Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Egeli Figen Sarıdağ İstanbullulara karşı

Ne ekonomik kriz, ne de açılım. Çevremdeki hemen herkes. Genci, yaşlısı, zengini, yoksulu 2010’a odaklanmış durumda.

Haksız da değiller. Çünkü her yeni bir yıl, yeni umutlar demek. Oteller, eğlence yerleri, barlar, lokantalar zengin mönü ve gelenleri coşturacak, kederlerini unutturacak hazırlıklar peşinde. Kimi popun starlarını ağırlayacak, kimi ise Rusya ve Hollanda’dan gelen seksi dansçılarla görsel bir şölen sunacak.
Parası olup da eğlenmek isteyenlere, işte bir kaç öneri: İzmir’deki evim yapılırken aylarca kaldığım çalışanlarıyla aile olduğum Hilton’da yılbaşı balosun da pek çok seçenek var. Fiyatlar 75-250.00 TL. Körfezin muhteşem manzarası, iddialı mönüsüyle Windows On the Bay’da Grup Pan, Ceren Niron var. Level 9’da ise Yunan yemekleri eşliğinde buzuki Serkan’ı dinleyebilirsiniz.
? Tel:0232.497.60.6
Açılması  ile  İzmir’e büyük renk getiren anılarımızın oteli Swis otel Grand Efes de  ise Figen Sarıdağ sahne alacak. Figen’i bir defa  Ce Ce Bar’da dinlemiştim. Böyle bir sesin, niye İstanbul’a gelmediğini de merak etmiştim. İzmir’de kalmayı yeğleyen ve fazla hırsları olmayan Figen, Hande Yener, İlhan Şeşen, Lara ve Altay gibi isimlere kafa tutacak. Limitsiz yerli ve yabancı içki ve Figen’le coşmak 75.00 TL.
? Tel:0232.414.51.19
Yemek de bana göre bir numara olan Alsancak’ın yeni  gözdesi Lavanta’da ‘Tıpa Tıp Show’ ve mükemmel bir mönü var. Fiyat 150 TL.
Artık İzmir’de  klasik olan  eğlence yeri  Çeşme  Rouge’da geleneksel sokak partisinin ardından  DJ Cemal Erkaya sabaha kadar çalacak. Alsancak Rojo Cafe Restoran’da Ataman ve Hakan Usta süper bir mönü hazırlamış. Finalde sıcak şarap ve kestane kebap var.
Genç ve her zaman genç kalmasını bilenler, sabaha kadar dans etmek isteyenler için de Rox Bar kaçmaz. Rojo, Çeşme Rouge ve Rox
? Tel: 0232.463.90.26
Yine değişik yılbaşı alternatifler için Mövenpick Hotel’i de unutmayın.
? Tel:0232.488.14.22

İzmir’e, İzmirli sahip çıkmalı

Pazar günü güzel bir tesadüf üç ayrı gazetede dört ünlü ismin İzmir’i öven çoooook ama çooook güzel sözleri, düşünceleri vardı.


‘Avrupa Yakası’ ile tanıdığımız ve sevdiğimiz gazeteci Gülse Birsel,  gazeteci yazar Hıncal Uluç ve de sohbetinden, dostluğundan büyük keyif aldığım Müjdat Gezen ile arkadaşım gazeteci- yazar sevgili Ahmet Hakan.
Aşağı, yukarı dördüde İzmir’in en medeni en batılı şehir, İstanbul’dan sonra yaşayacakları tek kent olduğunu söylemişler. Müjdat ağabey  biraz daha ileri giderek, İstanbul’u kaypak, İzmir’i daha delikanlı bulduğunu belirtmiş. İzmir için canını verebilecek olan ben ne yazık ki aynı düşüncede değilim. Kendimi ve bazı dostlarımı tenzih ederim. Bana her yerde kucak açan İzmir halkını da. Niye mi?
İzmir’e İzmirli sahip çıkmıyor. Fesatlık, kıskançlık diz boyu. Kaypaklık had safhada. Tembellik zirvede. Başarılı insanlara karşı bir hınç var. Özellikle medyadan tutunda siyasetçi ve iş adamına varıncaya kadar herkes için geçerli bu söylediklerim. Kimileri  koltuk sevdasında. Çıkar peşinde. Arkadaşlık dostluk yok. Dedikodu çok. Niye mi böyle düşünüyorum?
Benim gençliğimde İzmir’de çıkan pek çok bölgesel gazete vardı. Yeniasır, Demokrat İzmir, Ege Ekspres, Gazete Ege anımsadıklarım. Yine Tariş Bank, Yaşar Bank, Egebank, Tütün Bank gibi bankalar ve birçok da holding, iş adamı, sanayici vardı Çimentaş, BMC, İzmir Yün, Alpaslan Beşikçioğlu ve adını anımsayamadığım bir sürü Levanten iş adamı.
Kaçan kaçana
 Şimdi nerede? Kipa’yı kuran 100 iş adamı sidik yarışından Kipa’yı İngilizlere sonunda sattılar. Rüzgar enerjisini 13 yıl önce ilk İzmirli iş adamları kurdu. ARES ne oldu? Kalan tek bir gazete var, Yeniasır.  Koskoca Mazhar Zorlu Holding yaşam savaşı veriyor. Şehri bok götürüyor. Yıllardır davası süren Basmahane’nin ortasında bir utanç abidesi olarak yer alan Dünya Ticaret  Merkezi İstanbul’da Akmerkez yokken  temelleri atılmıştı. İzmir’in gurur kaynağı olacaktı. Ne oldu? fareler cirit atıyor için de. İyi şeyler yapmak isteyenlere çelme takılıyor. Gençlerimiz iş bulamadıkları için kaçıyorlar.
Kısacası davulun sesi uzaktan hoş geliyor Ahmet, Gülse, Müjdat ve Hıncal ağabey. İzmir artık bana göre yalnızca emekli kenti. Anladınız mı?

