GeriSpor “Çocuklarımı yetiştirirken hiç zorlanmadım ama kızıma bir daha yürüyemeyeceğini söylemem gerektiğinde çok zorlandım!”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    58
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Çocuklarımı yetiştirirken hiç zorlanmadım ama kızıma bir daha yürüyemeyeceğini söylemem gerektiğinde çok zorlandım!”

“Çocuklarımı yetiştirirken hiç zorlanmadım ama kızıma bir daha yürüyemeyeceğini söylemem gerektiğinde çok zorlandım!”
refid:14060560 ilişkili resim dosyası

“Okçuluk”ta, 2008 Pekin Engelliler Olimpiyatı’nda, tarihimizin ilk altın madalyasını kazanmayı başaran Türk kadını Gizem. Gizem bu sene “Efsane”lerle birlikte “Laureus Dünyada Yılın Sporcusu” ödülüne adayı oldu. Abu Dhabi’ ye geldi.

GİZEM GİRİŞMEN FOTOĞRAFLARI

GİZEM GİRİŞMEN KARŞILAMA FOTOĞRAFLARI

/images/100/0x0/55eb1f1bf018fbb8f8ac8f16
Hayatımda ilk defa bir röportaj yaptım. Sonra da korktum. Bilmediğim bir işi yaparak Gizem’e hakkını verememekten korktum. Hemen röportaj ustamız Ayşe’ yi aradım! “Ayşe ben bir iş karıştırdım, İmdat!” dedim. Ayşe bana sakin sakin nelere dikkat ederek röportaj çözmem gerektiğini bir güzel anlattı. Ayşe anlatmasına anlattı da, bilmiyorum benim kafam ne kadarını uygulamayı başardı. Hata varsa, bilin ki benimdir.

 

Seyhan Girişmen Gizem’ in annesi, Recep de abisi. 
 

Gizem’in annesi hayran olunacak, önünde saygıyla eğilinecek, elleri öpülecek bir kadın. Abisini Derya kapmış valla! J Yoksa “Hala böyle adamlar da var mı?”dedirten bir insan Recep.

 

Gizem ise, hani tanısanız sarılıp içinize sokarsınız öylesine sıcacık ve öylesine şeker bir kadın.

Soruları Seyhan Anneye sorarken hop arada daldım Gizem’e de sordum, oradan Recep’e atladım. Düzene sokana kadar çatladım. Tam ben usülü daldan dala zıplayarak röportaj yapmışım.

Ama sonuçta bu güzel ailenin anlattıklarını bir anne olarak çoğu zaman yüzüm kızararak bir solukta dinledim. Umarım siz de bir solukta okur, saçma sapan şikayetleri bir kenara bırakır, olanla bitene değil de, geleceğe asılırsınız.

Hayata, ağlayarak zırlayarak, olumuzluklara bakıp bahaneler bulacağınıza, ışığı görür onun peşine takılırsınız....

Yonca

“gözüaçık”

 

Seyhan Girişmen - Gizem’in annesi

 

Eşinizle tanıştığınızda kaç yaşındaydınız?

21 yaşında, Eskişehir Eğitim Enstitüsü İngilizce bölümünde okuyordum. Nejdet’le tanıştıktan 1,5 yıl sonra evlendik. 2 sene sonra da anne oldum. Eşimi kaybettiğimde ben 41, Recep 16, Gizem 14 yaşındaydı.

 

Sorması çok zormuş ama sormam lazım, o kaza nasıl oldu?

Kaza Afyon-Bayat civarında ailecek çok güzel bir tatilden dönerken oldu. Hafif yağmur çiseliyordu. Koyunlarını alt geçit yerine ana yoldan geçiren çoban ve sürüsüne çarpmamak için eşimin frene dokunmasıyla arabamız bir kaç takla attı. Gizem camdan fırlayarak ciddi yaralandı. İlk müdahale Afyon Devlet Hastanesi’ nde yapıldı. Sonra hemen Ankara Hacettepe Hastanesi’ nde beyin ve omurilik ameliyatları geçirdi.

 

Gizem kaç yaşındaydı? Emniyet kemeri takılı mıydı?

