Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bugün onun, yarın senin kasedin çıkıverir

Kasetlerle oynamak, bunu genel bir ahlak zabıtalığına dönüştürmek birden moda oluverdi. Size ne oluyor, anlamıyorum. İnsanların özel hayatına neden burnunuzu sokuyorsunuz? Namus pisliğini bırakın ve bir gün sizin de başınıza aynı durumun gelebilecğğini düşünün (!)

Bazılarımız, gizli kamera çekimlerinden çok hoşlanıyor. Başkalarının özeline girmek, adeta bir haz veriyor. “Bak gördün mü, ne kötü şeyler yapmış... Kendini farklı göstermiş...” diyebilmenin keyfini çıkarıyorlar. Hele işin  içine seks de girdi mi, değme işin keyfine. Karşısındakini yerden yere vurmanın şevkiyle tepinmeye başlıyorlar.

Bu yaklaşımdan parsa toplayanların farkında olmadıkları bir şey var. Bugün başkasının başına gelen, yarın onun da başına gelebilir.

Bu gizli çekimlerin sadece seks ile sınırlı olmadığını, uzaktan alınmış seslerin de, bir insanın hayatını karartabileceğini unutmamak gerekir. Bir arkadaşınızla konuşmanız dahi, öylesine çarpıtılır, öylesine farklı bir ortama sokulur ki, kendi sesinizden siz dahi kuşku duyarsınız.

Ne zaman ki hep birlikte ayaklanır ve bu iğrençliğe tepki gösteririz, insanlar o zaman çekim yapmaktan çekinmeye başlarlar...

Gelin tepki gösterelim. Alkışlamayalım, aksine lanetleyelim.

Bu tartışmalarda bir çoğumuzu sinirlendiren diğer nokta da, toplumda  birden bire namus zabıtalarının türemesi. Aklı başında sandığımız  kişiler dahi bir özel hayat polisi kesiliverdiler.

Size ne kardeşim?

Ben istediğimi yaparım ve bunun hesabını da ben veririm.

Lütfen namus tüccarlığını bırakalım.

Herkes kendi evinin önünü temizlesin yeter.

*

KÜRT POLİTİKASINI ASKERE BIRAKIRSAK...

TARAF Gazetesi’nin  yayınladığı Wikilleaks belgelerini bilmem izleyebiliyor musunuz? Hele Amerikan büyükelçilerinin, Washington’a yolladıkları “Kürt sorunuyla ilgili asker görüşlerini” içeren telgraflar son derece dikkat çekici.

Büyükelçiler, ya Genelkurmay başkanları ya da Genelkurmay ikinci başkanları, kuvvet komutanlarıyla konuşup görüş alıyorlar. Kürt sorununun nasıl çözülebileceğini tartışıyorlar. Aslında yapmamaları gereken bir şey yapmışlar, ancak 1990-2000 yıllarının gerçeği de buydu. Kürt sorunu, askerden sorulurdu.

Beni asıl ilgilendiren, askerin tutumu, olaya bakışı oldu. Sorunun bugünlere kadar sürünmesinin nedenleri hemen anlaşılıveriyor.

Askerin bakışı farklı, siyasetin gerektirdiği uzlaşı ve karşısındakini anlama  yaklaşımından çok başka. Bundan dolayı askeri suçlamak da çok yanlış. Onların işi bu. Sertlik, silah ve barut. Siyasetçi,  sorumluluğu almayıp, ihaleyi Genelkurmay’a bırakırsa, işte bugünlere kadar çözümsüz gelinir, gereksiz kan dökülür, insanlar ölür...

Artık yeni bir dönemdeyiz.

Bundan dolayı, seçim sonrası girilecek süreci çok önemsiyorum. Bunun “son şans” olduğuna inanıyorum.

Bugünkü sertleşme işaretlerini fazla ciddiye almıyorum. Siyasetçilerin bu defa zoru başaracaklarına inanmak istiyorum.

*

KONGRE EĞLENİYOR !

ZENGİN, YOKSULUN HALİNDEN ANLAMIYOR...

İstanbul’da son derece görkemli bir  toplantı yapılıyor.

“En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı”.

Toplantıya Birleşmiş Milletler’e üye yoksul 192 ülkeden 11 delege katıldı. 50 Devlet ve Hükümet Başkanı, 94 Bakan, 47 uluslararası örgüt  başkanı İstanbul’a geldi. 10 yılda bir defa toplanan “yoksulların”  ağzına bir parmak bal çalındı, o kadar.

Hep bilinen laflar, bol vaadler verildi, göreceksiniz 10 yıl sonra yine bir araya gelecekler ve bir bakacaklar ki, söz verenler ortada yok.

Yoksulların halinden en iyi Türkiye anlıyor, ancak bizim de gidişi değiştirecek gücümüz yok.

Konuşmalara dikkat ederseniz, hep tespit, hep tavsiye... Ancak, 1 dolar gelirle hayatta kalmaya çalışan halkların yaşadığı ülke sayısı 48’e çıktı. Bu ülkelerin toplam nüfusu ise 1 milyar. Bu dünyadaki her 7 insandan biri bu koşullarda yaşıyor demek.  Cumhurbaşkanı Gül’ün de konferanstaki konuşmasında belirttiği gibi “bu ülkelerin sayısı azaltılmaz, buralarda yaşayan insanların hayat standardı yükseltilmezse, dünya siyasi ve güvenlik açısından çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacak”.

Ancak, hiç kimse bu ülkelere “balık tutmasını” öğretmiyor. Hep, borç vermek, kredi açmak veya hibede bulunmakla yetiniliyor. Dedim ya, kimse başkalarının zenginleşmesini istemiyor.

Yoksul ülkeleri temsil eden delegeler İstanbul’un tadına vardılar. Şimdiye kadar defalarca duydukları sözleri tekrar tekrar dinlediler.

Anlayacağınız Kongre eğlendi.

Zenginler daha zenginleşmeye devam etti ve fakirler kendilerini kaderlerine terk etti.

X