"Banu Şen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Banu Şen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Banu Şen

A la turca Türkiye siyasetinin İzmir halleri

Ünlü siyaset bilimci Prof.Tanju Tosun, 9 Eylül kutlamalarında yaşanan krizi ve olası erken seçime etkisini kentin genetik özelliklerinden yola çıkarak değerlendirdi.

İzmir zaman zaman bunu yapıyor. Geçen haftada da böyle oldu. 9 Eylül Kurtuluş Günü törenlerinde başlayan bayrak krizi, bir haftayı kaplayan siyasi polemiğe dönüştü. Komite, yeni yönetmelik gereği valiliğe temsili bayrak çekimini törenlerden önce çıkardı. İzmirlilerin ve CHP’lilerin tepkisi sonrası Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da devereye girmesiyle bayrak çekildi. Ancak bununla da bitmedi, törenler sırasında Günay’a protesto gösterisi yapıldı. Bunun üzerine AK Parti’li ve CHP’li siyasetçiler tartışmaya tutuşurken, krize bir de Vali Cahit Kıraç ile Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun açıklamaları eklendi. Tüm bu yaşananları ve kentin ruh halini ünlü siyaset bilimci, EÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Tanju Tosun’la konuştuk...

A la turca Türkiye siyasetinin İzmir halleri

Geçen hafta İzmir’de kurtuluş gününde yaşanan bayrak tartışmalarının kökeninde sizce ne yatıyor?
- Bence, İzmir gündeminde halen bayrak krizi olarak yer almaya devam eden tartışmaların kökeninde, 9 Eylül kutlamalarının yöntemini belirlemek amacıyla toplanan komitenin konuya ilişkin yönetmeliği çok katı yorumlaması yatıyor.

Peki, olanları nasıl yorumluyorsunuz?
- İnisiyatif kullanamayan, tek doğruyu önündeki yazılı metinlerde gören kanuncu anlayışın İzmir’deki izdüşümü bayrak krizini doğurmuştur. Kriz kentteki siyasi aktörlere sıçrayınca, sağduyu yerini politik hesaplaşmaya bırakmıştır. Törenler sırasında Bakan Ertuğrul Günay’a yönelik tepkiler, ardından taraflar arasında süren tartışmalar kentte rakiplerin bir süreliğine gömdükleri politik savaş baltalarını yerlerinden çıkarmaları olarak okunabilir. Bu süreçte yaşananlar her yönüyle
A la turca Türkiye siyasetinin İzmir halleri...

Hiç kimseye yaramaz
Bu kriz nasıl çözüldü? Ya da çözüldü mü? Başka krizlere gebe olur mu? Seneye ya da benzer bir törende aynı filmi bir kez daha izler miyiz?
- Krizin sürmesini isteyenler var. Şimdilik dozu azalmış görünüyor. Krizin sürmesi ne AK Parti’ye ne de CHP’ye yarar. Özellikle AK Parti’ye hiç yaramaz, hatta sürdürülecek bir kriz siyasi bumerang etkisi yaratarak, tahrip edici geri dönüşlere neden olabilir. Taraflar artık İzmir’in, İzmirlilerin, tabii ki son tahlilde kendi yararları için yaratıcı, yenilik doğrucu gündemle meşgul olmak zorunda. Siyasette sembollere mahkum olmak dipsiz bir kuyu. Akıllı mülki idareci ve siyasetçiler, İzmir’in gündemini önümüzdeki dönemde bu tür krizlerle meşgul etmemeli.

İzmir’in benzer tepkileri daha önce de veren bir şehir olduğunu düşünürsek, bu yorumunuz ışığında da İzmir’i nasıl bir şehir olarak tanımlarsınız?
- İzmir’i sosyal-psikolog Nuri Bilgin’in tanımını ödünç alarak şöyle tasvir edebiliriz: “... farklı bir şeyler yapma yollarının daima açık olduğu... araziye uymak yerine hakim dalgalara karşı örtük ve sağduyu temelli bir direnişin gözlendiği yer... Herkesin yürüdüğü patikalar yerine keçiyollarını deneyişi, dıştan kendini dayatan tercihler yerine kafa karıştırıcı bir tercihte bulunuşu, kurala, standarda, normale, beklenene, elverişli görünene karşı keyfiliğe sapışıyla isyankar bir kent... Gidişata kapılmayan huysuz bir kent...” İzmir tanımdaki halleriyle tekin bir kent değil.

Bu hali siyasi mi, yoksa kentin genlerine işlemiş bir genel ruh hali mi?
- Bu süreçte açığa çıkan tepkilerin siyasi boyutunu yok saymak tabii ki mümkün değil. Toplumsal olguları siyasi arka plandan ayrı düşünemeyiz. Fakat bu tepkiyi siyaseten nemalanma gibi yüzeysel yaklaşımlarla da açıklamak mümkün değil. Şurası da bir gerçek ki tarafların siyasi kar maksimizasyonunu da yok sayamayız. Son tahlilde tepkileri anlamaya çalışırken, özellikle son yıllarda kentin genlerine yerleşmiş “Böyle gelmiş, böyle gitmez” anlayışını referans almak gerekir. İzmirli bu anlamda dayatılana karşı koyan protest bir ruh haline sahip. Doğrudur, yanlıştır ayrı mesele... Ama, genel kabullere  karşı kendi doğrularının, dünyevi alışkanlıklarının egemenliği için taviz vermeyen bir mizaca sahip.

Özgürlüğüne düşkün
İzmir’i anlama kılavuzu başlığında bir yazı yazacağınızı söylemiştiniz. O yazıdan yola çıkarsak küçük ipuçları verdiğinizde hangi ilginç detayları paylaşırsınız?
- İzmir’i anlamak için yazar Pia Petersen’in “özgürlük ve marjlar arası ilişki” ifadesini veri alabiliriz. Ona göre marjlar toplumsal hayatı çoğunlukta bulunanlardan farklı biçimde algılayanların mekanıdır. Marjlar matematiksel biçimde her şeyin hesaplandığı, öngörülebilir olması istendiği, tahmin edildiği ve süratle rasyonelliğin hakim olmaya başladığı bir dünyada, istenilenin aksine düzensizlik, tektipsizlik noktasıdır. Marjlar varsa “Bu böyledir, böyle olmalıdır” yoktur. Hayat olağanın ve olması istenenin dışında akıp gitmektedir. Bu anlamda marjların olduğu bir düzende muktedirlerin düz okumaları rağbet görmez. İzmir, Petersen’in ifadesindeki gibi marjları sayesinde özgürlüğü yaşayan bir kent. Düzenin cazibesine, getirilerine rağmen, tercihini başına buyruk yaşama adına düzensizlik yönünde yapabilen aykırı bir kent.

İzmir’in bu ruh hali başka şehirlere de sıçrar mı?
- Sosyal kontrollerin tayin ediciliğini İzmir’de gözlemlemek zor. Bu kontrolün devreye girdiği tek alan herhalde İzmirli kimliğine ilişkindir. İzmirli kimliğinin en yalın görünümü, gelenekten devralınan, kente dair yaşam alışkanlıkları temelinde işleyen değerler, semboller, alışkanlıklar ve bunlara sahip çıkma, nesilden nesile aktarma alışkanlığı. Bu nedenledir ki İzmirli gelenekten geleceğe aktarılan yaşama ait dünyevi alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı. Bunu laikçi ya da ulusalcı fetişizm yorumlarıyla açıklamak zor. Bu bir tür sahiplenme, aidiyet duygusu. Bu duygunun başka şehirlere sıçraması ise kolay değil. Biraz efelik kültürüyle yoğrulmuş Egeli, Akdenizli olmanın kazandırdığı kendine özgü bir meziyet.

Hesaplı kitaplı değil
Tüm bu yaşananların seçimlerin erkene alınmasına denk düşmesi tesadüf mü?
- Kanımca bu süreçte yaşananlar, hesabı, kitabı yapılmış, öngörülmüş, gerçekleşmesi istenmiş politik rasyonellikler değil. İzmir’de hayatın akışı içinde, bir tören alanında süreçte biriken tepkilerin dışa vurumu... Tepkinin yöneldiği siyasi aktör, bir zamanlar yolu sosyal demokrasiden geçmiş biri olunca, tepki, tepkiyi koyanlar adına daha şiddetli ve adeta öç alıcı tarzda gerçekleşiyor. Tabii ki bunu makul görmek mümkün değil.

İzmir’de seçim atmosferi erken mi yaşanmaya başladı?
- İzmir’de seçim atmosferi erken yaşanmaya başlamadı. Çünkü bu kent AK Parti’nin İzmir’i alma, CHP’nin tapulu arazisine gecekondu yaptırmama sevdası nedeniyle siyasi rekabetin her daim yaşandığı bir seçim çevresi. CHP için elinde tutmaya ant içtiği bir kale, AK Parti için simgesel ve politik anlamda modernitenin fethedilmesi zaruri hale gelmiş son rakip kalelerinden. Bu yüzden sandığa gitme tarihinin yakın ya da uzak olması rekabetin şiddetinin artması ya da azalması anlamında önemli değil. Taraflar sürekli rakiplerini kolluyor, hata yapmalarını bekliyor. Rakibin hatalarını kar hanesine yazma adına zaman zaman fair play kurallarının dahi dışına çıkıyorlar. Son tahlilde ise yorulan İzmir ve İzmirliler oluyor.

