Bilin bakalım kız mı erkek mi?

Kim ne derse desin...
Bu toplum insana çaktırarak ya da çaktırmayarak erkek çocuk empoze ediyor.

Hamile ol da gör!

Nasıl da inceden inceye erkek bebek öyküleri anlatılmaya başlanıyor etrafında:

Karnındaki erkekse bir başka güzelleşiyorsun.

Bakışın değişiyor, gözlerin parlıyor, tenin kadifeleşiyor...

Kızsa, pardon ama senin güzelliğinden alıyor.

Sana kalan yüzündeki sivilceler!

Erkekse karnın sivriliyor...

Kızsa yayılıyor, hantallaşıyorsun...

Erkekse sevgilini daha çok sevdiğinin kanıtı oluyor...

Kızsa, şanslı anneler kız doğururmuş diyorlar...

Ama yarım ağız!

Tabii ki hepsinin palavra olduğunu biliyorsun ama etrafında anlatılanlar buysa sen çıkartıyorsun ki:

Ulan erkek çocuk daha kıymetli galiba!

Ve kara kara düşünüyorsun:

Ya kız olursa?

*

Kız deyip de geçmeyin...

Nasıl erkekler ‘doğuştan’ çeşit çeşit oluyorsa, kızlar da öyle...

İşte size iki örnek.

1 - TOMMY BOY

Erkek Fatma’nın İngilizcesi

Annesi sesleniyor:

‘Tav-şaaan, hadi gel...’

İnsanlara sevimli hayvan isimleriyle hitap edilmesine bayılırım.

Bana da bu yaşımda ‘ör- deeek’ diyen bir arkadaşım var.

Ama ben ördek olarak, tavşanın arkadaşı değilim.

Tavşan, benden çok küçük.

Taş çatlasa 1 buçuk yaşında.

Saçları iki yandan tutturulmuş, dünyanın en şeker çocuğu.

Belli ki, acayip afacan.

Gözler fel fecir okuyor.

Üzerinde bir tişört bir jean var, lastik pabuçlarının bağları da açılmış.

Büyük tehlike! Her an şuursuz bir biçimde üzerine basıp yere kapaklanabilir.

‘Tav-şaaan dur şunları bağlayalım...’ diyor annesi.

Tavşan hiiiiiiç oralı değil. O bambaşka bir yere konsantre. 5 yıldızlı otelin bütün tuvalet kağıtlarını çekip birbirine bağlamanın derdinde. Kim uğraşacak ayakkabılarla? Konsantrasyonunu bozduğu için sinirleniyor bile annesine.

Anne sabırla, ‘Yapma tav-şan’ diyor.

Ama tavşan trans halinde.

Sebebini hiç bilmediğim şekilde olaya dahil olmak istiyorum.

‘Ne şeker bir kızınız var’ diyorum anneye.

Cevabı biraz acı oluyor:

‘Teşekkür ederim de, darısı başınıza diyemeyeceğim.’

Soran gözlerle bakıyorum.

Gülüyor:

‘Nerede ağaç var, tırmanmak istiyor. Tabancalar ve helikopterlerle oynuyor. Erkek kuzenleriyle büyüdü. Güya kız ama kendini oğlan çocuğu zannediyor!’

2 - DOĞUŞTAN DİŞİ

Femme fatale’in Türkçesi

‘Annem mi? Görsen inanamazsın, dünyanın en sade kadını. Makyaj filan yapmaz. Süslü püslü dolaşmaz...’

‘Eeee?’ diyorum merakla karşımda oturan 17 yaşındaki pembeli kıza.

Her yerinden bir şeyler fışkırıyor:

Danteller, takılar, süsler, püsler, eşarplar, bilezikler, kolyeler...

‘Eee’si, ben o sade kadının, farbelalı kızıyım! Donu dantellilerdenim. Külotlarıma ponpon dikerim. Düşün. Öyle süslüyüm. Yanlış anlama annemden görmedim. Anneme tepki filan da değil. Ben doğduğumdan beri böyleyim. Tam bir dişiyim.’

‘Yaaaa’ diyorum endişeyle.

Alenen korkuyorum!

Birkaç gün sonra bebeğimin cinsiyeti açıklanacak...

Ya kız olursa?

‘Tam bir dişiyim’ diyen bir kız çocuğu...

Hamileliğim boyunca ilk defa başım dönüyor.

Kendimi hiç iyi hissetmiyorum.

Ben kimseden daha az sahtekar değilim, tabii ki en önemlisi sağlıklı doğması, kız erkek fark etmez de...

Benim de bir anne adayı olarak küçük hayallerim olamaz mı?

