"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Dayan Müslüm Baba

ESKİDEN arabeski sadece Fazıl Say horlamazdı.

Tüm entelijansiya toplu halde horlardı.

Otururlar horlarlardı, kalkarlar horlarlardı.

“Yozlaşma
” derler, başka da bir şey demezlerdi.

* * *

O dönemlerde ben Orhan’cı idim.

Ferdi’cilerle sürekli didişirdim.

Sonra tıraşı uzamış sert bir ahbap, “Bırak Orhan’ı, Ferdi’yi... Sen asıl Müslüm’ü dinle” dedi.

Dinledim.

İtiraf ediyorum:

İlk dinleyişte sarmadı beni... Fazla efkârlı, fazla ciğerden, fazla uçmuş, fazla yabansı geldi bana.

Fakat yılmadım ve kulak vermeye devam ettim.

Müslüm’ü keşfettim.

Uzlaşmaya asla razı olmayan itirazını, hiçbir yapmacıklık barındırmayan doğal isyanını, ödünsüz haykırışını tanıdım ve sevdim.

* * *

Müslüm’ün Orhan ve Ferdi’den önemli bir farkı vardı:

Ehlileşmemişti ve ehlileşmeye de asla yanaşmayacak gibiydi.

Orhan ve Ferdi de isyankârdı ama onların isyanı ölçülü biçili, kabul edilebilir ve dozajında bir isyandı.

Müslüm’ün isyanı ise gürül gürüldü.

Ben en çok Müslüm Gürses’teki işte bu “ehlileşmemiş şimşek gibi isyan”a meftun oldum.

* * *

Sonra köprülerin altından çok sular aktı.

Orhan’ın, Ferdi’nin isyankârlığı bir uzak hatıra olarak kaldı belleklerimizde.

Peki ya Müslüm?

Aslında o da girdi çembere...

Senfoni orkestralarıyla şarkı icra etmeler, Murathan’ın oyuncağı olmalar, sosyete önünde konser vermeler, Teoman şarkıları söylemeler falan...

Ama size bir şey söyleyeyim mi?

Bütün çekiştirmelere, çembere alınma çabalarına, ehlileştirme ataklarına karşın Müslüm’de her zaman adı tam olarak konamayacak bir “direnç” oldu.

Belki de bu direnç nedeniyle “baba” sıfatı onda hiç eskimedi, eskitilemedi.

* * *

Şimdi hasta yatağında Müslüm Baba...

Buradan sesleniyoruz kendisine:

Dayan Müslüm Baba dayan...

Madem ki herkesin hemencecik ehlileştiği bir zamandan geçiyoruz.

Dayan Müslüm Baba dayan./Şimdi dayanılacak çağdır.

Demodeler ve modalar

DEMODE: Ali Ağaoğlu’nu görgüsüz bulmak...
MODA: Ali Ağaoğlu’nu mazlum bulmak...

* * *

DEMODE: Açlık grevine karşı duyarsız kalanlara “vicdansız” demek...
MODA: Gazze’ye karşı duyarsız kalanlara “vicdansız” demek.

* * *

DEMODE: Yunanistan’a giden Genelkurmay Başkanı...
MODA: Suudi Arabistan’a giden Genelkurmay Başkanı...

* * *

DEMODE: Müjdat Gezen...
MODA
: Emrah Serbes...

* * *

DEMODE: Aziz Yıldırım...
MODA: Fırat Aydınus...

* * *

DEMODE: Kardeşim Esad...
MODA: Kardeşim Mursi...

** *

DEMODE: Komisyona sözlü açıklama yapmak.
MODA: Komisyona yazılı açıklama yapmak.

* * *

DEMODE: Mandela...
MODA: Gandi...

* * *

DEMODE:
İkoncanlar...
MODA: Dizi oyuncuları...

Manidar

-  AÇLIK grevlerinin bitirilmesini İmralı’ya havale ettiler.

-  Suriye’deki esir gazetecinin getirilmesini CHP heyetine havale ettiler.

-  Gazze meselesinin çözümünü Obama’ya havale ettiler.

* * *

Hüseyin Çelik, bu havale işlerini de “manidar” buluyor mudur acaba?

Ağır akan Türk filmlerinin ortak özellikleri

-  OYUNCULAR uzun uzun uzaklara doğru bakarlar, bakarlar, bakarlar.

-  Yer gibi sigara içilir.

-  İnşaat işçisi, gece bekçisi ya da işsiz... Hiç fark etmez... Filmlerdeki kahramanlar, mutlaka bir Fransız entelektüeli edasıyla acı çekerler.

-  Filmlerin taşralı kadın kahramanlarının tümü, mutlaka içlerinde bastıramadıkları bir “taşra sıkıntısı” taşırlar.

-  Filmlerde “tekdüze yaşam”, akşam evde televizyonda Acun yarışmalarının izlenmesi şeklinde yansıtılır.

-  Filmlerde gerçekçilik sağlansın diye araya mutlaka bir-iki küfür sıkıştırılır.

-  Filmde mutlaka “Yönetmen burada metafor yapmış” dedirtecek türden sahneler olur.

- “Hızlı da anlatılsa olur” türden öyküler mutlaka yavaş ama çok yavaş anlatılır.

-  Tepede kalmış yalnız ağaç... Bu tür filmlerin en sevdiği görüntüdür.

Komşu olmak istemediklerim

Telefonuma bir mesaj geldi.

Şöyle ki: “Jennifer Lopez’le komşu olmak ister misiniz? Metropol İstanbul Kuleleri satışları 24 Kasım’da başlıyor. Özel fiyatları kaçırmayın.”

* * *

Bu mesajı gönderenlere şu mesajları gönderiyorum:

-  Jennifer Lopez’le komşu olmak istemem: Çok şamatacı birine benziyor.

-  Madonna’yı da düşünmeyin: Çocuk artı gelen giden artı yoga falan...

-  Paris Hilton’u aklınızdan bile geçirmeyin: Fevkalade disiplinsiz biri...

-  Victoria Beckham mı? Sakın... Kibirli komşu düşman başına...

-  Kim Kardashian’ı da istemem: Bir Sevtap Parman bile değil yani...

Stüdyoda tansiyon yükselirken

MERKEZİ televizyon kanallarından biri...

Stüdyoda üç konuk var.

Cicili bicili bir sohbet için davet edilmişler.

Fakat o da ne?

Konuklardan biri destursuz bağa giriyor.

“Cıs” konulara dalıyor.

Hem de milim taviz vermeden.

* * *

Başlıyor saydırmaya...

-  “AK Parti milletvekilleri liseliler gibi Başbakan’dan korkup Meclis’te gizli sigara içiyorlar” diyor.

-“Erdoğan başbakan olduğunda 20 yaşındaydım... 30 yaşındayım hâlâ başbakan” diyor.

-  Salih Memecan için “Sadece Tayyip Erdoğan’ın güleceği karikatürler çiziyor” diyor.

-  Yine Salih Memecan için “O mizah yapamaz, sadece mizahın konusu olabilir” diyor.

-  “Bundan öncekiler nasıl utandılarsa 10 sene sonra bunlar da utanacaklar” diyor.

Diyor da diyor.

Hasılı kelam...

Kemiksiz bir dille ayar üstüne ayar veriyor konuk.

* * *

İşte tam bu sırada...

Ben bütün dikkatimi...

-  Stüdyoda oluşan “Eyvah, eyvah” havasına...

-  Stüdyoda ortaya çıkan “Başımıza bir şey gelmeden şu program bitseydi” edasına...

-  Diğer konukların “Bu adam delirmiş galiba” tavrıyla saydıran konuğa ürkek bakışlar atmalarına...

-  Sunucunun konuyu değiştirmek için yaptığı şirinliklere...

-  Saydıran konuğun kibarca susturulup araya VTR’ler sokulmasına veriyorum.

Çünkü bunlar, konuğun söylediklerinden çok daha fazla şey anlatıyor.

X