"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bugün bütün gücümle şunu haykıracağım

DÜN yazıma şöyle başlamıştım.<br><br>Gelen ilk fotoğrafa baktığımda aklıma başka fotoğraflar gelmişti.

Bacaklarından asılmış bir Mussolini...
Yakalandığı çukurdan çıkan Saddam’ın yüzündeki o sefil ifade.
Bir de görmediğimiz halde görmüş kadar olduklarımız.
Yeraltında, saklandığı dehlizde intihar eden Hitler...
Yani bir türlü yatağında ölemeyen o totaliter kafalar...
* * *
Daha bir yıl önce ne afra ne tafraydı.
O tuhaf çadırını, kaplumbağa gibi gittiği her yere götürür, seçimle işbaşına gelmiş siyasetçileri ayağına getirirdi.
Bedevi çadırını Louvre’un bahçesine değil, Fransız ruhunu en yaralayacak  yerlerine dikerdi.
Kim bilir kaç estetik geçirmiş, orası burası gerilip yaşlı ve hüzün verici bir fahişeye dönüştürülmüş suratını orada burada iftiharla gezdirirdi.
Kendinden emindi. Yukarıdan bakardı. Hiç hak etmediği kadar yukarıdan bakardı.
Burnundan kıl aldırmazdı. Dediği dedik, kestiği kestikti. Etrafında bir korku imparatorluğu yaratmıştı.
İrili ufaklı bütün dağları o yaratmıştı.
Kalelerini yalakalar taburuyla, evet efendimciler armadası koruyordu.
* * *
Emindi...
Kendini Arap sokağının tek hâkimi, Afrika’nın aslanı görüyordu.
Kutsal kitabı bile vardı.
O deli saçması aforizmalarına Kuran’ın rengini verecek kadar kendinden geçmişti.
Deliydi, ama etrafında deli olduğunu söyleyebilecek tek kişi yoktu.
Sapıktı ama kimse öcüleşmiş suratına ayna tutacak cesarete sahip değildi.
Aynası olmayınca kendini güzel sanıyordu.
Etine buduna bakmadan yedi düvele savaş ilan etmişti.
Çevresi dilini yuttuğu için kendini yenilmez sanıyordu.
Kendini çöl aslanı sanıyordu, bir kanalizasyonda fare gibi boğulup gitti.
O fotoğrafa bakarken şunu da düşündüm.
Etrafı efrada dönüşmüş, o efrattan “Haklısınız efendim, siz emredin biz yapalım efendim” cümlesinden başka ses duymayan, boyunu posunu, gücünün sınırlarını bilmeyen diktatör mukallitlerinin sonu hep böyle oluyor.
Kaddafi’nin hayatı boyunca yaptığı tek faydalı iş, estetik cerrahinin sefaletini yansıtan o ölüm maskesi oldu.
Hepimize bir kere daha ispatladı ki; bu devirde padişah olabilirsiniz, ama ebediyen kalamazsınız. .
Keşke hayatında bir gün biri çıkıp, ona gerçekleri söyleyebilseydi.
* * *
Ne yazık ki; çevresinde ne o cesarete sahip biri, ne de onu yapacak dostu kalmıştı.
Hepsini kendi yemiş, bitirmişti.
Bedelini de kendi ödedi...
Yazı böyle başlamıştı. Ama dün gelen linç filmlerini seyredince, yazının sonu değişti.
Şimdi söyleyin bana, Batı’nın yardımıyla o diktatörü deviren bu insanlar mı Libya’da demokrasiyi kuracak.
Hadi demokratlıklarını bıraktım, bir Müslüman olarak soruyorum.
Yakıştı mı o “Allahüekber” nidaları böyle insanlık dışı vahşi bir linçe...
Arap Baharı’ymış...
Ne baharından söz ediyorsunuz; bu görüntüler bize bahar değil, bir Arap karakışı vaat ediyor.
* * *
Dün bu manzaralara baktım ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuran insanlara bir kere daha şükran duydum.
Benim coğrafyam burası değil...
Katiyen değil.
Ben en kanlı diktatörlerin bile adil yargılanma hakkı bulunan bir coğrafyada yaşamak, o coğrafyada insana yakışır biçimde ölebilmek ve gömülmek istiyorum.
Dün bir kere daha anladım ki, demokrasi ancak onu hak eden insanların rejimi olabilir.
Bu manzaralara baktım ve içimden bir kere daha haykırdım.
Ne mutlu Türkiye’de yaşıyorum diyebilene...
X