Kırmızı tabanların dayanılmaz hafifliği

Geçtiğimiz hafta İkoncanlar, İstanbul elitleri ve de moda yazarı köşecileri heyecanlandıran bir şıklık yaşandı renkli dünyada.
Yarattığı kırmızı tabanlı ayakkabıları bir arzu nesnesine dönüştüren, kadınları çıldırtan tasarımcı Christian  Louboutin İstanbul’a geldi.
Marka Konferansı’nın konuğu olan Louboutin  ülkemizde şöhretini biraz da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşine borçlu.
Hayrünüsa hanım kırmızı tabanlı ayakkabıları medyaya konu olunca, kimileri ayakkabıların Türk firması Nursace’ye kimileri de Louboutin’e  ait olduğunu yazıp çizdi.
Ünlü tasarımcıya bu kadar ilgi beni şaşırttı. Neden mi? 2000 yılın da Paris’te tüm kadınların ayaklarında Charles Jourdan’ın Champs Elysées (Şanzelize) de yer alan mağazasından aldıkları kırmızı tabanlı botlar ve ayakkabılar  vardı. Ben de beğenip almıştım o yıllarda.  Beş yıldır da hangi yeğenime vermek istesem almamıştı.
Dolapda eskidi sizin anlayacağınız.
Ama şimdi Louboutin yarattığı fırtına benim botların da değerini arttırdı. Bu  ara da bilmeyenlere bir dip not.
Ünlü tasarımcı 16 yaşında ünlü modacı Charles Jourdan’ın yanında, atölyesinde yetişti.

Tarkan’ın büyüklüğü

Öncelikle belirteyim Tarkan’ın sanatını en çok yerden yere vuran gazetecilerden biriyim.
Bir kaç kez de mahkemelik olduk.
Fakat yaptığı güzellikleri de görmemezlikten gelmem. Zaten gazetecilik de bu değil mi?
Çarşamba Yeniasır’daki köşesinde Öncel Öziçer tabiri caiz ise fena dokundurmuş Tarkan’a.

Bana göre Öncel yalnızca İzmir değil Türk medyasında genç jenerasyonda  en çok takdir ettiğim beğendiğim yazarlardan biri. O nedenle de onun görüşlerini önemserim.
Gerçekten Tarkan yeni projesinde yine batmış. Bence o çevresinde yer alan yalakalardan bir an önce kurtulmalı. Elin pornocusu Pamela Anderson’ la çektirdiği o fotoğraflar ne öyle? Üstelik de bu fotoğraflar için 300 bin dolar vermiş. Amma yalnız benim bildiğim şimdi sizlerle paylaşacağım bir olay var ki, beni bitirdi. Tarkan Çarşamba günü Türk Sanat Müziği ’nün dev ismi Müzeyyen ablanın (Senar)  kızı Feraye’yi arıyor. ‘Benim kraliçem iyi mi? Bir emri var mı? Yeni yılda ona ne göndereyim?’ diye soruyor. Feraye bu olayı bana yalnızca dostluk adına nakleden arkadaşıma anlatıyor ve (kusura bakmasın yazmak zorunda kaldım’. ‘Yahu ben bu çocuk için ölürüm. On beş günde bir annemi arar. Bi isteğimiz olup olmadığını sorar. Bu taraflara gelince medyaya haber vermeden elini öpmeye gelir’ der. Şimdi ben Tarkan’ı alnından öpmez miyim? Vefa’nın artık günümüzde yalnızca bir semt olduğunu sananlar ve de Müzeyyen ablayı ziyaretleri sırasında ordu gibi gazeteciyi yanında götürüp reklam yapanlar dilerim biraz utanırlar.

Ben olsaydım bu hafta sonu

? Çoluk çocuk İzmir’in en güzel İskender ve dönerini yapan Alsancak’da  Altınkapı’ya
? Bonzai’de Sedat Yüce’yi dinlemeğe
? Vavien’i izlemeğe
? Radika’nın müthiş zeytinyağlı yemeklerini yemeğe
? Sevinç Pastanesi’nde arkadaşlarımla salep içmeye
? İzmir Devlet Opera ve Balesi Elhamra Salonu’nda W.A.Mozart, Saraydan Kız Kaçırma, operaya
giderdimmmmmmmmm 

X