"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Bakü rüyası

 

 

Bu hafta başı bir iş seyahati nedeniyle, 3 gün boyunca Azerbaycan’ın başkenti Bakü’deydim.
Öncelikli olarak belirteyim ki, Bakü’ye dair gördüklerim her türlü tasavvurumun çok ötesindeydi.
Gitmeden evvel orayı görenler, ‘Tıpkı Paris gibi’ demişlerdi. Açıkça içimden gülümsemiştim. Ancak havaalanından şehre girince tam bir şok yaşadım. Muhteşem otoyollar, sağlı sollu restore edilmiş taş veya taşla kaplanmış ve olağanüstü ışıklandırılmış binalar, şehrin merkezine yani Hazar gölü kıyısına ulaşırken dünyanın en önemli markalarının boy gösterdiği mağazalar, oteller gerçekten çok etkileyiciydi.
Kentin çok gelişmiş bir metro sisteminin olduğunu da öğrendik.
Çok görkemli kültür merkezleri olarak planlanmış anıt binalar, yapımı devam eden suni ada kompleksleri bizlere, ‘Bu değirmenin suyu nereden geliyor’ dedirtti.
Tabii ki, kaynak enerji gelirleri. Esasında ülke, yüzölçümü olarak Türkiye’nin onda birinden biraz fazla, nüfus 9 milyon civarında. Bu nüfusun yaklaşık yarısı Bakü’de yaşıyor.
Azeriler ilginç insanlar. Konuştuğumuz kişiler kendilerini “Türk dilli” diye tanımlıyor. Dikkat ederseniz “Türk” demiyorlar. Bu konuda bir hassasiyetleri olduğunu hissettik. Nitekim geçen yıl Antalya’da yapılan Türki Ülkeler Sempozyumu’nda da, başlığın “Türk dilli ülkeler” olması hususunda ısrar etmişler. Belirtmem gerekir ki, İngilizce’ye muhtaç kalmadan bir başka ülkede Türkçe anlaşmak bambaşka bir keyif.
Halkta bizlere karşı çok derin bir öykünme, hatta bir hayranlık seziyorsunuz. Halk büyük ölçüde Türkiye’nin televizyon kanallarını izliyor. Türk dizileri buraları da feth etmiş. “Polat Alemdar” demode olmuş, “Adını Feriha koydum” popülermiş, falan.
Yemek kültürleri açıkça bana çok da enteresan gelmedi.
Yalnız, Hazar gölünden tutulan yağlı balıkların çok lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Çaya çok düşkünler, şekersiz ama “reçelle” içiyorlar.
Azeri iş insanları ticaret konusunda çok dikkatliler. Karşısındakilere öyle kolayından kredi açmıyorlar. Belki de rejim sebebiyle şüpheci ve alıngan insanlar. Bire bir ilişkilerdeki sıcaklık, konu ticarete gelince hafiften topa basıyorlar.
Rejim deyince, üzerinde biraz durmak gerekiyor.
Azerbaycan’da demokrasi olduğu hiç söylenemez. Halen Haydar Aliyev’in oğlu İlhan Aliyev ülkenin başında.
Zenginliğin Aliyev ve onun müsaade ettiği insanların kontrolünde olduğu söyleniyor.
İş yemeklerini hep ayrı özel odalarda yapıyorlar. Bu kapalı ortamlarda dahi rejim aleyhine tek bir sözü ağızlarından çıkarmıyorlar.
Açıkça korku ve şüphe giderek karakterlerine sinmiş izlenimini ediniyorsunuz.
Türkiye onların nezdinde bir “özgürlükler ülkesi”.
Ebulfeyz Elçibey’in desteklenmesi, Ermenistan’la zaman zaman yaşanan yakınlaşma politikaları, onlarda bize yönelik derin izler bırakmış.
Bu sebepten bize olan duygularını “sevgi” yerine “hayranlık” sözcüğü ile ifade ettim.
Biz oradayken başbakanımız da geldi. Türkiye’ye dair her şeyle çok yakından ilgililer.
Son olarak, Azeriler ülkelerini, özellikle de Bakü’yü, dünyanın en cazip şehirleri sahnesine çıkarmaya hazırlanıyorlar.
Anlaşılan üç-dört yıl sonra “dekor” tamamlanacak. Sonrasında herhalde müthiş bir kampanya yapılacak. Eurovizyon’u kazanmış olmalarının onları çok morallendirdiğini de hissediyorsunuz.
Her şey çok güzel, ama demokrasi yok. Dolayısıyla final tahlilde Azerbaycan’ın tadı yok, ya da haksızlık yapmayalım tadı “eksik”.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI