Peki o zaman niye bunalım var?

Çünkü bu kez işin içinde Demirel var.

Demirel hiç ilgisi olmadığı bir hükümeti krize sokuyor.

Beyefendi ülke menfaatlerini kendi menfaatlerinden üstün tutan biri olsa kriz miriz olmayacak.

Çünkü krizin tek nedeni Demirel'i tekrar cumhurbaşkanı yapabilmek.

Birileri Demirel'i yeniden cumhurbaşkanı yapmak istiyor, birileri ise hem Demirel'i istemiyor, hem de Anayasa'nın bu şekilde değişmesini sakıncalı buluyor.

Bu krizi ortadan kaldırmanın en kısa yolu Demirel'in duruma el koyması.

Süleyman Bey çıkıp, ‘‘Beyler ben halkımla bir anlaşma yaptım. Bu anlaşmaya göre 1 defalık 7 yıl için onay aldım. Zaten benim yüzümden bir de hükümet krizi ve ona bağlı olarak ekonomik kriz ortaya çıkmasın. Anayasa'yı değiştirseniz bile ben aday olmak istemiyorum’’ dese ortada kriz falan kalmayacak.

Ancak Süleyman Bey böyle demiyor.

Ne zaman demiş ki zaten.

Ülkeyi krize sürüklemeyi tercih ediyor..

20 yıl önce aynen böyle bir cumhurbaşkanlığı meselesi büyüyüp darbeyi hazırlamıştı.

Bugün artık bu olmaz.

Doğruyu söylemek gerekirse, ben kriz pahasına da olsa Demirel'i bir daha seçecek değişikliğe karşıyım.

Bir krizle şundan kurtulalım.

Diyarbakır rezaleti!

DİYARBAKIR'da kimsenin anlam veremediği bir şeyler oluyor.

Birkaç hafta önce Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilip teşekkür edilen HADEP'li belediye başkanları günlerdir gözaltında.

Niye göz altında oldukları kesin olarak belli değil.

PKK'yı destekledikleri iddia ediliyor.

Somut kanıt var mı bilemiyorum.

Ancak ortada somut bir şey yoksa, seçilmiş belediye başkanlarını gözaltına alıp, bölgede ortaya çıkmaya yüz tutan iyimserliği ortadan kaldırmaya kimsenin hakkı yok.

Ortada bir suç varsa, hemen üzerine gidersin.

Bir suç yoksa insanları, hele seçilmiş insanları gözaltında tutmak, işkence yapıldığı yolunda izlenim uyandırmak olmaz.

Bu kafayla Güneydoğu'da sorunlar ortadan kalkmaz.

Unutkan adam şu Çandar!

CENGİZ Çandar, Hizbullah'ı savunan yazısını hatırlatınca beni provokatör olmakla suçladı.

Diyor ki: ‘‘Benim savunduğum Lübnan Hizbullah'ıydı.’’

Doğru. Lübnan Hizbullah'ını savunuyor ama Sincan'da meydana gelen olayların ardından yazıyor bunu.

Sincan'da Hizbullahçı gösteriler yapılıyor, birkaç gün sonra Çandar Lübnan Hizbullah'ını savunuyor.

Sonra da provokatör ben oluyorum.

Çandar'a göre ben derin devletin emriyle onu karalamışım.

Anlıyorum ki, Çandar'da hafıza sorunu var.

Çok değil, iki yıl önce ‘‘derin’’ bir emirle o ve Birand'ın kellesi alınırken, onları çok sevdiği arkadaşları ve onun demokratları değil, bir tek ben savunmuştum.

Unutkan adam şu Çandar.

Provokasyon konusuna gelince.

O diyorsa öyledir.

Kim daha iyi bilebilir ki!

Avukatların hakları

SEVGİLİ Hıncal Uluç ile paralellik gösteren pek çok yaklaşımımız var.

Yazmayı düşündüğüm pek çok şeyi onun sütununda görmek beni şaşırtmıyor.

Önceki gün de öyle oldu.

Hıncal Abi önceki gün, cezaevine girip çıkan avukatların üzerlerinin aranmasının normal olduğunu yazmış.

Aynı kanaatteyim.

Fakat işin bir başka tarafı var ki, Avrupa Adalet Divanı Komisyonu'nun 13.05.1982 günü aldığı Avukatların Sır Saklama Yetki ve Yükümlülüğü ile ilgili kararla çelişiyor.

Avukatların cezaevine sokup çıkardıkları belgelerin inceleniyor olması çok hoş değil.

Doğrudur, Türkiye'de cezaevlerinden terör örgütleri yönetiliyor.

Doğrudur, kimi avukatlar bunlara aracılık da ediyorlar.

Ancak bu gibilerle mücadele yolu hak gaspından değil, tam aksine evrensel hukuk kurallarına saygıdan geçiyor.

Ecevit'in niyeti

BÜLENT Ecevit'in Süleyman Demirel'in görev süresini uzatma konusundaki ısrarının nedenini biliyor musunuz?

Neden, Bülent Bey'in Süleyman Demirel'i çok iyi tanıması.

40 yıllık hasmının neler yapabileceğini bilen Ecevit, Demirel'in ülkeye en az sıkıntı vereceği yerin Çankaya olduğunu görüyor ve o yüzden orada kalmasını istiyor.

Bülent Eevit 5+5'in ilk dönemi olsa Demirel'i katiyen seçmezdi.

Çünkü Demirel'in bir daha seçilmek için neler yapacağını tahmin ederdi.

Ama bir daha seçilmesi mümkün olmadığı için, ülkeyi en az sıkıntıya sokacak yerde dursun istiyor.

Çünkü biliyor ki, Demirel Güniz Sokak'a bir gelirse...

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

GSM operatörleri göz göre göre yalan söylemediği zaman.

X