Gizem 11 yaşındaydı. Arkada yatar vaziyetteydi ve emniyet kemeri takılı değildi. Emniyet kemeri takılı olsaydı, bu kadar ciddi yaralanma olmayacağından eminim.

 

Gizem’in yürüyemeyeceğini ilk kim söyledi?

/images/100/0x0/55eb1f1bf018fbb8f8ac8f18

Hacettepe Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı Sayın Aykut Erbengi söyledi.Bana artık hastanede yapabileceklerinin bittiğini, Gizem’in bundan sonra rehabilitasyon görmesi gerektiğini ve Gizem’e yürüyemeyeceğinin bizim tarafımızdan söylenmesinin doğru olacağını söyledi. Anne yüreği tabi, söyleme şeklini çok ani ve acımasız bulmuştum. Ama daha sonra kendisine hak verdim. Böylesi bir durumda gerçekle ne kadar çabuk yüzleşirseniz o kadar çabuk yol alıyorsunuz.  

 

Siz anlatırken ben fena oldum. Peki siz nasıl söylediniz bunu Gizem’e? İnsan nasıl söyler ki bunu çocuğuna? Psikologlara filan danıştınız mı, destek aldınız mı?

Hacettepe’de bir ay tedavi gördükten sonra rehabilitasyon için Almanya’nın Heidelberg kentine gittik. Orada “Gizemciğim artık yürüyemeyeceksin...’’dedim. “Yürüyemeyeceksin” deyip “Kader böyleymiş!” demedim tabi. Hemen ardından: “Biz bu hayatı böyle de en iyi şekliyle yaşamayı başarırız. Zor olacak, ama başaracağız!” dedim. Hiçbir doktordan yardım almadım.

 

Gizem ne dedi?

Sadece; “Neden ben?” dedi.

 

Başka bir şey demedi mi? O psikolojik destek aldı mı peki?

Başka hiçbir şey söylemedi. Rehabilitasyonun bir ayağı da psikolojik destek biliyorsunuz. Ama Gizem’in böyle bir desteğe ihtiyacı olmadığını bildirdiler. “Gizem’e her şeyi bir kere gösteriyoruz, hemen kapıyor, hiçbir şeyi ikiletmedi.” dediler. Çok haklıydılar. Rehabilitasyon merkezinin 6 ay olarak öngördüğü tedaviyi 3 ay gibi kısa bir zamanda tamamladı Gizem.

O dönem ve sonrasında da gerekmediği için, hiçbirimiz psikolojik destek almadık. Rehabilitasyondan döndükten sonra doktorumuz Sayın Erbengi onu ziyaret ettiğimizde; “Gizem rehabilitasyona %100 cevap vermiş nadir hastalarımdandır.” dedi. İnanılmaz moral oldu bizim için.

 

(Gizem’e döndüm...) Gizem peki sen hatırlıyor musun kazayı?

Çok hatırlamıyorum. Ama bazen bizimkiler hastane ile ilgili anılarımı anlattıklarında hoşuma gidiyor. 

 

Seyhan Anne -ben size nasıl hitap edeceğimi de bilemedim, en iyisi Seyhan Anne diyeyim - peki kazadan sonra ne yaptınız?

Hayata kaldığı yerden aynen devam. Daha fazla özveri isteyen bu yaşamı çabuk kabullenmek işimizi kolaylaştırdı diyebilirim. Tabii zor günlerimizde ben ne kadar Gizem’in arkasındaysam, benim de arkamda ailem vardı.

 

Eşinizin erken gidişinin kaza sonrası travma ile alakası var mıdır? Ya da siz bunu hiç böyle yorumladınız mı? 

Mutlaka çok üzüldü. Ama erken gidişinin bu olayla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. 

 

Arada kaza hakkında konuşur muydunuz eşinizle?

Olmuşu konuşmaktansa artık nelerin yapılacağını konuşmanın daha doğru olduğunun bilincinde bir aileyiz. Sadece kazada kalsaydık ve sadece yürüyememeye odaklı yaşasaydık eğer, bugün bu durumda asla olamazdık. Biz hep nasıl daha iyi olabiliriz derdindeydik. Başarılı da olduğumuzu düşünüyorum.

 

Nasıl bir babaydı eşiniz?

İşinden arta kalan zamanı evinde geçirmekten keyif alan, çocuklarına, özellikle Gizem’e çok düşkün bir babaydı. Kısa zamanda çok güzel şeyler yapmış ki, hem bizlere hem de topluma faydalı olabilmiş. Ardından hep çok güzel şeyler duyduk ve duymaya devam ediyoruz.

 

Ben günde yüz kere iyi bir anne olamadığımı düşünüp sürekli vicdan azabı çekiyorum. Şımarıklık değil mi benimkisi? Siz benim gözümü açtınız. Utandım. Siz bugüne nasıl geldiniz Allah aşkına? Bize verecek bir hapınız var mı?

Güven! Güvenilir bir ebeveyn olmak, ve çocuklarla güvene dayalı bir ilişki kurmak her şeyi kolaylaştırıyor. Sevgi ve güven ortamında büyüyen çocuktan korkmayın. Tabii bilinç de çok önemli! Yaşamdaki gerçekleri olduğu gibi kabullenmek ve güzel şeyler yaparak yaşamak en doğrusu diye düşünüyorum. Bir de yapılanları sorgulamayı bilmeli kişi mutlaka.

 

“Gizem yürüyemeyeceğini başkasından duyacak diye çok kaygılandım...”

 

En çok neden fedakarlık yaptığınızı düşünüyorsunuz?

Fedakarlık demeyelim. Hayatı paylaşmak dersek daha doğru olur. Ben istediğim bir hayatı istediğim gibi yaşadım. Kimse beni böyle yaşamaya zorlamadı. Dolayısıyla acısıyla tatlısıyla yaşadığım bu hayatı fedakarlık olarak görmüyorum. 

 

En çok nerede zorlandınız?

Kurallarınız varsa ve siz de onları uyguluyorsanız zorlanmazsınız. Çocuk istediğini elde edinceye kadar her yolu dener elbette. Önemli olankararlı ve sabırlı olmak. Ben çocuklarımı yetiştirirken zorlanmadım ama, Gizem’e artık yürüyemeyeceğini söylemem gerektiğinde çok zorlandım. Çünkü en uygun zamanı kollayayım derken, bir başkasından duyacak kaygısı duydum. Endişe ettim.

 

“Çocuklarımı yetiştirirken hiç zorlanmadım ama kızıma bir daha yürüyemeyeceğini söylemem gerektiğinde çok zorlandım!”

 

Gizem’in yürüyemeyeceğini duyan insanların tepkisi nasıldı?

Üzülüp elinden geleni yapmaya çabalayan bir çok kişi olduğu gibi “Böyle yaşayacağına keşke ölseydi” diyen de oldu. “Siz öldükten sonra ne olacak Gizem?” diyenlerle de karşılaştım. İçinde bir nebze olsun insan sevgisi olmayan, yaşamı yanlış algılamış, bakıp görmeyen bu tip insanların varlığı can sıkıcı elbette. Ben de bir yaşamı boşuna yaşadıkları için acıyorum onlara!

 

Kızınızın başına gelenler, eşinizi kaybetmeniz ve saire.. bütün bunlar olurken yanınızda kim vardı? 

Her zaman ve her koşulda ailem bana destek oldu. Hala da destek olmaya devam ediyorlar. Annem, babam, kardeşlerim, yeğenlerim çok önemliler benim için. Böylesine muhteşem bir aileye sahip olduğum için çok şanslıyım. Eğer bu olaydan bu kadar az hasarla kurtulabildiysek ailem sayesindedir. 

 

Annem de çok erken kaybetti babamı, ama o da sizin gibi hayat dolu ve inanılmaz bir insan sevgisi var. Ne yapıyor ne ediyor yalnız kalmamayı başarıyor. Siz ne yapıyorsunuz kendinizi yalnız hissetmemek için?

Yalnızlık değil de, eşimin yokluğunu çok hissediyorum. Başımı omzuna yaslamayı özledim. Ama hayat devam ediyor...

 

Hiç başka birine aşık olmak, yeniden evlenmek gelmedi mi aklınıza?

Hiç gelmedi, gelmeyecek de sanırım. Ben hala eşime aşığım.

 

İnsanın kendini çocuklarına adamasının bir sınırı var mı? Olmalı mı?

Bana sorarsanız olmamalı. Geriye dönüp baktığımda doğru yaptığımı görüyorum. Çünkü emek verdiğiniz her şey size fazlasıyla geri dönüyor.

 

Sizi en çok yaralayan ne?

Dost sandığımız kişilerin dostumuz olmadığını anladığım an.  

 

“Gizem’in hayata döndüğü an, hayatımın en önemli anıdır...”

/images/100/0x0/55eb1f1bf018fbb8f8ac8f1a

 

En mutlu anınız?

Çok var! Eşimle olduğum yıllar, çocuklarımın başarılarıyla ilgili anlar... Ama Gizem’in yaşama döndüğü an, hayatımın en önemli ve en mutlu anı.

 

En berbat anınız?

Kaza!


Kırgın olduklarınız?

Değmeyecek kişileri hayatımdan çıkarttığım için kırgın olacak kimse kalmadı. 

 

Teşekkür etmek istediğiniz birileri?

Annem, babam, kardeşlerim, yeğenlerim ve arkadaşlarım…

 

Yorgun musunuz?

Gizem’in okçuluğunun 2. yılında gelen Avrupa Üçüncülüğü, 4. yılda gelen Paralimpik Şampiyonluğu, 5. yılda Dünya Şampiyonluğu. 2007 yılından beri dünya sıralaması birinciliği ve son olarak da Laureus Dünya Spor Ödülleri adaylığı... Bu tabloya bakınca insan da yorgunluk mu kalır! 

 

Gizem nasıl bir çocuk?

Gizem’i en iyi ifade eden kelime “kesin” sanırım.Ne istediğini ve onu elde etmek için ne yapması gerektiğini bilen, kendi sınırlarını aşmayan, kimseye sınırlarını aştırmayan, sevgi dolu olsa da nerede duracağını ve kendini nasıl koruyacağını oldukça iyi bilen bir insandır.

Konuşmayı sever ve esprilidir.

 

“Yürüyemiyorsan biz de senin ayakların oluruz!”...

/images/100/0x0/55eb1f1bf018fbb8f8ac8f1c

 

Peki ya Recep?

Zekidir, sorumluluk sahibi ve sebatkârdır. Bir balığın peşinden 4 saat dalabilir mesela. Şakacıdır, her an ağına takılabilirsiniz. Duygusaldır. İletişim kurmada çok kuvvetlidir. Bir de çok beceriklidir, mutfak dahil!

 

Peki nasıl bir abidir? Katı mıdır, çok karışır mı?

Gizem ağabeyine yürüyemeyeceğini söylediğinde; “Biz de senin ayakların oluruz!” diyebilecek kadar sorumluluk sahibi ve sevgi dolu bir çocuktur Recep. Gerçekten de tüm fiziki koşulları aşarak Gizem’i her yere götürmüştür. Katı değildir, asla karışmaz. 

 

(Gizem’e döndüm)

 

“Yediğim zeytinler mutlaka tek sayı olmalı!”...

 

Gizem Tevfik Fikret Lisesi’nde okumuşsun, çok sıkı bir okuldur, bin tane kural vardır. İsyan etmedin mi orada okurken?

Okurken arkadaşlarımla birlikte kızdığımız, çok söylendiğimiz zamanlar oldu. O zamanlar çok değerlendiremiyorsunuz; ama geriye dönüp baktığımda Tevfik Fikret Lisesi’nde okuduğum için şanslı olduğumu düşünüyorum. Okulum, ailemle birlikte hayat disiplini kazandırdı bana. 

 

Gizem senin sevgilin var mı?

Yok.

 

Engelli olman ilişkilerini etkiliyor mu?

Erkek arkadaşım oldu tabii. Yürüyemiyor olmamı problem yapan bir erkekle zaten bir ilişki yaşamak istemem. Fazla sığ biri olurdu ve beni etkileyemezdi zaten. Engelli olmamın ilişkilerimi etkilediğini düşünmüyorum. İlişkilerimde etkili olan unsur, kişiliğim ve beni ben yapan özellikler. Engelli olmam da bunun bir parçası ama, küçük bir parçası. 