Oy bagajları doldu
Zaman zaman yoklama ve araştırmalar yapıyorsunuz. İzmir’de son durumla ilgili elinizde veriler var mı?
- Elimde şu anki durumla ilgili açıklayabileceğim bir veri yok. Bir siyaset bilimci olarak anlık politik tercihlerden ziyade, İzmirli seçmenlerin trendleri beni daha fazla heyecanlandırıyor. Bu bağlamda akademik anlamda İzmir’de son genel seçimlerde ortaya çıkan eğilimleri inceleyen bir çalışmamızdan yola çıkarak değerlendirme yapmak isterim. Siyaset bilimi terminolojisiyle söylersek, İzmir’de CHP ve AK Parti’nin oy bagajları dolmuş durumda. İki partinin de 12 Haziran 2011’deki oy tabanlarının yerleşikliğinden yola çıkarsak, AK Parti’nin Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanmak, CHP’nin ise 2009’daki ilçelerin tümünde belediye başkanlığını korumak için kimlerden oy alabileceğini merak ediyorum doğrusu. Şunu söylemek istiyorum, İzmir seçmeninin oy dalgalanmasının da bir sınırı var. Sınırı aşan dalgalanmalar sürpriz olur.


Yönetmelik ne diyor?
Eski yönetmeliğin 7. maddesi mahalli kurtuluş günlerinde bayrağın göndere çekilişini düzenlerken, yeni yönetmelikte bu konuya yer verilmedi. Yeni yönetmelik politik sistemi militarist sembollerden arındırma gerekçesiyle çıkarılsa da, bayrak gibi politik sembolizmin ötesinde ulusların direniş ruhunu yansıtan araçların törenlerde nasıl kullanılacağı, özellikle bayrağın göndere çekilmesi bağlamında belirsiz kalmıştır.

Düz mantık eseri
Dar anlamda düşünüldüğünde, eski düzenleme yenisinde yoksa, yasaklayıcılık söz konusu deyip düz mantıkla değerlendirme yapılabilirdi. İzmir’de komitenin başkanı maalesef bu mantık çerçevesinde konuya yaklaşmıştır.
Burada kanımca asıl mesele mülki idare temsilcisinin yeni yönetmeliğin tören ve kutlama komitelerinin oluşumu ve görevlerini düzenleyen maddeyi dar anlamda yorumlamasından kaynaklanıyor. Oysa ki düzenleme çok açık: “Ulusal bayram... tarihi günlerin anlam ve önemine uygun ve halkın azami derecede katılımını ve coşkuyla kutlanmasını sağlayacak ve milli onur gereklerine uygun tören ve katılma programlarını hazırlamak ve uygulanacak genel esasları belirlemek.” Bu düzenlemenin ruhuna sadık kalmak yerine, “Yeni yönetmelik eski yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır. Yeni yönetmelikte eskisinde olduğu gibi göndere bayrak çekilmesiyle ilgili bir düzenleme yok, o halde göndere bayrak herhalde çekilemez” şeklindeki düz mantık kanımca kenti gereksiz bir gerilime sürüklemiştir.

Ankara ne der?
Mülki idare temsilcisi niye böyle düşünmüştür diye baktığımızda, konu aslında çok basit: Tipik bir idare-i maslahatçılık ya da kariyer endişesi veya “Ankara ne der?” sorusuna yanıt bulamaması. Oysa yapılması gereken tek şey bu kentin ruhunu okuyabilmekti. Tabii ki bu noktada asıl düşündürücü olan, kentin sivil itirazı ve İzmirlilerin sivil itaatsızlığı karşısında İzmir’de devlet aklı nasıl olup geri adım atıyor da, Aydın ya da Manisa’da yönetmeliğin dar anlamda yorumlanışına pek fazla ses çıkmıyor? Neresinden bakılırsa bakılsın, kanımca mülki idare temsilcisinin yönetmeliği çeşitli gerekçelerle dar anlamda yorumlayışı bayrak krizinin asli fiili ve failidir. Deneyimli mülki idareci Vali Cahit Kıraç süreci yönetseydi farklı olur muydu diye düşündüğümüzde, meselenin kişilere indirgenemeyecek kadar zihniyet sorunlarıyla dolu olduğunu gözardı edemeyiz.


 

X