"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Birinci umre müdafaası

Aşağıdaki metin... <br><br>“Umre üzerinden itibar arıyorlar / AKP’ye şirin gözükmeye çalışıyorlar / Dönemin koşullarına uyum sağlıyorlar / Daha düne kadar ‘Ya cennet yoksa...’ tadında yazılar yazarken, şimdi çıkmış mümin havası atıyorlar / Allah ile kul arasında kalması gerekenleri açık ediyorlar” türünden eleştirilere cevap olsun diye kaleme alınmıştır...

Arz ederim:       

* * *

Hadi Yılmaz Morgül gibi söyleyeyim:

Biz böyleyiz işte! Kahretsin...

İbadet de gizli / kabahat de gizli” kuralını sonuna kadar ihlal ederek, kabahatlerimizi de, ibadetlerimizi açıktan yaparız...

Gizli” tutmayız hiçbir şeyi, tutamayız... Ağzımız sıkı değildir bizim...

Bazen “Ya cennet yoksa...” diye yazılar yazarız...

Bazen sanki bin yıllık sofu gibi kutsal metin incelemesine dalarız.

Bazen vecd ile bin secde eder başımız...

Bazen de yüz bin kere tövbe eder, yine cayarız...

Allah ile kul arasında kalması gerekenleri”, cümle âleme göstermekle kalmaz, “Allah ile kul arasında kalmaması gerekenleri” de ifşa ederiz.

Günahı da sevabı da gizli kalan sinsilerden olmaktansa, sonuna kadar gösterişçi olmayı tercih edenlerdeniz...

Bakarız:

İktidarda AK Parti mi var?

Atlarız dolmuşa, ver elini Hicaz...

Lakin biraz “gecikmiş oportünistlerdeniz” biz...

7 yıl boyunca başımıza takke bile takmadan dolaştığımız halde...

Bir anda kafamıza saksı düşmüş gibi yapar, 7 yılın ardından, “HOP” diye ihramları çekip Mekke’de alırız soluğu...

Bir de aptal bir tarafımız var:

En namlı “ulusalcımız”, çark edip “Bu Tayyip’te iş var arkadaş” tutumu alırken...

Biz hâlâ AK Parti ile cedelleşir dururuz...

Bir yandan AK Parti’nin ulularından bonus toplamak için umreye gideriz...

Bir yandan da AK Parti’ye çakarak topladığımız bonusları heder ederiz...

Biraz tuhafızdır yani biz...

Bir yandan “AKP” yerine “AK Parti” yazarak yumuşamış gibi yaparız, bir yandan da sertlik dozajı yüksek çıldırtıcı metinler kaleme alırız.

* * *

Bazen dindarların gözüne gireriz, bazen ateistlerin...

Gece yatarken imansız, gündüz kalkınca mümin oluruz...

İnancın çilesini de çekeriz, sefasını da süreriz...

Her çiçekten bal alırız, her olgudan itibar toplama telaşına düşeriz. Bazen mümin gönüllerin en itibarlısı iken, bir bakmışsın yaptığımız ters hareketle topladığımız bütün itibarı anında yere çalmışız...

Bazen laik gönüllerde bin çiçek açmış iken, bir bakmışsın o gönüllerden de kovulmuşuz...

İstikrarsızız biz... İstikametsiz... Misyonsuz... Zamansızız... Cemaatsiz...

İşini bilir gibi yapan iş bilmezlerdeniz...

Hep son kozumuzu oynarız, kaybederiz, bir daha oynarız...

Siz bize bakmayın...

Sakın aldanıp itibar falan da vermeyin...

 

Emine Hanım’a takdir hisleriyle

 

BaŞbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, yazdığı bir yazıdan dolayı yüksek miktarda para cezası alarak evini kaybeden Vakit yazarı Abdurrahman Dilipak’ı evinde ziyaret etmiş...

Bir anda çok hislendim bu haber karşısında...

Neden acaba?

Düşündüm ve şöyle bir sonuca vardım:

Mutlak iktidarın herkesi bozduğu, dejenere ettiği, eski günleri unutturduğu, eski dostları sildirdiği bir ortamda...

Emine Hanım’ın vakur bir şekilde çok eski dostu Dilipak ailesini ziyaret etmekten kaçınmamasını, itimat telkin edici bir tutum olarak gördüm... Emine Hanım, sanırım iktidar cephesinde şöyle bir olguyu temsil ediyor:

İtimadı tazeliyor, vefayı gözetiyor, kaçan ayarları düzeltiyor, unutulanları hatırlıyor, hakikatli olmayı sağlıyor, vicdanların kararmasına mani olmaya çalışıyor...

 

Bekaroğlu’na büyük ayıp

 

Şamİl Tayyar’ın Star’daki yazısının başlığı şuydu: “Sen kimsin ulan?

Ulan” diye seslendiği kişi Mehmet Bekaroğlu...

Olay şu:

Şamil Tayyar, Bekaroğlu’nu köşesinden “Ergenekoncu” diye suçlamış... Bekaroğlu da bir internet sitesinden “Adamsan ispatla” diye seslenmiş... Ve Şamil Tayyar yine köşesinden “Sen kimsin ulan” diye karşılık vermiş...

Bekaroğlu’nun bir köşesi yok...

Bu yüzden bu polemikte Şamil Tayyar Amerika gibi, Bekaroğlu ise İran...

Biri köşesinden vuruyor, diğeri cevap verecek bir mecra bulamıyor...

Hop! Ben böyle adaletsizliklere kıl olurum arkadaş...

Buradan Bekaroğlu’na sesleniyorum: Sana ‘ulan’ diyen Şamil’e bir yanıt vermek istersen, benim köşem sana açıktır Bekaroğlu...

 

 

X