"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Ahhh Bella!

Dünya gençliğini peşinden sürükleyen filme, yani “Twilight”ın devamı “New Moon”a gittim. ışte filmle ilgili naçizane raporum:

Bella (esas kızımız) ne zaman normal bir adam bulacak Allahaşkına? Kızcağız ya vampire aşık oluyor ya da gidip kurtadama meylediyor. Gerçi kız da haklı. Ona asılan en normal (yani ölümlü) tip tam bir hayal kırıklığı. En dandik adrenalin filminde dahi tuvalete gidip kusuyor sümüklü. Bellacan napsın? 

Genç kızlarımız farkında mı bilmiyorum, ama Bella karakteri üzerinden hepsi aynı ucuz pakete konuluyor. Nasıl mı?

Şöyle: Bella delicesine sevdiği adam gider gitmez, hemen bir başkasına yamanmakta sakınca görmüyor. Çünkü yalnız kalmaya katlanamıyor. Tamam, bunu üç sonra yapıyor belki. Bunalımlar geçiriyor çeşitli. Ama eninde sonunda yapıyor işte.

Üstelik bunu tam da hakkıyla yapmayarak, karşısındakini (zavallı kaslı genç kurtadam Jacob) adeta çıldırtıyor...

Oysa gururlu delikanlı vampir Edward öyle mi?

Bayağı acısından geberiyor 109 yaşındaki kırmızı rujlu/beyaz suratlı adam. 

Kurtadamlar sert, iştahlı, çocuksu ve sinirlidir; film bize bunu öğretiyor. Vampirler ise iyi giyinir, zengindir, soğuk görünümlü ama entelektüel/hatta şaircan tiplerdir (bakınız Edward nasıl okuyor Romeo ve Jüliet dizelerini ezbere).

O yüzden seyirci ayrım yapmaya, taraf tutmaya zorlanıyor.

Deniliyor ki ey genç seyirci, kurtadamcı mısın yoksa vampirci mi? Karar ver! 

Evet, ilk film kesinlikle daha iyiydi. Bu ikinci film gereksiz yere süresi uzamış bir televizyon dizisi kıvamında. Bazen “hadi bitse artık” dediğim dakikalar oldu.

Duygusallık kıvamı da bayıyor zaman zaman. 

Son olarak, bazı sahnelerde Bella’nın ne kadar çok Helin Avşar’a benzediğini fark ettim.

Bir Günay gecesi

Şehrin gazino kültürünü yaşatmaya çalışan tek mekan Günay.

Buraya tarihimde bir kez, o da epey oluyor, gelmiştim.

Şimdi yeniden, hakkında notlar almak üzere bu ikinci gelişim.

Daha doğrusu uğrayışım. Çünkü hiçbir yerde fazla kalamıyorum. “Uğramak” en güzel yaşam biçimi, tavsiye ederim.

Fazla konaklayınca suyu çıkıyor her şeyin...

Neyse. Günay dekorasyon olarak gıcırlaşmış. Yenilenmiş içi.

O köhne, siyah beyaz sıkıcı atmosfer kalkmış üzerinden.

Bu tarz yerlerin kulisi enteresandır. Gözlem yapmaya/analize doyamazsın, ilginç insanlarla doludur.

Günay’ın kulisine de “uğramadan” olmazdı tabii.

Meğer ilginç kuralları varmış kulisin.

Mesela orkestra elemanlarına içki servisi yapılmıyormuş.

Çünkü içip dağıtmalarından endişe ediliyormuş (önce Muazzez Hanım’a engel olsak?).

Hemen müzisyenleri savundum tabii, “Yahu her solistin orkestrası bir mi, yapmayın kardeşler”.

Neden bu denli ateşli savundum? Çünkü bana da aynı gerekçe gösterilerek içki getirmiyorlardı! Neyse ki, ikna oldular.

Bu arada habire bir çay servisi dönüyor kuliste, bildiğiniz gibi değil. Çay babam çay. Günay çay ocağı...

Kulisten çıkar çıkmaz hol gibi bir boş alan var. Varaklı koltukların filan olduğu. Baktım orada sigara tüttürülüyor. Burada serbestmiş meğer. Neden-nasıl, hiç anlamadım.

Ve içeriye geçtik... Masa donatıldı. Meyveler, kuruyemişler; gırla...

Bu tür yerlerde böyledir, masa özenle donatılır.

Bu sayede normal zamanda yemediğin kadar kivi ve muz yersin, bu işte bir terslik var dersin...

O gece de öyle oldu. Bir baktım, deliler gibi kivi ve muz yiyorum.

Vakit gitme vakti deyip hemen ıstanbul’un sisli gecesine karıştım. Kayboldum ortalıktan...

İLGİLİSİNE: Benim gittiğim gece Funda Arar sahnedeydi. Haftaya ise Özcan Deniz varmış. Sonra da Sibel Can. Fiks mönü -yerli içki dahil- en fazla 300 liraymış (masasına göre değişiyor fiyatlama).
Arzu eden gider, gitmeyenle de çay bahçesinde buluşuruz...

Yeşim Salkım haklı

Televizyon seyircisi açısından keyifli bir kapışma izledik cumartesi gecesi. Yeşim Salkım’la Okan Bayülgen, Serdar Ortaç yüzünden birbirlerine girdiler.

Ortaç’ın yaptığı müzikle Okan’ın arada bir dalga geçmesi, küçümsemesi Yeşim Salkım’ın hoşuna gitmedi ve bayağı didişti ünlü şovmenle...

Hatta Salkım, “Senin de ağzına bir ayar vermen gerekiyor” bile dedi Okan’a.

VTR arasından sonra Yeşim Salkım’ı programda göremedik.

Kendi isteğiyle mi gitti yoksa gitmesi mi istendi an itibariyle (pazar sabahı olmak üzere) bilmiyorum.

Ama Yeşim Salkım’ı -hayatımda ilk kez- haklı buldum.

Ortaç’ın müziği eleştirilebilir/hatta dalga geçilebilir, tamam.

Peki o zaman ısmail YK’nın ne işi var programda?

Aynı pop formülünü YK da uygulamıyor mu?

Sanırım Serdar Ortaç, ısmail YK gibi konuk gelseydi, muamele daha farklı olurdu. Salkım da buna isyan etti zaten.

X