"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Bu kadar ahmakça bir tavır beklemiyordum

PARİS’te 40 bin Türk toplanıyor...

On binlerce insan “Ermeni soykırımı olmadı” diye düşünmeyi suç ilan eden yasayı protesto edecek.

Türkiye saatiyle 11.30’da yürüyüş başlıyor.

Bense İstanbul’da bekliyorum.

Oradan gelecek fotoğrafları bekliyorum.

Denfert Rochereau Meydanı tıklım tıklım. Sloganlar, pankartlar, müthiş bir kalabalık. Bütün medya orada.

Saatler geçiyor. Dünyanın en büyük ajanslarından fotoğraf bekliyorum.

Ama yok.

AFP, AP ve Reuters...

Dünyanın en büyük ajansları!!

Neredesiniz?

Ne bir haber ne de tek bir kare fotoğraf var.

Sanki Paris’te hayaletler yürüyor.

Ve AFP’den gelen ilk fotoğrafa bakınca gözlerime inanamıyorum.

Merkezi Paris’te olan AFP saat 13.25’te dünyaya bir fotoğraf karesi geçiyor:

Fotoğraf karesinde darağacında asılmış adamlar ve başlarında duran Osmanlı zabitleri var!

“Halep’te 1915’te çekilmiştir” diye yazıyor altında.

Evet geçilen fotoğraf bu.

Paris’teki yürüyüşten ise satır yok.

Duruyorum. Düşünüyorum. Masadan kalkıp bir tur atıyorum. Gelip bir daha bakıyorum.

Yine yok. Paris on binlerce insanın haykırışıyla inliyor.

Tek bir kare fotoğraf yok.

Onun yerine zaman tünelinden bir başka fotoğraf karesi geliyor.

1915 iddiasıyla.

Zaman sekiyor.

2012’nin Ocak ayında;

Özgürlük tarihinin başkenti Paris’te;

“Bana göre öyle değil” demenin yasaklandığı bir dönemde;

On binlerce insanın “hayır” diye haykırdığı saatlerde;

Dünya medya tarihine geçecek bir körlük yaşıyoruz.

Ve daha da ötesinde;

2012’deki gösterilerden tek bir kare yerine;

1915’ten bir kare geliyor.

100 yıl öncesinden...

Elbette bu bir körlük değil;

Olsa olsa;

İnsanlık ve gazetecilik adına bir nankörlüktür.

Saatler geçiyor. Meydan dolup taşıyor. Sokaklar inliyor.

Ama hâlâ o dev ajanslardan tek bir kare yok.

Saat 13.02’de Doğan Haber Ajansı’ından ilk kare geliyor. Ardından AA onlarca fotoğraf geçiyor.

Saat 16.30’da gösteriler bitiyor.

17.10’a kadar AFP, AP ve Reuters’tan tek bir kare fotoğraf gelmiyor.

Ama o saate kadar; Batı Şeria’dan Keşmir’e, Yemen’den Moskova’ya kadar yüzlerce fotoğraf servis ediliyor.

Ama Paris’teki protestodan ses yok.

Dünyaya doğru öyle bir karartma yapılıyor ki...

Ve nihayet gösteriyle ilgili ilk haberi TSİ 17.15’te Associated Press (AP) geçiyor.

Bitmiş bir mitingin birkaç kare cansız fotoğrafı.

Peki şimdi ne anlayacağız bundan?

Kıbrıs meselesinden soykırım iddialarına kadar nasıl yorumlayacağız bu karartmayı.

Ben zaten biliyordum. Bugün anlayacak ya da keşfedilecek yeni bir şey yok elbette.

Ama bu kadar da göz göre göre ve ahmakça bir “çukur inat” beklemiyordum.

İKİNCİ YAZI:

O fotoğrafı görünce

ZAFERLE yorgunluk arası bir gülümseme.

İhtişamla parlayan o gözler.

Beyaz önlüklerin düğmeleri açılmış. Ameliyat maskeleri bir kenara atılmış.

Türkiye’de ilk “yüz” naklini yapan o genç doktorların “yüzlerine” naklolan o mağrur ve meleksi ifadeyi görünce;

Tutulup kaldım.

Korku, endişe, risk ve kaygı dolu saatlerden sonra;

Neşterin ve makasın usta işi kıvrımlarla insan bedeninde sürdürdüğü o müthiş estetik;

Artık bir başarı öyküsüdür.

Antalya’da 25 genç doktor;

Bir insanın yüzünü bir başka insana naklederek;

Yalnızca tıbbi bir başarı sağlamadılar.

Aynı zamanda başarının tek adreste ve tek merkezde olmayacağını da gösterdiler.

İstanbul ya da Ankara’nın şöhretli hastaneleri değil.

Antalya...

ÜÇÜNCÜ YAZI:

Kısa metrajlı bir soru

SORUYU şöyle soralım:

- Büyük şehirlerin arka sokakları siyasetin hangi kıyılarına açılıyor?

- Varoşlar hangi kamplara dönüşüyor?

İsyan işaretlerinin gündelik pankartlara yazıldığı arka sokaklarda kısa bir tur atınca anlaşılıyor.

Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği bir halatın iki ucundan çektikçe çekiyor.

Eğitimsiz ve işsiz gençlerin hayata olan beklentileri uçuruma dönüştüğü için;

Her türlü kirli ve derin oyuna hazır bir hale geliyorlar.

Ogün Samast’larla, lastik yakan maskeli çocuklar birer “hazır tetik” gibi bekliyor.

Bu soruyu şunun için soruyorum:

Bu meseleyi “kısa metrajlı şafak baskınları”yla polisiye olarak çözemezsiniz...

Acil ve köklü bir “varoş planı” gerekiyor.

X