Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Değerlerin hastalanması

Değerlerin hastalanması, değerlerin hastalığı veya hastalanan değerler…

De­yim; Ame­ri­ka­lı ya­zar Henry Cla­u­sen'in <ı style="mso-bidi-font-style: normal">‘Alelâ­de­nin Öte­si’ (Be­yond the Or­di­nary) ad­lı ese­rin­de, ça­ğı­mı­zın bu­na­lım se­bep­le­rin­den bi­ri ola­rak gös­ter­di­ği ‘Va­lue Sick­ness'in kar­şı­lı­ğı.

 

De­ğer yar­gı­la­rı­nın al­tüst ol­ma­sıy­la or­ta­ya çı­kan ra­hat­sız­lık, ge­le­cek do­ğuş­la­rın ha­ber­ci­si ol­du­ğu ka­dar eşi­ğin­de bu­lundu­ğu­muz çö­küş­le­rin de ha­ber­ci­si­dir.

 

Esa­sen, ha­ya­tın ka­nun­la­rın­dan bi­ri de, ölüş ve oluş­la­rın sü­rek­li bir­bi­ri­ni iz­le­me­si­dir.

 

Ça­ğı­mı­zın bü­yük be­yin­le­rin­den bi­ri olan Toyn­bee, 1940'lı yıl­lar­da, Ba­tı uy­gar­lı­ğı­nı sa­nık san­dal­ye­si­ne oturt­tu­ğu ese­ri <ı style="mso-bidi-font-style: normal">‘Ci­vi­li­za­ti­on on Tri­al’ (Me­de­ni­yet Yar­gı­la­nı­yor) da şu tes­pi­ti ya­zı­ya ge­çi­rir­ken, za­ma­nüs­tü bir ger­çe­ği di­le ge­ti­ri­yor­du:

 

"Me­de­ni­yet­le­rin ölü­mü­ne yol açan ya­ra­lar, e­sa­sın­da mad­de­sel ya­ra­lar de­ğil­dir."

 

Ger­çek­le dost olan­lar bi­lir­ler ki, in­sa­nı acı­la­rın ku­ca­ğı­na atan ve me­de­ni­yet­le­ri çö­ker­tip, kav­ram ve ku­rum­la­rı yoz­laş­tı­ran, in­sa­nın in­sa­nı hor­la­ma­sı­, insanın insana ihanetidir.

 

İn­sa­nın ko­ru­nan onu­ru her tür­lü ek­si­ğe ve acı­ya gö­ğüs ge­re­bi­lir­ken, ay­nı onu­run ayak al­tı­na alın­ma­sı, mad­de­sel ih­ti­şam­la­rın yaşama şansını yok etmektedir.

 

İn­sa­nı kah­re­den en ze­hir­li be­la, onun, hem­cins­le­ri­nin iha­net ve sö­mü­rü­sü­ne ma­ruz kal­ma­sı­dır.

 

İn­sa­nın in­sa­nı hor­la­ma­sı, ya­la­nı ege­men kıl­ma­yı zo­run­lu ha­le ge­ti­ri­yor. Bu yüz­den­dir ki, bi­zim ül­ke­mi­zin de için­de bu­lun­du­ğu ko­ca bir ‘İslam dün­ya­sı’, ya­la­nı iyi söy­le­yen ve iyi kul­la­nan kad­ro­la­rın pen­çe­sin­den kurtulamıyor. Ya­ra­tı­cı­lık ve er­dem gi­bi de­ğer­ler açı­sın­dan son derece yetersiz olan bu kad­ro­lar, bü­yük kit­le­le­ri kan­dır­mak­ta, hat­ta ken­di­le­ri­ni on­la­ra ‘al­ter­na­ti­fi ol­ma­yan adamlar’ di­ye ka­bul et­ti­re­bil­mek­te­­ler.

 

Ya­la­nı ege­men kıl­ma­nın yo­lu (ve so­nu­cu) ise de­ğer­le­rin aşın­ma­sı, kar­ga­şa­­nın or­ta­lı­ğı sar­ma­sı olu­yor.

 

Su bu­lan­dı­rıl­ma­dan, ya­la­na rı­zık ola­cak av­lar ya­ka­la­mak imkân dı­şı­dır. Birileri suyu sürekli bulandırıyor.

