"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Anne, ben bienalden anlar mıyım?

Malum, 13. İstanbul Bienali’nin başlığı aynı zamanda bir Lale Müldür kitabı da olan “Anne ben barbar mıyım?”.

Önceki gün bienal işlerinin sergilendiği iki alana (Antrepo No:3 ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu) gittim ve kendi bienal temamı oracıkta big bang’ledim:
“Anne, ben bienalden anlar mıyım?”
Sergilenen işlerin ne manaya geldiğini anlatan bir rehberle bienal gezmek elzem ya, bu kez hiç oralı olmadım.
Rehbere gerek duymadan bakalım ne anlayacağım diye içeriye girdim. Ve işte olanlar, içimde kopan fırtınalar:

KARANLIK VİDEO ODALARI

- Öncelikle: Her iki mekânın da içi çok sıcaktı, söyleyeyim.
Hele video sergilenen odalar çok daha sıcak...
- Video sergilenen karanlık odalara gizli kamera konulsa ve oradakilerin davranışlarını sonradan izlesek hayli eğlenceli olabilirdi. Burnunu rahat rahat karıştıranlar, yandaki oğlanı/kızı kesmeye doyamayanlar, videodaki alt metni çözmüş bohem teyzenin yüzündeki Buda aydınlığı gibi gibi türlü insanlık hallerini dikizlerdik ne güzel...
- En sıkılmadığım video odası Shahzia Sikander’in “Paralaks” adlı işiydi, tavsiye ederim. Alt metni şusu busu bir yana meditatif yanı da var bu işin, içeride kalakalıyorsun izlerken...

SULUKULE RAP’İ

- En vurucu video ise açık ara Halil Altındere’ye ait. Fernando Meirelles’nin “Tanrıkent”ini andıran bir klip olan “Harikalar Diyarı” adlı eserde, Sulukule’nin TOKİ’lenmiş haline direnen semt çocukları çok sert çok şahane rap yapıyorlar.
Kaçırmayınız derim. Yumruk gibi iniyor mideye...

O DUVAR YOK MU...

- Antrepo No:3’e girer girmez karşılaştığım o duvarı (o da aslında sergilenen bir iş) yıkmak istedim.
Meğer yalnız değilmişim. Güvenlik görevlileri kendi aralarında dedikodu yaparken duydum; “Abi, az önce biri gelip duvarı yıkmak serbest mi diye sordu.”
- MÜHİM NOT
: Anne ben bienalden anlar mıyım adlı müstesna notlara devam edeceğiz, bugünlük bu kadar...

Şehir Atlası

- SANAT PARTİSİ... Murat Pilevneli, İstanbul güncel sanat dünyasının yaratıcı isimlerinden biri.
Galerist’ti, Pilevneli Project’ti derken şimdi de İstanbul Art News adlı hayli New York Times bir sanat gazetesiyle karşımıza çıktı.
Ve sanatın şehirde zirve yaptığı şu günlerde bir de parti verdi Mama Shelter’ın barında. Partide gazetenin doyurucu içeriği kadar Pilevneli’nin bir dönem çalıştığı sanatçılarla olan kavgaları da konuşuldu, keza borçlu ilişkileri de...

- 16 LİRALIK ÇORBA... Beyoğlu tarafına da bir şube açan Nişantaşı Delicatessen en sevdiğim mekânlardan biri.
Ama en son mönüde gördüğüm şu ibare bu sevdiğim mekâna yakışmayan türdendi: “Yayla çorbası 16.50”
Hani kurbağa bacağı çorbası ya da bilmem ne alengirine sahip şörelenk çorbası olur, o fiyatı anlarım. Yayla çorbasına 16 küsur lira alınmasını ise hiç ama hiç anlayamam. Nasıl derler, pes!

- LISA NEREYE UÇTU?.. Çarşamba gecesi Yalın konserinden çıkarken bir karı-koca durdurdu beni, “N’olur bu rezaleti yazın” diye. Daha önce Açıkhava’da olduğu duyurulan Lisa Stansfield konserine gelmişler, ama bir bakmışlar ki içeride Yalın konseri var.
“Evet, doğru” dedim, “18 Eylül’dü Stansfield konseri. Peki ne oldu kendisine?”
Şöyle yakındı çift: “Meğer BKM’ye almışlar konseri. Şimdi öğrendik. Bu değişikliğin duyurusunu yeterince yapamadıkları için kaçırmış olduk Lisa’yı. Bilet iadesi de yok. Yazık oldu!”

Meydana bakan kafelerimiz olsa?

Kadir Topbaş, Taksim Meydanı’nın şu anki haline ilişkin, “Dünyanın gelişmiş kentlerindeki meydanlara bakınız, ağaç yoktur. Ama biz yeşillendirme, şehir mobilyası ve zemin kaplaması yapacağız, daha bitmedi” dedi ve haliyle bugünlerde konumuz Taksim Meydanı.
Doğru, Avrupa şehirlerinin meydanlarında ağaç pek yoktur. En fazla eski bir havuz vardır belki... Ya da kaç yüz yıl öncesinden kalmış heykeller, binalar. O meydanların çok eski olduğunu unutmamak lazım. O yüzden göze batmıyor, hoş duruyorlar ya...
Peki Taksim Meydanı’na bakan kafeler daha çok artsa güzel olmaz mı?
Tıpkı “dünyanın diğer gelişmiş meydanlarındaki gibi” meydana nazır masalarını dışarı koysalar?
Turistler orada oturup nefeslense, bir şeyler yiyip içse?
Canlı görünmez mi meydan?
Asmalı’daki masalar çoktan kaldırılmış, tarih olmuşken bu arzum çok mu fantastik kaçtı acaba?

X