Dolmabahçe’deki padişah kayıkhanesi neden sahipsiz

HATIRLARSINIZ... Sultan kayıkları geçtiğimiz yaz aylarının en ‘‘in’’ olaylarındandı.

Asıllarına sadık kalınarak yapılan 30 metrelik kayıkların Boğaz'da yabancıların çoğunlukta olduğu bir davette nasıl ilgi çektiklerine bizzat tanık oldum.

Geçenlerde rastladığım Sultan Kayıkları Yönetim Kurulu Başkanı Güvenç Kılıç'a ‘‘kayıklar ne durumda’’ diye sorduğumda aşağıda aktaracağım ilginç şeyleri anlattı.

Sultan Kayıkları 2002 yılının eylül ayından itibaren Haliç ve Boğaz'da hizmet vermeye başlıyor.

İstanbul'a gelen Nobel ödüllü matematikçi John Nash'ten, manken Naomi Campell'e kadar sayısız ünlüyü misafir eden bu kayıklara barınacakları bir yer gerek.

Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan başvurular sonucunda kayıklara nedense ancak Haliç'te yer bulunuyor.

İstanbul'un turizmine gerçekten önemli bir katkı sağlayacak kayıklar için bu pek yerinde bir seçim değil. Sürekli göz önünde olan Venedik'teki gondolları, Paris'te Seine Nehri üzerindeki tekneleri düşünün.

Turistlerin bunlara binmek için nasıl can attıklarını aklınızdan çıkartmayın.

Her neyse bizim sultan kayıklarına dönersek, Eyüp'te sahil şeridine paralel demirleyen kayıkların buradan yolcu almaları hemen hemen imkansız.

Zira turist otobüslerinin park edeceği bir yer olmadığı gibi, burası özellikle gece güvenli bir yer değil. Su ve elektrik olmadığı için kayıkların bakımı ve personelin barınması zor.

44 adet yapılması planlanan kayıklar barınak yüzünden üç adet ile sınırlı kalmış. Şimdi işin ilginç yerine geliyoruz.

Dolmabahçe Bezm-i Alem Camii yanında bir ‘‘padişah kayıkhanesi’’ mevcut.

Sultan Abdülmecid döneminden kalma bir kartpostalda meselá, caminin yanındaki ‘‘padişah kayıkhanesi’’ çok net görünüyor. Sultanların kayıkları buraya bağlanırmış.

Güvenç Kılıç, bugün tam bir mezbelelik olan bu kayıkhaneyi aslına uygun bir şekilde düzenlemek ve kullanmak için harekete geçiyor.

Ama mesele şu: ‘‘Padişah kayıkhane’’si nereye kayıtlı?

Önce Büyükşehir Belediyesi’ne gidiliyor.

Belediye, Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü'ne yönlendiriyor.

Kayıtlar oradan da çıkmıyor.

Araştırmalardan, kayıkhanenin 1975 yılında Milli Emlak'tan Belediye'ye amacı dışında kullanılmaması şartıyla devrildiği ortaya çıkıyor.

Cami Beşiktaş ile Beyoğlu arasındaki sınırın üzerinde.

Bu yüzden Beyoğlu Belediyesi’ne gidiliyor.

Beyoğlu Belediyesi kesin bir yanıt vermiyor ama tapudan 3 bin 719 metrekarelik alanın (Ömer Avni Mahallesi, 1 Ada, 8 Parsel) bu belediyeye kayıtlı olduğu ortaya çıkıyor.

Güvenç Kılıç burayı sultan kayıkları için yeniden düzenlemek, turistik projelerde kullanmak için Başbakan’a, ilgili bakanlara, belediye başkanlarına, milletvekillerine mektup yazmış.

Tek yanıt Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Deniz Müsteşarlığı'ndan.

Diğer makamlardan yanıt yok, bilgi yok. Belge de yok.

Bu tarihi kayıkhanenin, turizme hizmet verebilecekken böylesine mezbelelik bir halde bırakılması acaba kimlerin işine geliyor?

Dünya El Sanatları Konseyi'ni duydunuz mu


GÜVENÇ Kılıç'tan bir ilginç hikaye daha.

Kılıç, Osmanlı el sanatlarının çağdaş tasarımlarla yeniden hayat bulmaları için ‘‘Hiref Tasarım’’ adında bir şirket kuruyor. Hiref'in adı Osmanlı dönemi sanat örgütü ‘‘Ehl-i Hiref’’ten geliyor. Bakır, cam, seramik tasarımları yapan kişi ise Yeditepe Üniversitesi öğretim görevlilerinden Ebru Çerezci. Tasarımlarını yurtdışına pazarlamanın yollarını arayan Kılıç'a, Dünya El Sanatları Konseyi'ne üye olması tavsiye ediliyor.

Konsey 1964 yılından beri 65 ülkede faaliyet gösteriyor.

Faaliyet gösterdiği ülkeler arasında Türkiye yok.

Ne yazık ki, el sanatları konusunda müthiş bir çeşitliliğe sahip bir ülke olduğumuz halde konseye üye olmamışız.

Kılıç, Konsey'in çeşitli ülkelerdeki elçiliklerimize başvurduğunu ve Kültür Bakanlığı ile temas kurmak istediğini ancak başvurularının cevapsız kaldığını aktarıyor bu arada.

Oysa BM, Unesco gibi örgütlerle bağlantısı olan ‘‘Dünya El Sanatları Konseyi’’nın özellikle yok olmakta olan el sanatlarına katkısı büyük.

Örneğin, Yunanistan'da Metsova adında küçücük bir kasabada gerçekleştirilen projede, 1 yıl gibi kısa bir sürede el sanatlarıyla ilgili ticaret hacmi 2.5 kat artırılmış.

Kaybolmakta olan üretim teknikleri dünya pazarına açılma fırsatı bulmuş.

Türkiye'de yitirmekte olduğumuz el sanatlarını, mesleklerini kimselere öğretemeyen ustaları düşünün...

Hiref geçtiğimiz eylül ayında Kopenhag'da konsey genel kurulunda yaptığı sunumla üyeliğe kabul edilmiş.

Şimdi Yunanistan örneğinden yola çıkarak Türkiye'de el sanatlarını dünya pazarlarına sunabilecek pilot bir bölge arayışında.
Yazarın Tüm Yazıları