Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Avrupa Birliği'ne bizi almazlar!..

SANKİ Türkiye, sığınacak yuva arayan bir sokak çocuğu...<br><br>Avrupa Birliği'ne girmezse kıyamet kopar.

Sanki Türkiye çaresizdir.

Bakıyorum da, en küçük sorundan uluslararası en büyüğüne kadar, her konuda aynı anlayışın esiriyiz.

Öylesine kaderciyiz ki...

Esasen kadercilik bile değil, tam tamına teslimiyet bu.

Vatandaş olarak her şeyi devletten bekleriz.

Söz konusu olan uluslararası bir mesele, örneğin AB'ye üyelik ise bunu bize "lütfedecek" olan yine başkalarıdır.

Böyle bakarsanız...

Daha çok beklersiniz.

***

Hafta sonunda Berlin'de AB'nin 50. kuruluş yıldönümü kutlandı.

25 Mart 1957'de imzalanan Roma Anlaşması ile 6 ülkenin ilk adımı attığı birlik fikri, 27 ülkeye ulaştı.

Aralarında biz yokuz.

Türkiye, "aday ülke" olarak sırasını "bekliyor".

Oysa Türkiye'nin "beklemenin" ötesinde yapması gereken o kadar çok işi var ki...

Yazdıklarımı, yeter artık "vazgeçelim" diye okumayın.

Ama Türkiye'nin seçenekleri olduğunu, olması gerektiğini de unutmayın.

AB, kuruluşundan bugüne yarım yüzyılı geride bırakırken, bizim ilişkimizin de neredeyse o günlerde başladığını hatırlayın.

1959'un temmuzunda başvurduğumuz AB ile ilişkimizin süresi, inişleri çıkışlarıyla tam 48 yıla ulaştı.

Bu zaman zarfında farklı siyasi partiler, iktidar olarak bu sürecin parçası oldular.

Muhalefetken başka, iktidarda başka bir söylem tutturdular.

Zaman zaman saman alevi gibi heyecanlı dönemler yaşasak da, genelde bizim tarafımız fazla ciddiye almadı bu ilişkiyi.

Son iki hükümet dönemine bakalım.

AB, AKP'nin meşruiyet arayışına "bayrak" oldu.

Bu parti, ne zaman ki kendini güvende hissetti...

AB ile ilişkileri boşverdi.

İşi bir "memur" anlayışına havale etti.

Ve sonunda üzerine ölü toprağı serpilmişçesine kesildi ilk iktidar günlerindeki rüzgár.

***

Antalya'da, Almanya'daki Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin konuğuyuz.

TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, kendini bu ilişkilerin iyileştirilmesine vakfetmiş bir isim.

Oysa, Başmüzakerecimiz Ali Babacan, bakanlıktan arta kalan zamanlarını Türkiye'nin 58 yıldır devam eden bu "rüyasına" ayırabiliyor.

O da sadece bir "memur" gibi...

Başmüzakerecinin bir bakan olması tercihi bile, konuyu ne denli ciddiye aldığımızın anlamlı bir örneğidir.

Sempozyumda DYP de var, CHP de; AKP'den ise hiç kimse yok.

Önümüzde iki önemli seçim var.

Hükümetten yeni bir hamle beklemenin artık zamanı değil.

Söz sırası size geliyor.

Bu dönemin karnesini de, gelecek dönemin yetkisini de siz vereceksiniz.

Sağduyunuz çok kimseyi şaşırtacak.

Ve bu sefer şaşıranlar her zamankinden çok olacak.
X