"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Ben seni bir türlü anlamamak

Ümük sıkmaktan bahsediliyor, yedirmeyiz deniliyor, anladığınız dilden konuşuruz tehdidi savruluyor, olaylar belli bir merkezden planlanıyor diye endişe tohumları ekiliyor ve sonra da o muhteşem klişe adres köpürtülüyor:

İç ve dış mihraklar! (Neredeyse UFO gibi bir gizemdir bu mihraklar. X Files’ın kahramanları gelse çözemez hani. O denli sis perdesi.)
Oysa Gezi’ye gelsen ya da gelmeye üşensen bile sosyal medyada yazılıp çizileni şöyle bir takiplesen vaziyet rengarenk.
Çünkü kullanılan dil neşeli, esprili, serinkanlı ve olgun.
Orada “anlaşılan dil” bu.
Öteki, yani klavyenin caps lock’unda basılı kalmış gibi sürekli büyük harflerle konuşan hoyrat dil ise bu neşeli topluluğu elbette şaşırtıyor, canını sıkıyor, “Bu kadar da olmaz” dedirtiyor ama asla kışkırtıp gaza getirmiyor.
Olgun durmaya, durulmaya devam ediliyor.
Yani ilk kez bir kutuplaşma işe yarıyor:
Üslup kutuplaşması...
NOT: Tam da bu yazı yazılırken (dün sabah) Taksim’e girdi polis. Ve Gezi’dekiler gayet sakin dururken bir anda molotofçu birileri peydahlandı ve çatışma çıktı.
Şimdi “Kim bunlar?” sorusu tartışılıyor.
Hani iç mihrak bunlar olmasın?

İki sanatçı: Ve Memet ve Mahsun

ÖNCE MAHSUN...
Hadi hükümet anlamadı, peki “sanatçı” Mahsun Kırmızıgül’ün Gezi eylemlerini anlamamasına ne buyurulur?
Kırmızıgül Twitter hesabından demiş ki:
“Havalimanı, üçüncü köprü, Kanal İstanbul, metro, metrobüs ve tüneller istemeyen gericilerin yanında yer almam mümkün değil.”
Kırmızıgül 10 gündür Gezi’ye hiç gelmedi herhalde.
Gelseydi ve orada yatıp kalkan birkaç kişiyle sohbet etseydi böyle kel alaka cümle cik ciklemezdi kişisel hesabından.
Aslında Kırmızıgül sıkı bir Taksim Kitchenette müdavimidir, orada kendisini kaç kez görmüşlüğüm vardır.
Belki de olayların ilk günlerinde Kitchenette kapı duvar olunca Kırmızıgül de meydana inmekten vazgeçti, kim bilir?
Evet evet, herhalde öyle olmalı...
ŞİMDİ MEMET...
Yeni Şafak’ın “Bu ne tesadüf” diye eylemlerden sorumlu tuttuğu tiyatro oyunu Mi Minör’ü ocak ayında izlemiştim.
Açtım baktım, o zaman şöyle eleştirmişim oyunu hatta:
“Olmayan ülke Pinima’da olup bitenler Mi Minör adlı oyunun ana mevzusu. Memet Ali Alabora hem Başkan’ı oynamış hem de yönetmiş.
Seyirciyi de işin içine katmışlar. İsteyen kendini Pinimalı gibi hissedebiliyor. Başkan’ı protesto edip Pinima televizyonunun canlı yayınına bile katılabiliyor.
Gel gör ki, bir noktadan sonra oyun kendini tekrarlamaya başlıyor. Hatta Olacak O Kadar’ın demode karikatürize mizahına kayıyor.”
Kısacası Mi Minör’ü izleyip gaza gelecek ve akabinde örgütlenip “Ulan dört ay sonra alanlarda toplanıp protesto yapalım” diyecek kadar kimse delirmiş değil.
Ama işte ciddi ciddi bu düşünülerek manşet yapılıyor.
Alabora hedef haline getiriliyor.
Peki Alabora’nın başına bir şey gelirse ne olacak?
Kim hesabını verecek?
Yoksa “olmayan ülke” Pinima’nın Başkan’ı mı?

X