Acemi yelkencinin yaz planları

Mart kapıdan baktırıp, kazma kürek yaktıracak mı meçhul olsa da, yaz iyiden iyiye yaklaştı.

Yaz diyorum, çünkü küresel ısınmanın baharları ortadan kaldırıp, ahir ömrümüzü iki mevsimden ibaret kılacağını söyleyenlerin öngörüleri doğru çıkacağa benzer. Sanırım yine birdenbire kıştan yaza geçeceğiz. Elveda baharlar. Elveda pastırma yazları.

Halki’nin hayatımıza girmesi ile yazlar bir başka türlü planlanır oldu; planlayamıyoruz. Hafta sonlarını teknede geçirme isteği İstanbul dışına çıkmayı, tatile gitmeyi çok güçleştiriyor. Ege ve Akdeniz, herkes kör uykudayken havlularını havuz başında içtimaya çıkartıp yer kaptıktan sonra yeniden yataklarına koşan Avrupalı turistlerin üçotuz paraya kaldığı tatil köylerinden geçilmezken İstanbul ve Halki bize yetiyor; şimdilik ama...

Fenerbahçe’den açılıp Adalar etrafında dolaşmak, Heybeliada’ya uzanıp, güney kıyısındaki terk edilmiş askeri iskeleden adaya çıkıp, küçük kumsalda denize girenleri izlemek, hızla geçen İDO deniz otobüsünün büyük dalgasında yalpalamak, yaklaştıkları, makine gürültüsünden ziyade davul, zurna ve darbuka sesleri ile anlaşılan Ada vapurlarından ve kiralanmış dev dolmuş motorlarından uzak durmaya çalışmak, marina girişleri, marina çıkışları, uzun havuzluk kahvaltıları, akşam yemekleri. Ertesi gün, bir sonraki hafta sonu... Aynı. Ama sıkılmıyoruz.

*

Teknelerin büyüsü biraz da bu işte. Evden uzakta bir başka ev tekne. Ya da bir köpek, bir kedi gibi bağlanıp, sevdiğiniz bir canlı. Hele bu duygular bir de hayat ortağı ile paylaşılırsa... Ama elini üstünden hiç çekmeyeceksin. Çoluğa çocuğa, evcil hayvanlara, eve nasıl bakıyorsan tekneye de öyle bakacaksın. O hapşırırsa, sen zatürree olursun; bileceksin.

Halki’nin bakım zamanı. Denizden çıkacak. Altı temizlenecek. Sakalları, bıyıkları kesilecek. Zehirli boya atılacak. Ön güvertede bir yerden az da olsa başaltına su geliyor; onun çaresine bakılacak. Yakıt deposu boşaltılıp elden geçecek. Motor bakımı yapılacak. Belki yelkenler değişecek. Sonra... Ver elini Marmara.

Ama nasıl? Hálá acemiyim. Girişler, çıkışlar gözümde büyüyor örneğin. Ama açıldıktan sonra büyük hata yapmıyorum; onu da gördüm. Mesafeleri koruyorum. Çevremdeki teknelerin hareketlerini yakından izliyorum. Anadolu yakası kıyılarındaki riskli bölgeleri biliyorum. Yelken ayarlarında çok sorun yaşamıyorum. Rüzgar sağanaklarında zorlanmıyorum. Sürekli 18-19 deniz mili esen güzel rüzgarda Halki’yi neredeyse tam arma kullanabiliyorum. Ama yine de...

Planlayamadığımız yazın, şimdiden planlanmış hafta sonlarını, ürkekliğime rağmen iştahla bekliyorum.

*

Yıllardır yelken yapan dostlarımın kocaman tekneleri sakin bir şekilde kullanmasını çok izledim. Yılanın belini kırmayacak şekilde dümen tutarlar, rüzgarı kulaklarının arkasında, parmaklarının ucunda hissedip yelken ayarı yaparlar, hızlı seyrederler ve hızlı yaşarlar. Yaptıkları işi o kadar kolaymış gibi sunarlar ki, kıskanırım.

Bir de yıllarını denizde geçirmiş olan, deniz kurtları vardır. Fırtınalarda ne yapacakları sanki genlerine işlenmiştir. Yüzlerinin sakinliği gerçekten de içlerindeki dinginliği yansıtır. Issız koylarda demir atıp haftalarca orada kalırlar, hep teknede yaşarlar. Pruvalarının altından onlarca okyanus aşacak kadar deniz geçmiştir. Onları kıskanmam. Sabırlarına, zarafetlerine ve alçakgönüllüklerine hayran olurum.

Denize emin bir şekilde açılmanın altı kuralı vardır: planlama, hazırlanma, sağduyu, kararlılık, sabır ve şans. Aslında bunlara deneyimi de eklemek gerek. Ki deneyim, altı kuralın bir bileşkesi, büyük toplamı. Sorun da o zaten: Bende deneyim az. Ürkekliğim bu yüzden. Sağduyum cesaretimi buduyor. Doğrusu da bu zaten.

Bu yaz kararlıyım: Ürkeklik kesinlikle gidecek. Kendimi dümen başında, direksiyon tutar gibi olmasa da rahat hissetmek istiyorum artık. Ondan sonra Halki’nin Ege maceralarını okumaya hazırlanın!