 

Engelli bir kadının cinsel hayata bakışı nedir mesela?

Tüm kadınlar gibi.

 

Spor dışında en zevk aldığın şey ne?

Ailemle ve arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum. Yine spor olacak ama dalış yapmak da çok keyifli. 

 

En son okuduğun kitap?

Elif Şafak- Aşk 

 

Takıntın var mı?

Olmaz mı! J Mesela ayranın ve yoğurdun jelatinini tam açmadan yiyip içemem. Ama son zamanlarda kenarında jelatin kalmış ayranı içmeye çalışarak bu takıntımı yavaş yavaş aşıyorum. Bir de zeytin ile ilgili takıntım var. Mesela 3 tane zeytin yiyebilirim ama, dördüncüyü de yemek istersem mutlaka beşe tamamlarım yediğim zeytin sayısını. Yani zeytinler hep tek sayı olmalı!

 

Okçulukla ilgili takıntın bir ritüelin, inandığın bir uğur var mı?

Var. Mesela yarışmalarda mutlaka nazar boncuğu kolye takarım, yarışmadan sonra da rakibime armağan ederim. İki tane uğur bileziğim var; onları da takarım. Olimpiyatlarda ise uğur getirsin diye yarı finalde giydiğim spor kıyafetlerimin aynısını finalde de giydim.J

 

“Hala daha “Rampa yaparsak binanın görüntüsü bozulur” mantığında insanlar var!”...

 

Sen de arada depresyona giriyor musun? Ben ha bire giriyorum da. Kimler giriyor, giren neden giriyor, girmeyen neden girmez merak ettim. J

Hayatımda bir kere depresyona girdim. O da olimpiyatlardan yaklaşık 2 hafta önce. Vazgeçmeyi kabul eden biri olsaydım olimpiyatlara hiç gidemeyebilirdim. Sanırım her şey çok üst üste geldi o dönem, kaldıramayacağımı düşündüm ve kabuğuma çekildim. İyi ki içimdeki gücün farkına çabuk varmışım. Benim sonradan haberim oldu ama, ailecek “Depresyondan nasıl çıkarırız?” kriz masası oluşturulmuş. Aile desteği hayatımın olmazsa olmazı anlayacağınız. 

 

Üstüste gelen neydi? Seni depresyona sokan neydi?

Sporcu olmak sürekli milli kamplara gitmek gerçekten çok zor ve yorucu. Çok fedakarlık, ruhsal ve fiziksel güç istiyor. Çalışma ortamımız, iletişim kazaları, anlaşılamamak, son olarak da yarışma stresi etkili oldu sanırım.

 

“Köpekbalıklarıyla dalmazsam gözüm arkada giderim...”

/images/100/0x0/55eb1f1bf018fbb8f8ac8f1e

 

İnsanların en çok neyi anlamadıklarını düşünüyorsun?

Anlamamak değil de “anlamayı istemediklerini” düşünüyorum, esas bu üzücü. Günümüzde hala daha “Rampa yaparsak binanın görüntüsü bozulur” mantığında insanlar var.

Çok acı!

 

Hayatta en çok hayalini kurduğun şey nedir?

Sabit hayallerim yok, sürekli değişiyorlar. Ama ölmeden önce köpekbalıkları ile dalmazsam bir şeyi eksik yapmış olarak giderim. 

 

Nasıl dalıyorsun? Özel bir destek veya alet var mı?

Ben yıldız dalıcıyım zaten. Herkes gibi kursa gittim, pratik eğitim aldım ve sınava girdim. Ben suyla ve denizle çok barışığımdır. Dalmak için en önemli unsur suda paniklememenizdir. Tabii buddynizin (dalış partneriniz) deneyimli olması da size büyük rahatlık sağlar. Hiçbir özel ekipman kullanmıyorum, sadece ayaklarımı kullanmadan yüzdüğüm ve daldığım için normalden biraz daha fazla ağırlık takıyorum ki batabileyim.

 

Bilkent nasıl sence? Sana destek oldular mı?

Ankara Özel Tevfik Fikret Lisesi için hep desteklediler, hep arkamdaydılar diyebilirim. Ama Bilkent Üniversitesi çok büyük bir okul, çok öğrencisi var. Kimi zaman arada kaynadığınız oluyor. Ama mesela son zamanlarda çok güzel gelişmeler var “Engelsiz Üniversite-Engelsiz Bilkent” ile ilgili.

 

Sana torpil geçen olur muydu okulda?

Torpil geçen olmadı, çünkü hiç ihtiyacım olmadı. Bence engelli bir bireye ayrıcalıklı davranılmasına gerek yok. Sadece engelli olmayan biri ile eşit koşullara sahip değilse, eşit koşullara sahip olacak kadar pozitif ayrımcılık sağlanabilir. Bunun kimseye bir zararı olmaz diye düşünüyorum. 

 

“Bu kadar okudun, okçu mu olacaksın? diyenler oldu...”

 

Spor ve Okçuluk nasıl girdi hayatına?

Spor hayatımızda hep vardı. Kazadan önce kayak ve buz pateni yapıyordum. Kazadan sonra ise rehabilitasyon sürecinde yüzmeye başladım. Yaklaşık iki yıl düzenli olarak yüzdüm. Mezun olunca yeniden yüzmeye başlamayı planladığım zamanlarda, yüzme antrenörümün arkadaşı olan ilk okçuluk antrenörümle tanıştım. Beni okçuluk antrenmanlarına davet etti. İzlemeye gittiğimde ok attım ve çok hoşuma gitti. Yani tamamen bir tesadüf oldu.  

Kaç yaşındaydın?

23.

 

Okçuluk senin için hayata bağlanma yolu mu oldu?

Hayır. Yani medyada yer aldığı gibi spor ile hayata bağlanmadım. Spor hayatımdaki ana renklerden biri. Ama ben okçuluktan önce de son derece hayata bağlı ve mutlu biriydim. 

 

Okçuluğun nesini seviyorsun?

Okçulukta, çok küçük kural farklarıyla engelli sporcular engelli olmayan sporcularla beraber aynı atmosferi paylaşabiliyor ve aynı çizgide atış yaparak dayanışma ve rekabet içinde olabiliyor. Engellilerin topluma uyum sorununun çok ciddi boyutlarda yaşandığı ülkemizde, okçuluk sporunun hem bireysel hem de sosyal entegrasyonu sağlayan ve güçlendiren özelliği de okçuluğu sevmemde önemli rol oynuyor. 

 

“Keşke Hoyt, Win&Win gibi okçuluk malzemesi üreten firmalar sponsorum olsa...”

 

Peki bu kadar başarılı olacağın aklına gelir miydi?

Bir şeyi iyi yapabileceğimi hissettiğimde arkasından gidiyorum. Biraz hislerimle ilgili. “Bu kadar yıl okudun, okçu mu olacaksın?”  diyen de çok oldu. Onları dinleseydim Olimpiyat ve Dünya şampiyonu olamazdım, Laureus Dünya Spor Ödüllerine aday gösterilemezdim. Başkalarını ne zaman dinleyip ne zaman dinlemeyeceğinizi bilmek içsel bir yetenek herhalde. 

 

Sponsorun var mı?

Hala bir sponsorum yok. İlk yıllarda sponsorum annemdi, aslında hala yaşam sponsorum ailem! Daha sonraki yıllarda, Türkiye Bedensel Engelliler Federasyonu ve Milli Paralimpik Komitesi malzeme desteği sağladı. Başarıda destek çok önemlidir. Bu yüzden, sporun gelişmesine destek verebilecek kişi ve kuruluşların okçuluk sporuna ve diğer branşlara da önem ve destek vermelerini rica ediyorum.

 

Nasıl sponsorun olmaz Gizem, sen söylerken ben utanıyorum inan... Peki mesela sponsorun olacak olsa kim olsun isterdin?

Hoyt, Win&Win gibi okçuluk malzemesi üreten firmalar sponsor olsa çok hoşuma giderdi; çünkü her iki taraf da işi biliyor ve birbirinin dilinden anlıyor. Okçuluk malzemeleri çok pahalı. Okçuluğu bilmeyen kişilere, kurumlara alınması gereken malzemenin “Neden alınması gerektiğini” anlatmak çok yorucu.

 

Peki bunca masrafı kim üstleniyor?

Milli takım kamplarımız ve yarışma masraflarımız Türkiye Bedensel Engelliler Federasyonu tarafından karşılanıyor. Federasyonun da sponsorlara ve desteğe ihtiyacı var. 

 

“En büyük hayalim Babam adına her yıl tekrarlanan Uluslararası Okçuluk Yarışması düzenlemek”… 

 

Peki sen birilerini yetiştirebiliyor musun?

Sporculuğun yanı sıra 2006–2009 yılları arasında Milli Takım menajerliği de yaptım. Sporcu yetiştirmedim ama, engelli okçuluğun gelişmesine katkı sağladığımı düşünüyorum. Şu an aktif spor hayatım devam ettiği için başka sporcuları yetiştirebilmem çok zor. 

 

Bizim hatalarımızı  vursana yüzümüze!?

Biz ile kastedilen medya ise daha fazla sosyal bilinçle haber yapılması gerekir diye düşünüyorum. Elbette daha medyatik ve ilgi çeken haberler, kişiler var ama hayat bunlardan ibaret değil. Bu yüzden hem ülkelerine hem de mesleklerine karşı olan sorumluluklarını unutmamalı medya mensupları. 

 

Spor “hayat”  kurtarıyor değil mi?

Bence kurtarıyor çünkü her şeyden önce bedeninize, kendinize saygı duymanızı  sağlıyor. Profesyonel olarak yapmak şart değil, insan günde yarım saat bile yürüse kendini daha dinç hissediyor.  

 

Sence en çok hangi gazeteci yazar spor deyince futboldan başka dallar olduğunu da bilir?

Yılmaz Özdil J. Bir de bazı spor yazarlarımız amatör sporların sesini duyurmaya çalışıyor ancak çabaları spor editörlerinin gazetede öngördüğü yer ile sınırlı kalıyor ne yazık ki. 

“Babam benim için dünyayı yeniden yaratabilecek bir babaydı...” 

 

İleriye dönük amacın hedefin nedir?

Asıl amacım huzurlu ve mutlu bir hayat sürmek. Geriye dönüp baktığımda hayatı boşa geçirmemiş olmak. Sportif anlamda soruyorsanız; bir sporcunun yaşayabileceği en önemli ve en büyük başarı olimpiyat şampiyonluğu. Aynı duyguları 2012 Londra Olimpiyatları’nda da yaşamak isterim. Ayrıca babam adına her yıl tekrarlanan Uluslararası Okçuluk Yarışması düzenlemek de hayallerimden biri… 

 

En çok etkilendiğin kitap?

En sevdiğim kitaplardan biri Buket Uzuner’in Kumral Ada Mavi Tuna kitabı. Bir de kazadan sonra hastanede Pıtırcık serisinin tüm kitaplarını 3 kez okuttum teyzeme. Yakın zamana kadar sorsanız satır satır bilirdim. 

 

Babanı  nasıl hatırlıyorsun, yokluğu bir kız çocuk olarak senin kalbinin neresini boş bıraktı? 

Bir isteğimle benim için dünyayı yeniden yaratabilecek bir baba olarak hatırlıyorum. Yokluğu kalbimin yarısını, bekli de daha fazlasını boş bıraktı. Babamı çok özlüyorum; ama çoğu zaman yanımda olduğunu, beni izlediğini hissediyorum. 

 

Sıra geldi SüperAbi Recep’e...

 

“Gizem çimdik atmayı severJ...”

 

Recep sürekli Gizem’in peşinde olmak, onun ayakları olmak zor olmadı mı?

Gizem çok peşinde koşturmadı açıkçası. Erkek gibi kızdır derler ya, Gizem öyledir. Çıtkırıldım değildir.  

Hiç kavga etmez misiniz? 

Tabii ki biz de çok kavga ettik zamanında. O zaman çocuktuk ama. Gizem’in cimcik atmayı çok sevdiği konusunda hala hiçbir şüphem yok meselaJ. Ama lise çağımızda ve sonrasında kavga ettiğimizi neredeyse hiç hatırlamıyorum. 


Gizem nasıl bir kardeş? 

En zor soru bu herhalde; çünkü Gizem benim sadece küçük kız kardeşim değildir. En yakın arkadaşım, dostumdur aynı zamanda, güvenli limandır. Hayatınızda kendinizden daha çok güvenebileceğiniz bir insan vardır ya; Gizem o dur işte. 

 

Kaprisli mi? 

Kaprisli bir insan değildir, fakat bir şeye hayır diyorsa evet dedirtmenin mümkünü yoktur, kaprisli değil inatçıdır. 

 

“Kimselere dokundurmadığı Barbielerini 3.5 ay sonra doğacak kızımıza verecek...”

 

Görümcelik yapıyor mu? Ben daha yeni görümce oldum da hani merak ettimJ...

Eşim Derya ile 11,5 yıldır beraber, 1,5 yıldır da evliyiz. Gizem de Derya da birbirlerini çok sevmelerine rağmen hiçbir zaman -özür dilerim bu tabiri kullanıyorum ama vıcık vıcık- bir ilişki içinde olmadılar. Ben bu konuda çok şanslı bir erkeğim. Bir erkek için en zor şeylerden biri sevdiği kadınların (annesi, kız kardeşi, eşi) birbiriyle anlaşamaması olsa gerek!

 

Kıskanç mıdır? 

Küçükken kıskançtı ama büyüdükten sonra hiç  kıskançlık yaptığını hatırlamıyorum. Bir de Barbie bebeklerini kimseye vermezdi. Ama iyi ki vermemiş. Şimdi çok işimize yaradı çünkü o müthiş Barbie koleksiyonunu 3,5 ay sonra dünyaya gelecek yeğenine hediye edeceğini söyledi!

 

“Babam hayatta olsaydı nasıl bir ilişkimiz olurdu çok merak ediyorum...”

 

Babana dair anı? 

Babama dair anı belki küçüklükten olmayacak ama, ben ticaretle uğraşıyorum, dolayısıyla kimi zaman babamı tanıyan veya bir dönem onunla iş yapmış, onun yanında çalışmış birçok kişiyle karşılaşıyor, tanışıyorum. Babamın adını duyan insanların onun hayata erken veda etmesinden kaynaklanan o hüzünlü bakışları ve akabinde babam için söyledikleri övgü dolu, gurur verici sözler beni en çok mutlu eden, en çok gururlandıran anlar. Bu bir babanın çocuklarına en büyük armağanı belki de. 

 

En büyük hayalin nedir?

Tıp dünyasındaki ilerleme hızının epey bir artmasını dilerim. 

 

En çok içinde kalan şey nedir? 

Şu ana kadar hayatımızda birçok olumsuzluk yaşamamıza rağmen çok dolu ve keyifli bir hayat yaşadık. Babamızı çok erken kaybettik. Annemiz bize hem anne, hem de baba oldu. Ama yine de babamla bu yaşlarımda nasıl bir ilişkim olurdu merakı herhalde hiçbir zaman aklımdan çıkmayacak.

 

Abi-kardeş eklemek istedikleriniz? 

 

Recep: Bizlere sahip olduğumuz değerleri veren, bizi yetiştirirken sayısız fedakârlık yapan, her zaman yanımızda olan annemiz, bizim bu hayattaki en değerli hediyemiz.

 

Gizem: Yaşam bize sunulmuş bir hediye ve bunu nasıl yaşayacağımızı yine biz belirliyoruz. O yüzden yapamadıklarımıza değil, yapabildiklerimizi en iyi şekilde yapmaya odaklanmalıyız diye düşünüyorum. Bir de sahip olduğumuz değerlerin farkında olabilmek ve o değerlere sıkı sıkıya tutunabilmek önemli.

Fotoğraflar: ÖZGÜR SOYUER ve ORÇUN YALÇIN


Yorumları Göster
Yorumları Gizle