Mesela erkek bebeğim olamaz mı?

Ya da...

Küçük tavşan gibi ağaçlara çıkmayı seven bir kız çocuğum olamaz mı?

Çok süslü bir kız çocuğu olmasın diye endişe duyamaz mıyım?

Benim böyle taleplerde bulunmaya hakkım yok mu?

*

‘Coğrafyanın, tabiat biliminin ve biyolojinin gösterdiğine göre yok!’ diyor doktorum.

‘Tamam genetik ve nasıl yetiştirildikleri de önemli ama onlar sizden ayrı varlıklar. Yani anne ve babaları gibi olmak zorunda değiller. Onların üzerindeki etkiniz sizin zannettiğiniz kadar fazla da değil... Zaten bebeğin cinsiyetini belirleyen de siz değilsiniz hanımefendi, eşiniz...’

Doğru ya...

X’ler ve y’ler...

Babadan x geçerse, anneden geçen x’le xx oluyor; gözünüz aydın bir kızınız dünyaya geliyor.

Babadan y geçerse anneden geçen x’le xy oluyor, tebrikler bir oğlunuz oldu deniyor.

Bu işin kadınlarla zerre kadar alakası yok yani.

Çocuğun cinsiyetini belirleyen anası değil, babası!

*

Bu çok sık yaşayabileceğimiz bir an değil.

Canımızın her istediğinde yaşayabileceğimiz bir an, hiç değil.

Özel bir şey bu.

Belki de bu yüzden haddinden fazla romantik.

Ben uzanmışım, daha doğrusu bir koltukta kaykılmışım, göbeğimde bilgisayar mouse’una benzer bir şey dolaşıyor, sevgilim ise ayakta, usul usul beni okşuyor, ikimizin de çıtı çıkmıyor, gözümüz bir ekrana kilitlenmiş bulunuyor...

Hayat boyu birlikte yaptığımız belki de en iyi şeyi seyretmek, başımıza gelebilecek en şahane şeylerden biri...

Bu yüzden mi şaşkın ördek gibiyiz?

Sanki çimlerin üzerine yatmışız, ağzımızda papatya, bulutları izliyoruz ve onlardan bir bebek figürü çıkarıyoruz, yüz hariç her şeyi o kadar net ki, yüze gelince de ‘Bak bak gördün mü? Burnu’ diyoruz, ‘Yoksa seninkine mi benziyor!’, ‘Çenesi benden. Acaba gözler kimden?’

Merak konusu...

Bu benim uçuk kaçık anlatma denemelerimi mazur görün lütfen, hassasiyetten; orijinali bir teknoloji harikası, insanı şoka sokabilir, ultrason dediğin şey almış başını gitmiş, bebeğini resmen üç boyutlu görüyorsun, bebeğin esniyor, gözlerini ovuşturuyor, o küçücük yerde bir dünya kurmuş kendine, mutlu mutlu yaşıyor, dönüyor, taklalar atıyor ve sen film gibi onu seyrediyorsun...

Ne kadar etkileyici olduğunu anlatabilmek gerçekten çok zor.

Bu heyecanlı görüntüler, filmin sonuna yaklaştığımızı haber veriyor.

Filmin son karesinde kamera, bacaklara doğru yaklaşıyor...

Doktor uzun bir süre bakıyooor, bakıyooor...

Biz güya çaktırmıyoruz ama iki sevgili nefesimizi tutmuş bekliyoruz.

Ve sonra doktor...

Bize bakıyor...

Tekrar ekrana bakıyor...

Sonra tekrar bize bakıyor ve diyor ki:

‘Her zaman bir yanılma payı vardır. Ama bunda yok. Bu kesin. Kızınızın uzun ve güzel bacakları olacak!..’

HAMİŞ

Sağda solda hamileliğimi anlatıyorum diye şikayet edenler, itiraz edenler çıkıyormuş. Ama çok saçma. Allah aşkına, aksi mümkün olabilir miydi? Benim bunu anlatmamamı bekleyebilirler miydi? Anlatmasay-dım ‘Acaba bu kız hasta mı?’ diye şüpheye düşmeleri gerekirdi. Bugüne kadar başıma gelmiş her şeyi sizinle paylaşan biri olarak, ben son derece tutarlı davrandığımı düşünüyo-rum. Yeryüzünde ilk benim başıma gelmiyor olabilir ama benim başıma ilk kez geliyor. Tamam mı? Hayır devam! Durun daha 5. aydayız. Daha bunun 6. ayı, 7. ayı, 8. ayı, 9. ayı, doğumu falanı, filanı var. Benden kurtuluş yok. Öptüm sizi...
Yazarın Tüm Yazıları