 

Su bu­lan­dı­rı­lıp kav­ram kar­ga­şa­sı baş­la­yın­ca da de­ğer­ler ko­ku­şur, ya­lan ye­ni ya­lan­lar üre­tir, cü­ce­ler dev di­ye su­nu­lur.

 

Ve ni­ha­yet, ka­os, in­sa­nı bo­ğa­cak bir yo­ğun­lu­ğa ula­şır…

 

Ça­ğı­mız­da bu an­lam­da bir ka­os, tüm mad­de fe­tih­le­ri­nin gör­kem­li sal­ta­na­tı­na rağ­men, in­sa­na kan kus­tur­mak­ta­dır.

 

Tes­pit­le­ri ide­o­lo­jik ol­mak­tan çok bi­lim­sel ve nes­nel ve­ri­ler su­nan bir di­zi dü­şü­nür (Toyn­bee, So­ro­kin, Or­te­ga Y Gas­set, Gué­non, Ga­ra­udy, From vs.) ça­ğı­mı­zı ‘bu­na­lım ça­ğı’ ilan eder­ken, da­ha çok, de­ğer­le­rin yoz­laş­tı­rıl­ma­sı­na dik­kat çek­mek­te­dir­ler.

 

Evet, ıs­tı­ra­bı­mı­zın al­tın­da de­ğer­le­rin ve de­ğer sis­tem­le­ri­nin çürümesinden kay­nak­la­nan ge­ri­likler yat­mak­ta­dır.

 

Değerlerin hastalanmasını önleyen, hastalanan değerlerin tedavisini sağlayan temel disiplin felsefedir.

 

Bir toplumda, hastalanan değerlerin ölümcül bir noktayı gösterip göstermediğini anlamak isterseniz, orada felsefeye itibar edilip edilmediğine bakın.

 

Felsefeye itibar zayıfsa, hele hele felsefeden nefret varsa değerler ağır biçimde hastalanmıştır ve bu hastalığın sonu büyük ihtimalle felç veya ölümdür.

 

Türkiye’de değerlerin ağır biçimde hastalandığını çok iyi bilenlerden biriyim. Bu hastalığın ölümcül olabileceğine ilişkin söylemlerim de vardır.

 

Keşke o söylemlerimde aldanmış, ıskalamış olsaydım.

 

Hayır, öyle olmadı.

 

Bakın, Allah ile aldatmanın saltanat dönemini temsil eden bugünkü iktidarın Millî Eğitim’i kotaran kurmayları, okullarda bir zerrecik kalmış felsefe derslerini katletmek üzere, yoz bir ‘tarikat dalaveresi’ ile bu dersin üstüne gidiyor.

 

Felsefeyi, sağlam bir din anlayışının güdümüne vermenin bile yanlış olacağı aklı başında insanların bildiği bir gerçek iken, bunlar tutmuş, kendi sakat din anlayışlarını felsefe derslerinin denetçisi ve yönlendiricisi yapacak düzenlemelere tevessül ediyorlar.

 

Şaşacak bir yanı yok bunun.

 

Gazetelerin yazdığı (örneğin, 3 Ekim tarihli Radikal) doğru ise bir yandan günlük hayatı Afganlaştırırken, bir yandan da düşünebilecek birkaç insana ufuk açması söz konusu olan felsefe derslerini ağır bir insanlık suçu işleyerek katlediyorlar.

 

Düşünen insandan nefret, Allah ile aldatanların şiarıdır. Ben bu şiarın işlevsel kılınmasına hayret etmiyorum; benim hayret ve biraz da nefret ettiğim, ‘düşünen adam’ sayılan birtakım kalem erbabının, bu ‘felsefe katlediciler’e, özgürlük, çağdaşlık ve insan hakları diye diye yıllardan beri destek verme gafletleridir.

 

Gafletinizin hayrını görün, hanımlar, beyler!

 

Benim, Allah ile aldatmanın dinci kurmaylarına sitem gibi bir niyetim yok; çünkü böyle bir sitemden hiçbir sonuç çıkmayacağını biliyorum. Benim sözüm sizedir ve şudur:

 

Yazıklar olsun size ve size, ‘düşünen adam’ muamelesi yapanlara!

 

X