Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çağdaş ve çağdışı

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

İliklerimize kadar işleyen kavram kargaşası illetinin temel gıdalarından biri oldu çağ kelimesi... Çağdaş, çağı yakalamak, çağdışı, çağ atlamak, çağa damgasını vurmak vs. vs. Bu kelime bolluğu, çağ kavramından haberi olmayan bir toplum olduğumuzun en yaman belgesidir. Ve böyle olduğu içindir ki, ‘‘çağı yakalamak’’ yerine, çağa damgasını vuranların günahlarını taklit etmeyi çağdaşlık sanmakla avunuyoruz.

Çağ, her şeyden önce zamanı çağrıştırır. Bütün zamanların en büyük insanının, ‘‘Zamana kötü söz söylemeyin; çünkü zaman Allah'tır’’ dediği rivayet edilir. Zamanla hesabını iyi sonuçlandırmamış bir toplum ne çağdan anlar, ne çağ realitesinden...

Tarihin her devrinde iki tip toplum var olmuştur: Aksiyonlarıyla çağı oluşturanlar, oluşan çağa bakarak laf üretenler. Yani zamanı kullananlarla, zaman tarafından kullanılanlar. Biz, uzun zamandan beri, ikinci başlık altındaki toplumlardan biriyiz.

Çağ gerçeğini anlamak için çağlarüstü gerçeği yakalamak ve yaşamak lazımdır. Zafer burcuna oturmak için bulmak yetmiyor, bulduğunu yaşamak da kaçınılmazdır. Sisteminizin ve imanınızın adı ne olursa olsun, çağlarüstü gerçeği hayatınıza sokmuşsanız, hayat sizi zafer tacıyla donatacaktır. Bunun yerine, bulmuş olmanın sarhoşluğu ile tüm zamanı oturup övünmeyle geçirirseniz, çağ sizi kadavra gibi bir kenara atıverir.

* * *

Çağlarüstü gerçek, değişen kostüm ve dekora rağmen eskimeyen, pörsümeyen gerçektir. Doğu'nun düşünce devlerinden biri olan Tebrizli Şems, ‘‘Her çağda bir tek gerçek vardır’’ diyor. Her çağ, bu gerçeği yakalayanlarca yaratılır. Bu gerçeği yakalayamayanlarsa, her çağda hüsran ve düşkırıklığı içindedirler.

Zamanüstü gerçeğin söze dönüşmesi olan Kuran, bir suresine Asır, yani çağ adını vermiştir. Ve Kuran, her çağda aynı kalan gerçeğe dikkat çekmek için, anılan sureye çağa yeminle başlamıştır. ‘‘Yemin olsun çağa ki insan hüsrandadır.’’ Bu ifadenin, ‘‘Kuran dili’’nden anlayanlara sunduğu espri şudur: Çağ gerçeğini fark edemeyenler, zafer ve mutluluğun kokusunu bile alamazlar, hüsrandan başka nasibi yoktur onların...

Çağlarüstü ve çağ yaratan gerçek, şu unsurlardan oluşan bir sentez halinde sunuluyor Asır suresinde: İnsan, iman (azim ve kararlılık), salih amel (barışa yönelik iş ve hareket) yani aksiyon, hakkı ayakta tutma ve sabır şuurunun kolektifleşmesi. Her çağın gerçeği, her zaferin yolu, unsurları bunlardır. Çağa damga vuranlar, bu unsurlara damgasını vuranlar olacaktır.

Hak Elçisi'nin çekirdek nesli, her çağın gerçeğine dikkat çektiği için olacak, karşılaştıklarında ve ayrılacakları zaman birbirlerine Asır suresini okurlarmış. Belli ki, her çağın gerçeğini bir manifesto halinde toplumun kolektif şuuraltına yerleştirmek istemişler. Neden başka bir sure veya ayet değil de Asır suresi? İslam'ın büyük vicdanı Mehmet Akif, cevabı çok güzel vermiştir: ‘‘Çünkü meknûn o büyük surede âsâr-ı felah.’’ Yani o büyük surede kurtuluşun yolları gizlenmiştir.

* * *

Evet, o surede kurtuluşun yolları gösterilmiştir ama o yollardan yararlanmak, onları yürüyenlerin hakkıdır, oturdukları yerden onlara methiye yağdıranların değil. Zafer, kendisini destan yazarak kutsayanlara değil, kendisi için terleyenlere teslim olan esrarlı bir sevgilidir. O yüzdendir ki ‘‘Kuran, imanın erdiriciliğini sürekli aksiyona bağlamaktadır. Aksiyonsuz iman, açık söyleyelim, Kuran'ın Allah'ını öfkelendirmekten başka işe yaramayan bir iddiadır. ‘‘Bizim kitabımızdadır âsâr-ı felah, elhamdülillah’’ diyerek elini göğsüne bastırıp oturanlara Asır suresi hiçbir şey vermemiştir, vermeyecektir. Buna karşın, Asır suresinden haberi olmayan birçok kitle, âsâr-ı felahı işlettikleri için çağı peşlerine takmışlardır. Bu böyledir diye kimi kime şikâyet edebiliriz?

Çağ, iki dünyayı bağrında taşıyor: Ásâr-ı felah edebiyatıyla ömür tüketenler, âsâr-ı felahı hayata geçirip çağı damgalayanlar. Asır suresini gönderene yemin olsun ki, onun kanunu ve tavrı (sünnetullah), âsâr-ı felaha methiye düzenleri değil, âsâr-ı felaha sarılanları yüceltmeyi esas almıştır. Akif, Asır suresini anlatan şiirinde vicdan kulağımıza bu gerçeği üflüyor.

Kurtuluşa giden yolları tıkayanlara Asır suresinin layık gördüğü ödül, hüsran olmuştur.

X