"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ayşe'nin Gözlüğü

Ayşe ARMAN

Benim çocuklarımı doğurmayı unut

Sevgilim horluyor, demiyorum.

Demem.

Kimse dedirtemez bunu bana.

Dersem, başıma gelecekleri biliyorum.

Sevgilim aslında horlamıyor.

Gerçekten.

Sadece, şimdi olduğu gibi, biraz gürültülü uyuyor.

* * *

Kedim horluyor demiyorum.

Demem.

Kimse dedirtemez bunu bana.

Dersem, başıma gelecekleri biliyorum.

Kedi-oğlum aslında horlamıyor.

Gerçekten.

Sadece, babasına çekmiş, o da biraz gürültülü uyuyor.

* * *

Birkaç tür insan var, biliyorsunuz:

A) Horlayanlar

B) Gürültülü uyuyanlar

C) Prensesler gibi uyuyanlar

D) Hiç uyumayanlar

Ben?

Prensesler gibi uyuyanlardan(d)ım.

Gürültü ne kelime, gıkım çıkmazdı benim. Yaşadığımı anlamak için nefes alıp almadığımı dinlemeniz gerekirdi. Yüzümde aptal masum bir ifade, öyle uykuya dalar, aynen öyle de uyanırdım.

Alt dudağım da uzardı bazen.

Dikkatinizi çekerim di'li geçmiş zaman kullanıyorum.

Çünkü artık hayatımdaki iki erkek yüzünden, sonsuza kadar D) grubuna terfi etmiş bulunuyorum.

Ben hiç uyuyamıyorum.

Bu gürültüde uyunmuyor.

Salona gidiyorum, ‘‘Orada yatma, buraya gel’’ diye çağırıyorlar. Tavır alıyor gibi durmak istemiyorum, zaten ben yatağa dönmezsem, onlar benim yanıma geliyorlar.

Gürültüleriyle beraber.

O sesler nerelerinden çıkıyor bilmiyorum, burunlarından galiba, yeni burun taktıracak halimiz de yok, problem de çıksın istemiyorum, gerisin geriye, yatağa dönüyorum.

* * *

Ufak hiç sayılmazlar...

Maşallah yapılılar.

Anlayacağınız yatağın dörtte üçünü işgal etmiş durumdalar.

Bir de eskiden araları kötüydü, yıllar sonra ittifak yaptılar.

Geceleri artık kuzu sarması gibi uyuyorlar.

Ve ben ‘‘yatağın efendileri’’nin kimler olduğunu üçbuçuk yıl sonra iyice anlamış bulunuyorum.

Bu evde, kendi evimde, ben artık fazlayım.

Karizmam sıfır, yerlerde sürünüyor.

Geceleri, yatakta kıyıda köşede yer bulursam seviniyorum ve gözlerimi tavana dikiyor, hayatımın iki erkeğinin gürültülerini dinliyorum.

Ya da onları rahatsız etmeden, şimdi olduğu gibi, bedenimi yatağın ucuna iliştiriyor, asla bir bölü dörtlük alanımın dışına taşmıyor, lap-top'umu yere açıyor, kafam aşağıda, gizli gizli yazı yazıyorum.

Ama zor oluyor biliyor musunuz.

Kan beynime hücum ediyor.

* * *

Bilgisayarın cılız mavi ışığını saymazsak...

Oda zifiri karanlık.

Bir de tabii röportaj teybimin kırmızı ışığı parlıyor.

Çünkü gürültülü uyuduklarını ikisi de reddediyor.

Görecekler günlerini...

Onların seslerini kaydediyorum.

Yarın kahvaltıda dinleteceğim.

Ama bakın söylüyorum, sevgilim horlamıyor, sadece gürültülü uyuyor. Horlama fiiline karşı alerjisi var da. Bu meseleyi herhangi bir şekilde yazılı bir neşriyat haline dönüştürürsem, ‘‘Benim çocuklarımı doğurmayı unut, tamam mı?’’ diyor.

Açıkça tehdit ediyor.

Böyle bir şeyi göze alamam.

Kocaman burunlu çocuklarım olsun istiyorum!

* * *

15 dakikadır kayıttayım.

Aslında acıklı bir durum.

Kedim de, sevgilim de can çekişiyor gibi uyuyor.

Şaka gibi.

Biri duruyor, öteki başlıyor.

Kimbilir ne rüyalar görüyorlar. Kedimin de sevgiliminden aşağı kalır tarafı yok, kediler uyurken konuşurlar mı, bu konuşuyor. Söylenirler mi bu söyleniyor. Gündüz halledemedikleri meseleleri bunların ikisi de yatakta hallediyor. Sadece ses olsa iyi, bir de müthiş hareketliler. Bacaklar bir türlü yorganın içinde sabit durmuyor. Bahane hazır, oda sıcak, bacaklar bir oraya, bir buraya atılıyor. Bazı geceler sırtıma dirsek ya da ufak tekmeler yediğimi söylememe gerek yok herhalde.

Bir de yatağın içi yastık dolu.

Zaten istesem de o yastıkları aşıp, sevgilime ulaşmam mümkün değil.

Bana değil, yastıklara sarılıyor.

* * *

İyisi mi, ben artık bu yazıyı, burada keseyim.

Sizin için sadece bir pazar yazısı da... Ben büyük burunlu çocuklar yapmaya niyetliyim. Unutmayın tamam mı, Zafer horlamıyor. Sadece biraz gürültülü uyuyor!

HAMİŞ: Bu yazıyı yazdığımda geceydi. Sabah olunca pişman oldum. Şimdi hayata başka türlü bakıyorum. O sekiz saat içinde, gürültüyü ne kadar çok sevdiğimi, gürültüsüz asla yapamayacağımı, hatta bir tek gece bile geçiremeyeceğimi anladım. Kuş sesleri, mahallemizde yeni türeyen akordiyoncunun nağmeleri, Boğaz dalgalarının hışırtısı, korna bağırtıları beni kesmiyor. Anlıyorsunuz değil mi, desibelleri yetmiyor. Ben erkeklerimin, ‘‘yatağımın efendileri’’nin gürültüsüne alışmışım bir kere. Onlarsız hayat ne ki. Sadece ben mi? Siz farklısınız sanki? Sabırsızlıkla geceyi bekliyorum. Allah o gürültünün eksikliğini göstermesin!

X