Çikolatanın bitteri, şarabın Pinot Nior’i daha sağlıklı

Beslenme, son yılların en popüler alanıdır. Beslenme-sağlık ilişkisinin öneminin anlaşılması, sağlıklı yaşama giden yolun, önemli ölçüde beslenme treninin rayında kalmasına bağlı olduğunun bilimsel çalışmalarla da doğrulanması bunun en önemli nedenidir.

Birkaç yıldır hepimizi "ne yiyeceğiz, ne içeceğiz" telaşının sarması biraz da bundandır. Araştırmalar sadece beslenme-sağlık ilişkisinin önemini daha çok ortaya koymakla kalmamış, beslenme alanında doğru bilinen bazı yanlışları ve yanlış bilinen bazı doğruları da ortaya çıkarmıştır. İşte bunlardan bazıları...

KAHVENİN AZI YARAR ÇOĞU ZARAR

Yakın bir zamana kadar kahve de tuz, şeker, doymuş veya trans yağ gibi amansız bir sağlık düşmanı olarak kabul ediliyordu. Tansiyonunuz, kalp-damar hastalığınız, şeker veya kolesterolünüz varsa kahve tamamen yasaklanıyordu (biz de bu düşüncedeydik)! Yeni yapılan çalışmalar özellikle geniş bir vaka grubunu ilgilendiren "Health Proffesional" çalışmasının geriye dönük sonuçları, bu konuda yeni ve güvenilir bilgiler sağlamıştır.

Bu araştırma kafeinli içeceklerin, özellikle kahve tüketiminin artmasının, kalp-damar hastalığı riskinde artışa yol açmadığını gösterdi. Araştırma kafeinsiz kahvenin fazla tüketilmesinin ise bu riski biraz artırdığını ortaya koydu. Bir başka çalışmada (Hemşireler Sağlık Çalışması) hiç kahve içmeyen kadınlarla karşılaştırıldığında, günde 6 fincan veya daha fazla kafeinli kahve tüketen kadınlarda, kalp-damar hastalığı riskinin artmadığı bulundu.

Öyle görünüyor ki kahve tüketimi, abartılmadığı, doymuş yağ kaynağı sütlü kremalarla fazlaca şımartılmadığı ve sigarayla birlikte bir keyif haline getirilmediği sürece sanıldığı kadar tehlikeli olmayabilir. Biraz daha bekleyip yeni çalışmaların sonuçlarını da görmek doğru olacaktır.

ALKOL SAĞLIĞA İYİ GELMEZ AMA...

Bir başka şaşırtıcı sonuç da alkol ve koroner kalp hastalığı arasındaki ilişkide saptandı. Makul miktarlarda (1-2 kadeh şarap) alkol tüketen erkek ve kadınlarda, koroner kalp hastalığı riskinin artmadığı ve bir ölçüde azalma eğilimi gösterdiği ortaya çıktı. Alkol-koroner kalp hastalığı ilişkisine dair araştırmalarda, birbirinden farklı olmakla birlikte alkol tüketmenin kalp sağlığı açısından gerekli olmadığı ama ılımlı miktarlarda tüketilen (sosyal içicilik düzeyinde sürdürülen) alkolün kalp-damar hastalığı riskini olumsuz yönde etkilemediği söylenebilir. Araştırmalar, sağlığa en az zarar veren alkol türünün (mutlaka makul miktarlarda tüketilmesi koşuluyla) kırmızı şarap olduğunu gösteriyor.

Bazı araştırmalarda kırmızı şarabın, kötü kolesterol LDL’nin oksidasyona duyarlılığını azalttığını düşündüren bulgular elde edildi. Kırmızı şarap mı beyaz şarap mı daha yararlıdır sorusunun cevabı araştırıldı. Genel kanaat ciddi bir farkın olmadığı ama kırmızı şarabın daha fazla etkili olduğu yönünde... Kırmızı şarapların hangisinde sağlık yararı daha yüksektir diye de sorabilirsiniz. Bir araştırmada, Merlot, Cabarnet ve Pinot Noir şarapları kıyaslandığında, en güçlü antioksidan yararın Pinot Noir şaraplarında olduğu belirtilmiştir.

Bütün bu bilgilere rağmen bizim kanaatimiz, şarap veya herhangi bir alkollü içeceğin sağlık yararı amacıyla tüketilmemesi yönündedir. Burada belirtilen söz konusu bilgileri, "eğer ille de kullanacaksanız ılımlı ölçüleri aşmayınız ve tercihinizi kırmızı şaraptan yana kullanınız" şeklinde anlamalısınız.

BİTTER ÇİKOLATA DAMAR DOSTU MU

Beslenme-sağlık ilişkisiyle ilgili üçüncü sürpriz, çikolatasevenleri mutlu edecektir. Çikolatanın ihtiva ettiği kakaonun zengin bir flavanol kaynağı olduğu anlaşılmıştır. Kakaoda damar dostu bir flavanol olan kateşinlerden bol miktarda bulunmaktadır. Çikolata kan basıncını düşürmekte, damar duvarına koruyucu yönde yarar sağlayan antioksidan flavanoller nedeniyle de ateroskleroz (damar sertliği) yavaşlayabilmektedir. Sağlık yararı için şekeri ve sütü az, kakao içeriği yüzde 75’in üzerinde olan siyah çikolataların tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Çikolata tüketiminde de miktarın abartılmaması şarttır.

Endoskopik (izsiz) yüz germe

Yerçekiminin etkisi, güneş ışınları ve günlük yaşamın stresi, insanların yüzlerinde yaşlanma belirtilerinin oluşmasına neden olur. Gözkapakları ve etrafında, ağız çevresi ve yanaklarda, çene altında ve boyunda oluşan derin çizgiler, kırışıklıklar, katlanma ve yağ toplanmaları belirginleşir. Yaşlanmanın etkisi ve genetik olarak, yüz dokuları azalır, zayıflar ve yüz kemikleri üzerinden yerçekimi yönünde sarkar.

Endoskopik yüz gençleştirme ameliyatı, mümkün olduğu kadar yüzde görünür bir kesi izi bırakmadan yapılır. Saç içine gizlenmiş oldukça küçük kesilerden girilerek, kamera yardımı ile ekrandan bakılarak yapılan, alında ve kaşlarda oluşan sarkmaları düzeltmek için kullanılan yeni yöntemlerden biridir. Bu teknik hem gençleşmek hem de güzelleşmek için kullanılır. Yüzde eksik olan oluşumları kendi dokularından tamamlayarak yüzün bütünlüğü ve güzelliği sağlanır. Aynı zamanda yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan sarkmalar ve gevşemeler düzeltilip, daha genç ve dinamik bir görüntü sağlanır.

Endoskopik ameliyat tekniği, yüz gençleştirme, kaşları kaldırma, alın gençleştirme, boyun gençleştirme, yüz protezlerinin yerleştirilmesi uygulamalarında kullanılır.

Bu teknikte yüz sadece yukarı ve geri doğru gerilmekle kalmayıp, aynı zamanda sarkan yanak dokuları yanak içinden yukarı çekilerek tıpkı bir yastık kılıfını doldurur gibi yanak ve yüzün dolgunlaşması sağlanır. Yüzün öne doğru da gerginleşmesi sağlanmış olur. Yanaklara dışarıdan doku ya da silikon gibi madde enjeksiyonu veya elmacık kemiği protezi uygulanmaz. Yani dışarıdan bir madde konulmadan yanaklar dolgunlaştırılır.

Sonuç olarak hastada sarkan dokular yeniden eski yerlerine getirildiği için doğal görünümlü bir gençleşme sağlanır ve dışarıdan görünen bir iz kalmadan ameliyat gerçekleştirilmiş olur.

Op.Dr. Nuri Battal

Kilonuzu korumak için...

1- Güne sağlıklı bir kahvaltı ile başlayın.

2- Taze sebze, meyve tüketimine öncelik verin.

3- Ana öğünlerde besin çeşitliliğine dikkat ederek, yararlı ve düşük kalorili besin seçimi yapın.

4- Ara öğün yapma alışkanlığını mutlaka günlük yaşamınıza geçirin.

5- Yemek istediğiniz besinleri her zaman yiyin, fakat size verilen ölçüyü geçmeyin.

6- Egzersizi, hareketli bir hayatı, yaşam tarzı haline getirin.

7- Yemek yaparken, kızartma yerine ızgara, buğlama, haşlama gibi yöntemleri tercih edin.

8- Porsiyonlarınızı mümkün oldukça küçültün.

9- Tatlı tercihlerinizi mümkün olduğunca kalorisi düşük, hafif, sütlü tatlılardan yana kullanın. Sütlaç, tavuk göğsü gibi...

10- Suyu yaşamınızdan eksik etmeyin. Günde en az 2 litre (8-10 bardak) su içmeyi ilke edinin.

Diyetisyen

Tuğçe ALTAN

BAHÇE


Soya kellikte işe yarıyor

Soya fasulyesi sindirilirken açığa çıkan "equol" adlı bir madde, prostat kanserine ve saç dökülmesine karşı şaşırtıcı sonuçlar gösterebiliyor. Yakın bir zamana kadar kelliğin en etkili tedavisi, erkek vücudundaki testosteron hormonunun dihidrotestosteron’a (DHT) dönüşümünü engelleyerek etki eden ilaçlardı. Ancak bunların bazı yan etkileri olabiliyordu.

Soya fasulyesinden elde edilen "equol" ise bu yan etkileri ortadan kaldırıyor. Çünkü equol vücutta DHT oluşumunu engellemiyor, sadece onu etkisizleştiriyor. Vücutta DHT oluşuyor, ancak soya fasulyesinin sindirimi sırasında oluşan equol maddesi, DHT fazlasını bloke ederek işlevsiz hale getiriyor. Böylece yalnız kelliğin değil prostat kanserlerinin de önlenmesi mümkün olabilir.

Equol kaynağı olan gıdalar arasında soya fasulyesi ve soya ürünleri (soya unu, kıyması, soya sütü, tofu, soya filizi vs.), diğer kuru baklagiller (nohut, mercimek, kuru fasulye) ve koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, marul, pazı, semizotu) bulunuyor.


Dr. Ece HATTAT

DİYET GÜNLÜĞÜ

Sorularınız için:

Tel: (0212) 236 73 00

Mucize diyetlerden uzak durun

Yaza girmeden önce kısa sürede hep 6-8 kilo veriyorum, ancak kış aylarında tekrar geri alıyorum. Verdiğim kiloyu neden koruyamıyorum?

Haftada 4-5 kilo belki de 7 kilo verdiren mucizelerin tuzağına düşmeyin! "Koca bir kış mevsimi geçti, hálá diyete başlayamadım" deyip ilkbaharınızı kalorisi kısıtlı, dengesiz diyetlerle zehir etmeyin. Unutmayın ki haftada 0,5 veya 1 kg’dan fazla ağırlık kayıplarını diyetisyenler ve doktorlar önermez.

Kilo vermenin basit ve matematiksel açıklaması: Haftada 1 kilo vermek için haftalık toplam 7000 kaloriden az almak. Yani günde 1000 kalori daha az tüketmek. Bu hesabı bazal metabolizmanız üzerinden bir diyetisyen yardımı ile yapmayı unutmayın. Ve günlük kalori ihtiyacınızın dağılımını mucize besinlerle değil peynirle, ekmekle, etle, sebze ve meyve ile yapın.

Diyetisyen Nilüfer BAYRAM

niluferinceis@yasasinhayat.org

Akşam orucu

Atıştırmalardan kurtulamadığım için akşam yemeklerimi iptal ettim. Şişkinliğim gitti, zayıflıyorum ve en önemlisi irademe sahip olabiliyorum. Bir nevi akşam orucu... Sorum şu; gittikçe gıda ve vitamin eksikliği oluşur mu bende? Gün içinde neler yememi önerirsiniz? Yaşım 38...

CEVAP:
Akşam yemeğini tamamen iptal etmek yerine hafifletmek daha doğru. Yediklerinizle günlük vitamin, mineral, ihtiyacını karşılıyorsanız destek ürüne gerek yok. Ama bu duruma bir netlik kazandırmak için bir diyetisyene gitmenizi tavsiye ederim. Kendi kendinize bir şeyler yaparken şu noktalara dikkat etmelisiniz: Mutlaka kahvaltı yapın. Günde 3-5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. Günde 1-2 porsiyon az yağlı süt veya yoğurt tüketin. Ekmeği tamamen diyetten çıkarmayın.

Diyetisyen Güneş AYIR

niluferinceis@yasasinhayat.org
Yazarın Tüm Yazıları