Alya’nın günlüğü

ALYA günlük tutmaya başladı.

Yandık!
Bazı harfleri gökyüzüne uçacak gibi duruyor ama basbayağı yazıyor. Zaten beni ilgilendiren, o harflerin nasıl göründüğü filan değil, zamanla oturur. Beni ilgilendiren ve tedirgin eden -evet itiraf ediyorum- kendini açık ve seçik ifade ediyor olması.
Eskiden bunlar küçücük çanta gibi şeylerdi!
Nereye koysan orada dururlardı.
Şimdi fikirleri, tespitleri, yargıları filan var, tehlikeli hale geldiler yani.
6 yaşında ama dünya görüşü var.
Yeri gelince yapıştırıyor lafı, beni eleştiriyor.
“Teşekkür ediyorum demedin” diyor mesela.
Garson hesabı getirmiş, ben öyle suskun kalmışım.
“Pardon haklısın” diyorum.
Gıcık değil ama bir sürü şeyin farkında.
¡
Bir de günlük çıktı başımıza!
Her gün bir sayfa.
Üstelik, “Bugün şu oldu, bu oldu”dan ziyade, karakter tahlilleri, mini mini portreler yazıyor...
En çok da bunu öğrenince tedirgin oldum.
“Eyvah beni nasıl anlatacak acaba!” diye korktum.
Aslında korkunun ecele faydası yok, o küçücük fıldır fıldır gözleriyle, nasıl görüyorsa, öyle anlatacak.
¡
Yine de hiç bakmadım günlüğüne.
Merak etmiyor muyum, ediyoruuuum.
Çünkü okuldan geliyor, yemek masasının bir ucuna oturuyor, “Anne, palyaço nasıl yazılır?” diye soruyor.
İnsan bir işkilleniyor, niye bu kelimeyi soruyor, ne demek istiyor, kim palyaço diye.
Ama sanki hiç merak etmiyormuş gibi, pııı, a, lııııılll, yaaa diye harflerin seslerini çıkarıp, ona uzaktan yardımcı olmaya çalışıyorum.
Yeni jenerasyon okumayı, yazmayı bizden farklı bir teknikle öğreniyor, fonetikle.
¡
Dün en mağrur ifadesiyle, “Sana okuyayım mı günlüğümü?” dedi.
“İstersen” dedim.
“Tamam istiyorum” dedi.
“Bak bu senin sayfan” dedi, “Seni çizdim de...”
“Çok güzel olmuş” dedim.
Başladı okumaya:
“Ben annemi çok seviyorum. Annem bana hikâyeler okuyor. Bahçedeki trambolinde havalara zıplıyoruz birlikte. Trambolini Oma Meki aldı. Annemin bir erkek arkadaşı var, o benim babam. Babam çok komik. Onu da çok seviyorum. Annem hep çalışıyor. İşi var sürekli. Ve hep yorgun. Birlikte kek yapacağız işi bitince. Ormanın yanında bir evde oturacağız. Hmmy Boy da bizimle olacak. O bizim tavşan. Babam koltukları yiyor diye kızıyor. ‘Onu kafese koyacağım’ diyor. Sonra ‘Şaka’ diyor. İmza: Alya.”
¡
“Ne güzel yazmışsın!” dedim.
Ama ben mahvoldum tabii.
Kendimi Burj Halife’nin tepesinden sallandırmak istedim.
“Annem hep çalışıyor”a taktım, evet doğru çalışıyorum, ama yine de şanslı, ben evden çalışıyorum, gerçi bu aralar biraz fazla iş seyahatine gittim...
Tam da suçluluk duyduğum şeyi bulmuş, gözüme sokmuş...
Ama daha da fenası, “Sürekli yorgun” demesi...
Ne yorgunu ya...
Bu bana annem yaşlı, ya da annem hep hasta demek gibi bir şey...
Full enerjiğim ben, oradan oraya kafası kesik tavuk gibi koşturuyorum, her şeye yetiştiğimi düşünüyorum, elimden geleni de yapıyorum ama 6 yaşındaki kızım bana “Annem hep yorgun!” diyor.
İsyan etmek istedim.
Ama ne diyeceğim, “Hayır ben yorgun değilim, günlüğünde benim için yazdıklarını değiştir” mi?
Diyemedim tabii.
Demek ki, beni öyle görüyor.
O an alıyorum ki onunla daha çok vakit geçirmemi istiyor...
¡
Sevgilim yanıma geldi o akşam...
“Sana bir şey söyleyeceğim” dedi.
“Efendim?” dedim.
“Ya tuhaf bir şey oldu, Alya günlüğümü sana okumamı ister misin baba dedi. Ben de ‘Tabii’ dedim. Benimle ilgili sayfayı açtı. Bir sürü güzel şey yazmış. Ama bir yerde, ‘Benim babam palyaço gibi’ diyor. Birden çok bozuldum. Bu çocuk beni öyle mi görüyor? Benim nerem palyaço...”
Gülmeye başlıyorum.
“Sana da palyaço mu demiş! Oooooo, seninki süper...”
“Nasıl yani?” dedi.
“Keşke bana da öyle hafif, eğlenceli bir şey söyleseydi. Bana, annem hep yorgun demiş, ben de ona bozuldum. Seninkinde bir şey yok, sen onu hep güldürüyorsun, komiklik yapıyorsun diye öyle söylüyor...”
¡
Anlayacağınız, 6 yaşındaki çocuğumuzun günlüğüne taktık bu aralar.
Bu bayram ablası Yaso burada.
Bakalım, onun hakkında neler yazacak.
Aralıkta, Babaçi, Oma Meki, ablam, eniştem, yeğenlerim, kardeşim ve eşi geliyor.
Ailenin, karakter tahlili tamamlanacak!
Ama ben kararlıyım, o zamana kadar kızımın gözündeki yorgun imajımı, enerjik, canlı ve diri anneyle değiştireceğim.

Anne, evin taşıyıcı sütunu

BABANI aradığına dair yazına ilişkin birkaç satır yazmak istedim. Ben de annemi kaybettim. Meğer bu yaz annemi son görüşümmüş. Hafta sonu çocukları alıp gitmeyi planlarken, bize ne pişireceğini konuştuktan sonra olanlar olmuş.
Ancak hastanede yoğun bakımdayken yetişebildim. Her şey iyiye gidiyor derken, birdenbire ‘daaann’ diye gidiverdi. Oysa, iyi şeyler söylüyordu doktorlar.
Öyle hızlı, öyle beklenmedik, öyle çabuk oldu ki her şey. Hayatımın öyle içindeydi ki, yaşamayı, yaşamı öyle çok severdi ki. Kimse inanamadı. Hatta vefatını haber verdiğimiz bir arkadaşı, babamın ‘Meral’i kaybettik’ cümlesine, ‘Nerede?’ diye bir yanıt verdi.
Ebeveynin ölümüyle, ilk kez ‘gerçekten’ ölümle tanışırmışız.
Hele ki bu anne olunca, adeta geçmişin, tarihçen, senin sen olma sürecin de gidiyor elinden, ölüyor, yok oluyor. Babamın bir gün öleceği benim için adeta bir fobi halini almıştı. Ama annemin öleceğini hiç düşünmemiştim, yakıştıramamıştım, aklıma bile gelmemişti. Anne gidince, evin tüm ışığı sönüyormuş meğer, öylece her şey kalakalıyormuş, sanki eşyaların bile, birden rengi soluyor, dünya sessizliğe gömülüyor. Ve en fenası babanı, annensiz görmek, resim artık eksik...
‘Ben kızamık aşısı oldum mu anne?’, ‘Hatırlıyor musun, ben de bayılırdım o filme anne’, ‘Ay anne nasıl gülmüştük!’, ‘Hiç de alakası yok, ben öyle bir çocuk değildim anne!’ cümlelerini kuramayacağını, bir daha asla annenin evine yemeğe gitmek gibi bir lükse sahip olamayacağını, daha doğrusu bunun nasıl da bir lüks olduğunun farkına varıyorsun...
Ve aldığın güzel bir haberde, moralinin bozuk olduğu bir günde, o numarayı çevirmek istiyorsun. Ve çeviriyorsun. Ben de çevirdim. Ben de aradım annemi. Ama ulaşamadım. Bir gün babam, annemin telefonundan aradı beni, o birkaç saniye sanki hiçbir şey olmamış gibi hissettim. Bir gün duyacak mıyım yeniden annemin sesini? Bilmiyorum. Bilenin de olduğunu sanmıyorum. Ama bir incir çekirdeğini bile yok etmeyen, insanı hiç yok etmez diye düşünüyorum...
(Seda.)

? Seda, bu bayram günü beni mahvettin! İçimi dışıma çıkarttın. Ama bir gerçeği de yüzüme vurdun: Evet haklısın, anne başka. Baba bir yana ama anne başlı başına ‘başka’. O, binanın taşıyıcı sütunu. Ben ‘gidenler’e takmıştım, anneme bir şey olma ihtimali aklıma bile gelmiyordu, tıpkı senin gibi, hâlâ da aklıma getirmek istemiyorum. Sana iyilikler, kolaylıklar diliyorum. Ve hemen annemin sesini duymak için telefona sarılıyorum...

Kelebek süper!

ŞAHANE işler yayınlıyor Kelebekçiler. Üst üste birbirinden ilginç röportajlar. Bayram bayram moralimi bozdular :) Tebrikler. Güzel işler, insanda güzel iş yapma isteği uyandırıyor. Ben de daha çok çalışacağım.
Yazarın Tüm Yazıları