Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Duydunuz mu filanca batıyor

Enis BERBEROĞLU

Gerçi biz yazarak katkıda bulunamadık, suçluyuz. Ama diğer medya mütefekkirleri büyük müjdeyi verdi: Hükümet nihayet kuruluyor...

Türkiye'de, yavruvatan KKTC'de ve diplomatik temsilciliklerde süren kutlamaları fevkalade haklı ve anlamlı buluyoruz...

Ancak herhalde politik bilincimiz yetmediği için, merkez sağın sarışın liderinin medyada ‘‘yüzyılın taktiği'' olarak alkış tutulan siyasi hamlesindeki başarı ölçüsünü henüz kavrayamadık.

Çünkü naçiz kulunuzun görebildiği kadarıyla, Tansu Çiller'in başbakanlık koltuğunu Bülent Ecevit'e önermesinden hemen önce siyasi durum şu merkezdeydi:

a) Bülent Ecevit başbakanlık istiyordu.

b) Tansu Çiller başbakanlık istiyordu.

c) Mesut Yılmaz başbakanlık istiyordu.

Bugün gelinen noktada, Bülent Ecevit başbakan oldu. Tansu Çiller, Bülent Ecevit'i başbakan yaptı. (Mesut Yılmaz, etrafında gelişen olayları kavradığı zaman hasar tespitinde bulunacak.)

O yüzden, orta yaş sınırını zorlayan bir kardeşiniz sıfatıyla...

Merkez sağın iki ‘‘genç'' liderinin, siyasette kırkıncı yılını kutlayan, en son 20 yıl önce umut bağlanan bir politikacıya başbakanlık koltuğu sunmasının neresinin başarı olduğunu cidden merak ediyorum...

Arz ederim, efendim.

* * *

Herhalde sizler de arada sırada, naçiz kulunuz gibi ‘‘Ya hükümet kurulamasıydı'' diye düşünüp titreyerek kendinize geliyordunuz.

Maazallah hükümet kurulmasa hepimiz batardık.

Batmak dedik de...

Ekonomik yaşamda, korkulan noktaya hızla yaklaşıyoruz.

Bazı bankalar, müşterilerinden erken istedikleri kredi borçlarını tahsilde zorlanınca, ‘‘falanca sanayici batıyor, filanca banka gidiyor'' dedikodusunu yaymaya başladılar bile. Bu bankaların medyatik şantajla neyi amaçladıkları, hangi sonuçlara katlanacakları ayrı mesele. Ama unutmasınlar ki çıkabilecek panik ortamında önce o küçük bankalar kaybolup gider. İnanmayan 1994 yılı gazete arşivlerini bir daha tarasın.

* * *

Bu memlekette 70'e yakın banka var. Büyük bölümü yıllardır yurtdışından döviz kredisi alır, Türk Lirası'na çevirir, devletin hazinesine, kredi müşterisine satardı.

Halen de yürürlükte olan ekonomi politikası çerçevesinde bu ülkede;

1) Enflasyon oranı, devalüasyon hızından yüksektir.

2) Hazine borç ve kredi faizleri, enflasyonun üstündedir.

Yani bankalar dış kaynak kullanarak açtığı kredilerde ve hazine borçlarında bir güzel kâr eder.

İşte bu saadet zinciri Rusya'nın ekonomik krize girdiği sonbahar aylarında kırıldı. Türkiye'ye dış kaynak girişi kesildi.

Vatandaştan mevduat toplamayan, gerekli bütün parayı yurtdışından getiren bankalar zorlandı, kredi müşterilerinin üstüne yürüdü.

Oysa aynı müşterilerin başı zaten durgunluk nedeniyle sıkışıktı. Müşteri alışveriş etmiyor, bayileri ödeme yapmıyordu.

Sonuçta mesele işçi-işveren ilişkilerine dayandı. Tekstil sektöründe olduğu gibi on binlerce işçi için grev ve lokavt kılıçları çekildi.

O yüzden ‘‘filanca batıyor'' diye sevinmeyin veya umursamazlık etmeyin. Çünkü bu kez çanlar hepimiz için çalıyor.

* * *

Ve son bir soru: Kuruluşuna pek sevindiğimiz hükümet, bu sorunları çözecek kadar ehil mi?



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI