Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çadır savaşından çirkin manzaralar…

Dün burada öyle manzaralar yaşandı ki bunları hak etmediğimizi düşündüm. Tabi bu olayın iki yönü var: Devlet bir türlü organizasyonu kuramadı. Çadır var, ancak doğru dürüst dağıtılamıyor. Ya gecikiyor ya da bürokrasi çemberi içinde sıkışıyor. İşin bir de “vatandaş” yönü var. Vatandaşlarımızın bir bölümü tek çadırla yetinmiyor, 2-3 tane kapmak istiyor. Kamyonlara saldırıyor. Bunun ihtiyaçtan mı, yoksa aç gözlülükten mi kaynaklandığını anlayabilmek çok güç.

Gördüklerime inanamadım. İlk defa olmuyordu ancak yine de inanamadım.
 
Yüzlerce insanın bir kamyonu yağmaladığını gördüm.
 
Kamyon şoförü kaçmaya çalışıyor, bırakmıyorlar. Üstüne atlıyorlar, içerdeki çadırları kapıyorlar. Dışarı çıkaramayınca, kamyonun tentelerini yırtıyorlar. Kimi tek başına, kimi ailece bu hücumu gerçekleştiriyor.
 
Ne polis ne asker başa çıkabiliyor.
 
Çadır kamyondan çıkıp aşağı indirilince bu defa bambaşka bir kavga başlıyor. Çadırını alıp sürükleyerek götüren, farklı bir saldırıya uğruyor. Çadırı bu defa başkaları kapmaya çalışıyor. İşte o zaman tam kavga çıkıyor. Kadın erkek- yaşlı genç fark etmiyor.
 
İran' dan çadır getiren bir İran yardım kamyonunun talan edilmesini seyrettim.
 
Korktum.
 
İranlılar da kormuş olacaklar ki hemen kamyonu bıraktılar ve kenara çekilip halkın saldırısını filme aldılar. Türk toplumunun çadır sevgisini hayretle izlediler.

BÜROKRASİ BECERİKSİZ, HALK TALAN PEŞİNDE...
 
Bu manzara daha çok çadır konusunda yaşanıyor. Van Depremi’nin belki de tek zayıf halkası çadır ve battaniye idi. İlk 2-3 gün işler bir türlü yerine oturamadı.
 
Ancak bu durumla her depremde karşılaşıyoruz.
 
Her defasında devlet bürokrasisinin hatası mutlaka vardı. Peki halkın hiç rolü olmuyor mu?
 
Gayet tabii oluyor.
 
Gözlerimle gördüm.
 
Çadıra büyük ihtiyacı olanlar da var, ihtiyacı olmadığı halde, bir tane ile yetinmeyip 2-3 çadır kapmak için mücadele edenler de var. Hemen anlaşılıyor zaten. Başkasının hakkını görmezden geliyorlar ve kapışıyorlar. En büyük kaosu da bunlar yaratıyorlar.
 
İhtiyacı olanlar, evleri yıkılanlar, evleri yaşanamayacak durumda olanlar ve korkanlar;  soğukta ve sokakta kalmamak için çadır arıyorlar.
 
İhtiyacı olmayan veya 2-3 tane peşinde koşanlar ise ya hayvanlarını koymak ya da başka nedenlerle kullanmak için çadır avına çıkanlardan oluşuyor.
 
İnsanların gözü hiç bir şey görmüyor.
 
Belki de yapımız böyle...

HIRSIZLAR CİRİT ATIYOR...
 
Deprem bölgelerinde dolaşırken en çok şikayet edilen diğer bir konu, hırsızlık olaylarının artması.
 
Sizlere toplumumuzun karanlık yönlerini gösteriyor olabilirim, ancak bunlar hiç de şaşılacak şeyler değil.
 
Hasar gördüğü için boşaltılan veya yarı yıkılmış binalarda bir başka talan yaşanıyor. Ölümü göze alıp içeri girenler, değerli ne varsa alıp çıkıyorlar. Sırf bunu önleyebilmek için evlerinin kapılarında oturup nöbet tutan kadınları gördüm. Ne yapacaklarını bilemiyorlar. Ellerinde olanları da kaybetmemeye çalışıyorlar.
 
İşin daha da acısı, yıkıntılarda çalışan kurtarma ekiplerine yardım eden bazı sivillerin aynı zamanda  hırsızlık yapmalarıydı. Bazıları yakalandı, bazıları kaçtı gitti.
 
Toplumlar böyle anlarda kendilerini gösteriyorlar.
 
Bir burayı izledim. Bir de Japonya'daki felakette Japonların o disiplinli, vakur duruşlarını, tüm kurallara uyarak, diğer vatandaşlarına da yardım elinin uzatılmasına imkan verişlerini hatırladım.
 
Üzüldüm...

YARIN AYNI YERLERE AYNI ÇÜRÜK BİNALAR YAPILACAK.
 
Bize meheldir.
Ağlamayalım. Zira burada yaşanan manzaralar yeni değil. Şimdiye kadar nerede bir deprem yaşandıysa, hep aynı resimlerle karşılaşırız.
 
Çürük binalar... Depreme dayanıksız binalar... Kontrolsüz yapılmış apartmanlar... Depremin vuracağı bilinmesine rağmen, tehlikeli bölgelere yapılan binalar... Dere yataklarına yapılan binalar...
 
Yıkılan binalar arasında dolaşırken görüyorsunuz.
 
Hangisi yerle bir olmuşsa, kurtarmayı sürdüren teknik ekibe sorunca ilk "Böyle bir binada kullanılması gereken demir ve çimento kullanılmamış." yanıtını alıyorsunuz. Oturulmaması gerekirken, belediyeler tarafından oturma ruhsatı verildiğine dikkat çekiyorlar.
 
İnsana değer vermediğimizden dolayı hiç önemsemiyoruz.
 
Belediye başkanlarına neden böyle yaptıklarını sorduğum zaman hep şu yanıtı aldım: “Yahu, adamlar zaten fakir. Bırakın kafalarını sokacakları bir yer bulmuşlar. Bir de onlara bürokratik güçlük mü çıkaralım ."

Ama o insanlar ölebilirlermiş, binalar çökebilirmiş, kimsenin umurunda değil.
 
Eminim yarın yine aynı yerlerde binalar yapılacak...
 
Eminim yarın yine tehlikeli bölgelere binalar çıkılacak...
 
Eminim yarın yine çürük binalar inşa edilecek...
 
Bundan dolayı da insanlarımızı kaybedeceğiz...Yine ağlayacağız...Yine çadır veya yardım kavgası yapacağız.
 
Galiba bizim talihimiz bu...

X