"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

’Cumhur’ sinirimi bozuyor

BİR hissiyatımı açıkça dile getireyim.Son zamanlarda "halk" kelimesine ikame olarak uydurulan bu "cumhur" kelimesini hiç sevmiyorum.

Hatta sinirimi bozuyor bile diyebilirim.

Çünkü, özellikle AKP’nin önde gelen simaları bu kelimeyi, sanki bu ülkede "ikinci bir halk" varmış, hatta asıl halk buymuş ve onun adı da "cumhur"muş gibi kullanmaya başladılar.

Bana göre bu tür her kelime oyunu, apaçık bir bölücülüktür.

İşte bu nedenle Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dünkü Vakit Gazetesi’nde yayınlanan mülakatı da bana göre son derece talihsizdi.

*   *   *

Gül, kendine yakışmayan bir "mağduriyet" profili çizmeye         devam ediyor.

Şu sözlere bakın:

"Ben bir esnaf oğluyum. Babamın sakalını bile engel olarak göstermeye çalışanlar oldu. Birileri benim Köşk’e çıkmamı istemedi."

Peki Demirel’in, Özal’ın ve Sezer’in babaları zengin aristokrat mıydı?

Demirel’in babasının sakalı yok muydu?

Sözlerini "Acaba esas sebep nedir?’’ sorusuyla sürdüren Gül söylemiyor ama bunun cevabını, partisinin yerel temsilcileri seçim kampanyasında, Bülent Arınç’ın o fitili çekilmiş dinamit gücündeki tahripkár kavramıyla veriyor:

"Çünkü dindar bir cumhurbaşkanı istemediler."

Bu parantezi kapatıp yine         Gül’ün Vakit Gazetesi’ndeki     sözlerine dönüyorum.

Gül, kendisinin cumhurbaşkanı seçilmemesini, tamamen Marksist bir terminolojiyle "sınıf mücadelesi" temeline oturtuyor.

İşte Gül’ün, benim gençlik yıllarımı hatırlatan tahlili:

"Bu olup bitenlerde bir sınıf, daha genel anlamda söylüyorum; Türkiye’de olup bitenleri bazı sosyologlar bir sınıf mücadelesi analizi üzerine oturtuyorlar. Halkın değerleri ile çok daha barışık olan bir insandan bazı çevreler rahatsız oldular. Bir esnaf oğlu olmamız, halkın değerleri ile barışık olmamız... Bunlar rahatsızlık verdi. Halkın değerleri ile barışık olanı istemiyorlar."

Peki istemeyenler kim?

Mülakatta adı konmamış.

Biz gençlik yıllarımızda bunun adını şöyle koyardık:

"Burjuvazi veya hákim sınıflar."

Gül de, "Halkın değerleri ile barışık olmayanlar" diyor.

Kimmiş peki bu halkın değerleri ile barışık olmayanlar?

Anayasa Mahkemesi mi?

O aynı mahkeme, önceki gün de AKP’nin istediği yolda bir karar aldı.

Dün AKP’ye yakın bütün gazetelerde bayram sevinci vardı ve hemen hepsinin manşetinde o meşhur "cumhur" kelimesi oturtulmuştu.

Öyleyse şimdi ne oldu?

Halkın değerleri ile barışık olmayan Anayasa Mahkemesi bir gecede  hidayete erdi ve "halkın değerleri ile barıştı mı?"

Demek ki bütün bunların              halkın değerleriyle değil, hukukla   alakası varmış.

İşte o nedenle diyorum ki, böyle demode ve köküne kadar halk goygoyculuğu kokan "laflar", Abdullah Gül kalibresinde bir siyasetçiye hiç mi hiç yakışmıyor.

Kusura bakmasın ama ben bunu, "Canım seçim ortamında söylenmiş gündelik laflar" bahanesiyle de geçiştiremem.

Hepimiz bu referandumun sonucunu şimdiden biliyoruz.

Arada başka bir değişiklik          olmazsa, cumhurbaşkanını bundan  böyle halk seçecek.

AKP’nin bu kampanyada kullanacağı tema da şimdiden belli oldu.

"Dindar bir cumhurbaşkanı..."

Tabii bu paketin içine türban, imam hatip okulu gibi meseleler de konulacak ve sanki bunların hepsi birden referanduma sunuluyormuş gibi bir     hava yaratılacak.

*   *   *

Bakın bu, çok ama çok tehlikeli bir gelişmeyi başlatır.

"Cumhur" kelimesini ilahi bir kavram haline getirip bütün bunları da onun içine koyarsanız, Türkiye’yi 50 yıl içinden çıkamayacağı büyük bir kavgaya sokarsınız.

Oysa Başbakan Tayyip Erdoğan, bütün konuşmalarında, artık "bütün Türkiye’nin partisi" olacağını anlatıyor.

Ben de soruyorum: Bu taahhüt daha şimdiden inkár mı ediliyor?

Son söz: Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kavramları bu anlayışla sulandırılmamalıdır.

X