Efsane teknenin umut yolculukları

İngiltere’nin efsane teknelerinden Gipsy Moth IV, dünya turunu tamamladığı 1968 yılından sonra bir diğer efsane tekne Cutty Sark ile birlikte Londra’nın Greenwich semtinde beton bir mezara konmuştu. Amaç, rekortmen tekneyi insanlarla buluşturmaktı. Ancak bir buçuk yıl kadar önce Gipsy Moth IV, beton mezarından çıkartıldı, halkın bağışlarıyla restore edildi ve yeniden denizlere kavuştu. Şu sıralarda Büyük Okyanus’ta Galapagos Adaları’na doğru seyrediyor. Yolcuları ise ilginç: Sorunlu ya da hasta çocuklar. Gipsy Moth IV, denizin iyileştirici gücünü çocuklarla buluşturuyor.

Francis Chichester dünya turundan 1968 yılında döndüğünde henüz Sir değildi ve teknesinden de hiç memnun kalmamıştı. Kraliçe, başarısından ötürü onu onurlandırdı ve şövalye unvanı verdi. Huysuz bir adam olduğu söylenen Sir Francis ise çok oynak olduğunu, dümen tutmadığını söylediği Gipsy Moth IV’ün beton bir mezara konmasına ses çıkartmadı. Belki de tekneyi, başarısının en önemli tanığı ve aracı olarak sunmak istiyordu.

Deniz efsanelerini kayda geçirme ve koruma konusunda örnek alınması gereken İngilizler yıllar sonra Gipsy Moth IV’ü onarıp, modernleştirdi ve ilk halinden de iyi bir duruma getirdi. Yeni bir ömür kazanan tekne Eylül 2005 yılında çektiği uzun seyrin dokuzuncu ayağını bitirmek üzere.

Bu kez misyon farklı: Rekor kırmak değil, hayat vermek, umut vermek. Her ayakta değişen ekipte, yoksulluk nedeniyle istediğini yapamamış, öğrenim güçlüğü çeken ya da kanser olan ve yaşları 16 ile 23 arasında değişen üç genç bulunuyor. Bu gençler, projeyi destekleyen sivil toplum kuruluşları tarafından İngiltere’deki okullar taranarak belirleniyor.

Birçoğu için Gipsy Moth IV ile yapılan bir yolculuk kısa yaşamlarında karşılaştıkları ilk önemli fırsat; yolculuk onlara yeni beceriler ve bir ekip oluşturmanın sırlarını öğretiyor. Hepsinden önemlisi umut veriyor. Ekibin kalan kısmı ise değişmiyor. Üç profesyonel denizci, kaptan ve iki yardımcısı olarak Gipsy Moth IV’de görev yapıyor.

İngiltere’nin Plymouth Limanı’ndan ayrıldıktan sonra Cebelitarık, Kanarya Adaları, Karayipler ve Panama üzerinden Büyük Okyanus’a geçen Gipsy Moth’un genç ekip üyeleri mola verilen her limanda o ülkenin kültürü ile ilgileniyor, orada yaşayanlarla kaynaşıyor ve önemli yerel ve çevresel projelere katkıda bulunmaya çalışıyor. Bu limanlarda yaşayan gençler de Gipsy Moth IV’de seyirlere katılarak teknenin büyüsünü yaşıyor.

Amie’nin değişen HAYATI

Amie Londra’nın güneyindeki Peckham semtinde yaşayan genç bir kız. Yakında yıkılacak olan çok katlı bir belediye konutunda ailesi ile yaşarken ilgilenmiş bu projeyle. Bölge sert bir bölge; uyuşturucu kullanımı ve satışı yaygın. Saksafon çalıp, rap müzik yazan Amie, milyonda bir olasılık diye düşünürken, hayatının yolculuğu için seçildiğini öğrenince şaşırmış. Duraklardan birinin annesinin doğum yeri olan Karayip Adası Barbados olduğunu öğrenince şaşkınlığı coşkuya dönüşmüş. Tekneye ilk bindiğinde deniz tutması bile caydırmamış onu ve sonunda seyir defterine: "Dümen tutmak olağanüstü bir keyif" diye not tutabilmiş. Amie, şimdi denizci olmak istiyor. Projenin önemli ortaklarından İngiltere Yelken Akademisi’nde eğitim alacak olan Amie, "Yelken yapacağım. İşim bu olacak. Çok aşağılardan başlayabilirim. Sevdiğim işi buldum" diyor.

Yacht Türkiye bayilerde

Denizseverler yeni bir tekne ve denizcilik dergisi ile buluştu. Doğan Burda Dergi Grubu tarafından yayınlanan Yacht Türkiye’nin ilk sayısında yelkenli tekneler ve motoryatlarda son modeller, yeni ürünler ayrıntılı biçimde tanıtılıyor.

Yılmaz Öztürk’ün Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptığı dergide röportajlara, dünya denizlerindeki Türk yelkencilerin öykülerine, tekne deneme seyirlerine, insan- tekne aşklarına yer veriliyor. Yacht Türkiye’nin, denizciliğe ilginin hızlı arttığı bir dönemde, dergi okuruna kaliteli bir seçenek sunmayı hedeflediğini belirten Öztürk, "Denizle ilgilenen herkes bu dergide kendisini ilgilendiren bir şeyler bulacak. Haberleri, yazıları ve görünümü ile fark yaratacak bir yayın hazırladık" diyor. Yacht Türkiye her ay yayınlanacak.
Yazarın Tüm Yazıları