Dört damla gözyaşı

Ertuğrul ÖZKÖK
Haberin Devamı

1979 kışı çok sert geçmişti. Döviz darlığı yüzünden Türkiye yakıt sıkıntısı çekiyordu.

Üniversitelerin mali imkânları sınırlıydı. Kışın acımasız şartları, sokağa hâkim olan terörün acımasız iklimi ile el ele vererek, dünyayı bize zindan etmişti.

O yıllarda Hacettepe Üniversitesi'nde öğretim üyesiydim. Beytepe Kampusu, kovboy filmlerindeki terk edilmiş Amerikan kasabalarını andırıyordu.

Çünkü fakülteler zorunlu tatile sokulmuştu. Yakıt olmadığı için bütün ısıtma sistemleri durdurulmuş, öğrenciler evlerine gönderilmişti.

KAMYONLA OTOSTOP

Biz öğretim üyeleri ise işi nöbete bağlamıştık.

Her birimize haftada bir-iki gün, o da öğleden sonra saat 14.00'e kadar nöbet düşüyordu.

İçimizden birinin, elektrik sobası ile ısıtılan odasına sığınıyor, orada zaman geçirmeye çalışıyorduk.

O sahneler hâlâ gözümün önünde. Genellikle, sonradan turizm bakanlığı yapan Abdülkadir Ateş'in odasında otururduk.

Öğleden sonra Eskişehir-Ankara asfaltına çıkıp, kamyonlara otostop yapar, evlerimize dönerdik.

Kamyonların şoför mahallerinde giderken, arabesk dünyasının son şarkılarını da öğrenirdik.

Dün Sabancı Üniversitesi'nin temel atma töreninde yapılan konuşmaları dinlerken, o günlere döndüm.

Sakıp ve Güler Sabancı büyük bir heyecanla Sabancı Üniversitesi'nin dünya standartlarını bile aşan profilini çiziyorlardı.

Kurulacak kampusun maketi bile insana heyecan veriyordu.

Üniversite'nin rektörlüğüne, öğretim üyeliği yıllarımda tanıdığım ve çok iyi arkadaş olduğum TÜBİTAK Başkanı Tosun Terzioğlu getirilmiş.

TESADÜFEN YAŞAYANLAR

Yine o günlere döndüm. Tosun Terzioğlu o yıllarda ODTÜ'de bölüm başkanıydı. Evinin önünde pusu kuran bir ülkücü baskınından son dakikada kurtulmuştu.

Hayatını dikkatine borçluydu.

Ama aramızda onun kadar şanslı olmayanlar da vardı. Kültür estetiği teorisinin en parlak akademisyenlerinden biri olan Bedrettin Cömert'i o günlerde böyle hain bir pusuda kaybettik.

İyi bir arkadaş, parlak bir bilim adamıydı. Hiçbir aşırı düşüncesi yoktu. Bilimden başka hiçbir şeyin fanatiği değildi.

Dünkü tören heyecan veriydi, umut vericiydi.

Dikkat ettim, en çok Cumhurbaşkanı Demirel alkışlandı.

Ecevit ilk defa ‘‘büyük hayallerden'' söz etti. Türkiye'nin gerçekleştireceği büyük hayallerden.

Sabancı şirketlerinin yerli ve yabancı ortaklarının hepsi, kârlarının yüzde 1 ile yüzde 3'ü arasında bir miktarı vakfa veriyormuş.

Bu vakıf okullar açıyor, eğitim kuruluşları inşa ediyor. Ve şimdi de üniversite eğitimine giriyor.

BÜYÜK UFUKLAR

Koç'lardan sonra Sabancı'lar da Türkiye ufkunu açacak büyük bir yatırıma giriyorlar.

İlk yıl bu işe 150 milyon dolar yatırıyorlar.

Onu izleyen her yıl en az 20 milyon dolar ayıracaklar.

Bizim sığındığımız küçücük soğuk odalardan, kamyon şoför mahallerinden, gelişmiş ülkelerdeki üniversite kampuslarına.

Türkiye büyüyor.

Türkiye çıtayı yükseltiyor.

Türkiye iddiasını katlıyor, üç, dört, yüz katına çıkarıyor.

Gerçekten büyük Türkiye'nin temellerini atıyor.

Bize, 700 yıllık bu muazzam maziye ancak bu yakışır.

Dün herkes temel atma törenindeydi. Herkesin gözlerinde işte bu umut ışığını okudum. Sekiz yılın tartışıldığı bir günde işte bu geleceği okudum.

ÜZÜNTÜ VE SEVİNÇ

Dün, 2000 yılının Türkiyesi'ne dünyanın en üst standartlarında öğrenci yetiştirecek olan bir üniversitenin temel atma törenini izlerken, o günlere döndüm.

Dört damla gözyaşı yanaklarıma kadar süzüldü.

İkisi, kaybettiklerimiz, ikisi kazandıklarımız için.

İkisi Türkiye'nin kaybettikleri, ikisi ise yine Türkiye'nin kazandıkları için.

İkisi üzüntüden, ikisi sevinçten.

Yazarın Tüm Yazıları