Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir lütuftur öğle uykusu

Öğle uykusu uyuma ayrıcalığına hatta zorunluluğuna sahip olduğunuz yılları hatırlıyor musunuz?

Çocukluğun en güzel yanlarından biridir öğle uykusu. Hele de güneşli öğleden sonralarında...
Sirenlerin denizcileri kayalıklara çektiği gibi sizi kucağına çeker. Akşam uykusu gibi değildir, sanki yuvarlanarak düşersiniz içine, karşı koymak neredeyse imkansızdır.
Uyandığınızda hissettiğiniz şey de sabahki gibi sersemlik değil, berraklıktır. Afyonun patlamasını beklemeye gerek yoktur. Günün kalanı cilalanıp parlatılmış ve kocaman kırmızı bir kurdele ile önünüze konmuştur sanki.
Büyüdükçe bu ayrıcalığı kaybedersiniz. Öğrencilik yılları sona erip de çalışmaya başladığınızda hepten elinizden alınır. Harikalar Diyarındaki Alice’in karşılaştığı tavşan gibi sürekli saatinize bakar, “Ne çok iş ve az zaman” diyerek koşturup durursunuz. Öğle uykusu ayıplanacak bir şey haline gelir. Çocukça ve tembel işidir. 
Öğle uykusu fikri benim için hâlâ mutluluk veren bir şey ve sadece yaz tatillerine has bir ayrıcalık. Kış boyunca güneş, deniz, kum kadar özlemi çekilen bir imtiyaz…
Bunları söylüyorum ama öğle uykusunun ne kadar kıymetli olduğu üzerine, çocuklukla birlikte kaybedilen bu hazine üzerine fazla da kafa yormamıştım şimdiye kadar aslına bakarsanız.
Ta ki, Can Yayınları’ndan çıkan Bir Sanattır Öğle Uykusu isimli kitabı görüp okuyuncaya kadar…
Thierry Paquot’in çalışması, Kırkmerak serisinden yayınlanmış. Modern zamanlarda, kentli yetişkinler için çocukluğa dair tatlı bir anı olarak kalan öğle uykusunu edebiyatta, güzel sanatlarda, felsefede, tarihte, sosyolojide, mitolojide arıyor. Mutluluk veren bir kitap.
Biyolojik zamanımız üzerindeki egemenliğimizi yitirdiğimiz, saniyelerimizi bile planlamaya çalışan kapitalizme karşı, öğle uykusunu savunuyor yazar.
Öğle uykusu hakkı için mücadele etmek, özellikle de bu sıcak uyuşuk günlerde dünyanın en parlak fikri gibi geldi nedense.
Dünyanın tüm uykucuları birleşin, desem... 
Ya da Fransız bilimadamı Bruno Comby’den alıntılasam: “Öğle uykusu engellenmemesi gereken ve herkesin dilediğince, istediği yerde yapabileceği, kaçınılmaz, saygıdeğer ve kutsal bir etkinliktir.”
Tatilde, miskin öğleden sonralarda okumak için Bir Sanattır Öğle Uykusu’nu hararetle tavsiye ederim. Ve tabii bol bol uyumanızı...

15 DAKİKA KESTİRMEK BİLE YETİYOR

Öğle uykusu, biyolojik olarak da insanın ihtiyaç duyduğu bir şey. Uzmanlara göre öğlen bir saatlik uyku, vücudu tazeliyor, performansı artırıyor, düşünme ve problem çözme yeteneğini hızlandırıyor, hafızayı güçlendiriyor. Vücudun öğle uykusuna ihtiyaç duymasının nedeni, gündüz saat 3-4 gibi ısısının düşmesi. Hani yemekten sonra üzerimize bir ağırlık çöker ya... İşte aslında o uykuya boyun eğmek gerekiyor. Bu saatler, uykunun en kaliteli olduğu zaman dilimi. Üstelik çocuklar gibi uzun uzun uyumak da gerekmiyor. 15-20 dakika kestirmek bile yetiyor. Ha, mesele bir günde çok daha fazla iş yapmak, daha fazla üretken olmaksa, şu bilgi içinizi rahatlatacaktır: Gündüz yarım saatlik uyku, gece 1.5 saatlik uykuya bedel.

Masa başı işler neden tüketicidir

Matthew Crawford, Amerikalı bir yazar ve araştırmacı. Virginia Üniversitesi Kültür Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışıyor. Politik felsefe üzerine doktora yapmış, yıllarca bir thinktank kuruluşu için çalışmış.
Kendisi aynı zamanda bir motosiklet tamircisi! Richmond’taki bir tamirhanede çalışıyor ve asıl tatmini bu işte bulduğunu söylüyor.
Havaya yazı yazmaktan, bir ofise kapanıp masa başına çakılıp saatlerce çalıştıktan sonra elle tutulur bir sonuç alamamaktan o kadar bıkmış ki, işinden istifa edip kendini tamirhaneye atmış. 
Fiziki efor gerektiren, elle tutulur, somut bir sonuç veren yeni işinden çok memnun. Geçmişteki tükenmişlik ve iş yaramazlık hissinden tamamen kurtulduğunu söylüyor. “Motosiklet tamircisi için başarının veya başarısızlığın tanımı çok nettir. Önünüzde bozuk bir motosiklet durmaktadır. Tamirhaneden çıkarken çalışıyorsa, başarılısınızdır. Motorun çıkardığı sesi duymak mutluluk verir. Bu kadar basit” diyor.
Hatta bu deneyimini kitaplaştırmış da. Türkçesi; Ellerinle Çalışmak: Mutluluğun Sırrı Bu Mu?
Bu size orta sınıf romantizmi gibi görünebilir.
Ya da halihazırda bu tip işlerde çalışanlar, “Kolaysa gel sen de ellerini kirlet, masa başından konuşmak kolay, beyaz yakalı” diyebilir.
Ama günde en az 8 saatinizi harcadığınız işin sonucunu görememek, ne için çalıştığınızı bilememek, “ürettiğiniz” şeyi elinizde tutamamak gerçekten tüketici olabilir. Haftalarını verdiği masayı bitirmiş, son kez cilalayan marangozun hissettiği tatmin duygusu, gerçekten başka hiçbir yerde buluna-mayabilir.
Masa başı işlerde çalışan herkese, işi gücü bırakın, elinize birer çekiç veya testere alın, demiyorum elbette. Ama eve tesisatçı, elektrikçi, tamirci veya boyacı çağırmaktan vazgeçebiliriz pekala. En azından zaman zaman. Kendi elinizden çıkmış bir kütüphanede duran kitapları okumak daha zevkli olmaz mı? Ya da eskiyen cilasını ellerinizle yenilediğiniz sehpaya bakmak gurur vermez mi?

Tükenmişlik belirtileri

Yaptığı işle tatmin olamama, beklediğini bulamama, kendini tükenmiş hissetme daha ziyade Sanayi Devrimi sonrasına dair bir sorun. İnsanın ürettiği değer ile arasına mesafe girdikçe daha sık rastlanıyor. Bugün artık psikolojide bir teşhisi de var: Burnout, yani tükenmişlik sendromu. Fiziksel ve ruhsal bazı belirtileri var burnout sendromunun:
-  Güçsüzlük
-  Kronik yorgunluk
-  Enerji kaybı
-  Yıpranma
-  Hastalıklara karşı daha hassas olma
-  Sık baş ağrıları
-  Bulantı
-  Kas krampları
-  Bel ağrısı
-  Uyku bozuklukları
-  Doyumsuzluk
-  Kendine işine ve genel olarak yaşama karşı negatif tutum.

X